|| 14. Bölüm ||

2K 249 205

İyi okumalar!

~•~

Tek bir kelime etmemiştik ikimiz de. Öylece birbirimizin gözlerinin içine bakıyor, hızla atan kalplerimiz ve titreşen dudaklarımız eşliğinde sessizce duruyorduk. Onun zihninde ne düşünceler, yüreğinde ne hisler dolaşıyor bilmiyordum lâkin çok iyi bildiğim tek bir şey vardı.

Hayatımda ilk defa kendimi güvende hissetmiştim. Hayatımda ilk defa, birinin bana verdiği değeri gözlerinden okumuş, dokunuşlarında hissetmiştim. İlk defa birine sımsıkı sarılarak ağlamış, ilk defa duygularımı en çıplak haliyle birinin gözleri önüne sermiştim.

Doğduğum günden beri ben, ilk defa kendim olmuştum.

Dedikleri gibi; dünya gerçekten çok küçüktü. Konuşurken aramızda okyanuslar, dağlar barındığını düşündüğüm insan şimdi karşımdaydı ve elimi tutuyor, gözlerimin derinlerine bakıyordu.

Her insanın böyle bir anı vardır, değil mi? Hayatı boyunca asla unutamayacağı kadar derin bir iz bırakan o anlardan bahsediyorum. Tanrı biliyor ya, bu benim için kesinlikle öyle bir andı. Geçmişte yaşadığım tüm o felaketleri, babamın yaptıklarını, çektiğim acıları dahi unutturabilecek kadar kusursuz bir andı.

Gözlerimi yavaşça onun maviliklerinden çektim ve ellerimize doğru indirdim. Nasıl da sıkıca kenetlenmişti parmaklarımız birbirine. Beyaz boğumlu iri eliyle, tüm elimi asla bırakmayacak gibi sarıp sarmalamıştı. Yumuşacıktı dokunuşu, sıcacıktı teni...

Sevgi de böyle ısıtır mıydı insanın kalbini? Bu yüzden miydi onca insanın bir aşk uğruna dünyayı yakıp yıkması? Bu yüzden miydi geçirdikleri o uykusuz, cehennemden farkı olmayan günler? Bu yüzden miydi yazılan onca gözyaşı dolu şiir, feryat dolu paragraflar?

Sevgi bu dünyadaki en yüce duygu muydu?

Tüm bu sorularımın cevabının, karşımdaki adamın güzel yüreğinde saklı olmasını umuyordum. Benim oraya girmeme izin verir miydi? Alır mıydı beni cennet bahçelerinden farkı olmayan kalbine?

"Neyi düşünüyorsun bu kadar derince, miniğim?"

Çeneme değen parmaklar ile gözlerimi kırpıştırıp kendimi ayırdım düşüncelerimden. Kurumuş dudaklarıma hafifçe dilimi sürtüp, boğazımdaki o sert yumruyu gidermek için yutkundum. Lâkin nafileydi, o karşımda, bana bu kadar yakın dururken...

Nasıl olur da heyecanımın üstesinden gelebilirdim?

Kafamı usulca iki yana sallayıp, ellerimize bakmayı sürdürerek tebessüm ettim.

"Olan bunca şey, ne güzel tesadüfler..." diye mırıldandım. O kadar uzun süreli sükûnetimin ardından kendi sesimi bile yabancılamıştım.

Çenemde gezinen parmaklarının, henüz ıslatmış olduğum dudaklarıma geldiğini ve onları usulca okşadığını hissediyordum. İyice yakınlaşmıştı bana, verdiği sıcak nefesleri tenimi okşayıp geçiyordu. Kalbim her geçen saniye ritmini arttırırken, zihnime büyük bir dinginlik yayılıyordu.

"Dünyadaki her güzel şey, birer tesadüftür kelebeğim. İnsan hayatı olumsuzluklar üzerine kuruluyken, güzelliklerin gelmesi birer şanslı tesadüftür. Ertesi günün, hatta gün değil, saniyenin bile ne getireceğini bilememektir tesadüf..."

O konuştukça ben kelimelerinin arasında kayboluyor, kendimi apayrı bir evrende buluyordum. Onun yazdığı yazıları, şimdi dudaklarının arasından çıkan o tanrısal sesi ile duymak; farklı bir boyut kazandırıyordu kelimelerinin derinliğine.

Dudaklarımı tekrardan dilimle ıslatıp, gözlerine baktım. Sanki kalbime hançer saplanmış gibi bir sızı hissettim göğsümde. İçim kıpır kıpırdı ona bakarken, onunla konuşurken.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin