"Bir arkadaş bıraktı diyelim"

154 12 0

Kırmızı, sirin, kısa eteklerimiz ucusuyor, ponponlarımız ayaklanmış, sanki dans ediyordu.

Her birimiz minik çocuklar gibi bir oraya bir buraya zıplıyor, çeşitli figürler yapıyorduk.

Bir parende attım. Ardından Ceyda'nın ellerinin uzerine basıp destek alarak ters takla attım.

Yesim Hanım alkışlıyordu.

"Bravo kızlar! Bahar, şıpagat açıp tezauratı başlat!"

Bahar denenleri yaptı. Yesim Hanım tekrar alkışladı.

Alkışlarının sesi birkaç kızın bağırış sesleriyle birleşmiş, adeta salonu coşkuyla kaplıyordu.

"En büyüüük bizim takım! Hadi aslanlar!"

Birkaç dakika sonra alkış ve bağırışma sesleri, basketbol topunu yere sektirdiğinizde çıkan seslerle birleşti.

Takım oyuncuları geldi ve antremana basladı. Barış ta vardı içlerinde.

Bana baktı, gülümseyerek el salladı. Ben de ona gülümsedim, el salladım.

Her dakika sayı atıyor gibiydi, gerçekten çok güzel onuyordu. Terli bedenine yapışmış tişörtü kaslarını iyice belirginleştiriyordu.

Sporcu tipi de ona çok yakışıyordu.

Takım ikiye ayrılmıştı, Barışların olduğu kısım kazanmıştı. Her bir sayıda figürlerimiz çopalıyor,

Antreman bitince soyunma odalarına koştuk.

Erkeklerin odalarından duş sesleri yukselirken bizimkinden yukselen sesler genellikle "Parfümünüz var mı kızlaaar?" gibisindendi.

Antreman okul sonrası olduğundan, çıkışta tüm kızlar olarak dondurmacıya gidecektik.

"Mira! Beklesene."

Barış sesleniyordu. Kafamı çevirip terli ve yakışıklı suratına baktım. Koyu mavi gözleri parıl parıl parlıyordu.

"Antreman sonrası erkeklerle dondurmacıya gidecekmişiz, öyle dediler; acaba bu binadan nasıl gidebiliriz? Orayı biliyor musun? Herkes kendi motoruyla gidecekmiş ama ben yolları tam olarak bilmiyorum."

Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Soğuk terlerin vücudumdan aşağı süzüldüğünü hissedebiliyordum.

"Şey, ım.. Bizde kızlarla dondurmacıya gidiyorduk, orayı iyi biliyorum. İstersen seni ben bırakabilirim."

Mira! Delirdin mi sen? Fazla yorulmuş olmalıyım, ya da antreman bende kafa falan yapmıştı! Ne demiştim ben?

"Tamam, iyi olur. Motorumla gideriz, yolu tarif edersin. Aynı zamanda seni de ben bırakmış olurum. Anlaştık mı?"

Kalbim sıkışmıştı. Gözleri gözlerimdeydi, yorgun bakıyordu ama içi gülümsüyordu.

Ne yapmıştım ben?

Bu özgüven de nerden gelmişti bana birden? Bu çocuk bana güç veriyordu. Onla vakit geçirdikçe kendime olan güvenim artıyordu sanki.

"Anlaştık. Kızlara haber vermeliyim ama önce.

"Tamamdır. Kantinin girişinde bekliyorum."

Çantamı hızlıca toparladım, telefonumu ceketimin cebine koydum. Victoria's Secret'ın PİNK parfümünden üzerime birkaç fıs sıktım ve hızla dışarı fırladım.

Kantin önünde bekliyordu. Duvara dayanmıştı. Yan profili çok düzgündü. Uzaklara dalmıştı, düşünüyor gibiydi.

"Ben hazırım, haydi gel." diye seslendim.

Motorsikleti oldukça pahalı görünüyordu fakat zincirleri paslanmıştı. Oturma yeri siyah deriydi, zincirleri hariç tüm parçaları yepyeni ve parlak görünüyordu. Bir servete mâl olmuş olmalıydı.

Motosiklerini her şeyden çok seviyor gibiydi, aşk dolu gözlerle ona bakıyordu ve her okul sonrası onu birkaç dakika boyunca parlatıyordu.

Önce o bindi. Ustaca motoru çalıştırdı, sonra da bana bir bakış attı.

"Gelmiyor musun?"

Yüksek ve geniş motosikletin üzerinden bacağımı attım ve onun arkasına oturdum.

"Sıkı tutun, hızlı sürerim. Kollarını belime sarabilirsin."

Baba bakıp küçümsermişcesine gülümsedi. Ben de ona alaycı bir gülümseme yaptım.

Kollarımı beline sardım, söylediği üzere. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki ağzıma kadar gelmişti sanki.

Onunlayken şu motorcu havasına girmiştim. Rahatlatan hafif ve serin rüzgar, saçlarımı okşuyordu. Beline sımsıkı tutunuyordum.

Sporcu, motorcu ve serseri. Hmm...

Tüm bedenim neredeyse ona değiyordu. Belini iyice kavramıştım, bacaklarım onun hemen arkasındaydı. Bedenim ona temas ettiğinden yine vücudumun ısı dengesini yine bozmuştu. (Bu duyguyu çok fazla yaşıyordum, artık buna bir ad bulmalıydım.)

Onunlayken nedense kendimi güvende hissediyordum.

"Karşıdaki kavşaktan sola dön, sonra dümdüz gidiyoruz. İlerideki yoldan sağ yap. Park yeri için arkadan dolaşmalıyız."

Park yerine geldiğimizde sert bir viraj yaparak motoru park etti.

Motosikletten inip kapının önüne yürüdük.

"Sen yoluma, ben yoluma tatlı şey. İçeride görüşürüz, belki."

İçeri birlikte girmememizin nedenini biliyorum. Onu benimle görünmek istemediği için suçlamıyorum. Üzülmedim veya kızmadım, gerçekten. İyiliğimi düşünüyor, anlıyorum.

Ardalar beni onunla görse herhalde benimle uğraşacaklar, başımı belaya sokmamdan korkuyor. Gözlerinden okuyorum bunu. O da bunu biliyor. Beni düşünmesi beni mutlu ediyor. Ne kadar serseri bir tip olsa da bana değer vermesi iyi bir şey.

Gerçi bana değer veriyor mu bilmiyorum. Beni önemsiyor mu? Beni gerçekten koruyor mu? Yoksa ben bunların hepsini kendi kafamda mı kurguluyorum? Benden hoşlanıyor mu?

Bu sorular aklımı her dakika kurcalıyor.

Tek istediğim ve ihtiyacım olan tek şey kafamı boşaltıp yorgunluğumu alacak bir kupa dondurma yemek, en azından bunu biliyorum.

İçeriye girip gözümle kızları aradım. Onları görünce el salladım, sonra da oturdukları masaya bir sandalye çekip oturdum.

İyi görünümlü, sarışın, genç bir garson, siparişlerimizi almak için geldiğinde, 2 top vanilyalı ve 2 top çikolatalı, üzeri karamel soslu sundae söyledik.

Minik ve renkli şemsiyelerden de elbette. Üzerine de kokteyl kirazlarından.

Şimdiden acıktım.

Kızlar aralarında sohbet ediyor, telefondan birikeriyle mesajlaşıyor, gülüşüyorlardı.

Uzakta Ardaların grubunu gördüm, Barış da beni farketmiş olacak, bana bakıyordu ve tek gözünü kırptı.

Ben de ona gülümsedim.

"Mira, nasıl geldin sen buraya? Taksiye de binmemiştin bizimle. Merak ettik seni." diye sordu Deniz.

Yağmur ve Ceyda önce birbirlerine, sonra bana bakıp gülümsediler. Bakışlarımız sayesinde birbirimizle anlaşmıştık. Telapatiyi gerçekten çok seviyorum.

"Bir arkadaş bıraktı diyelim."

Kar BeyazBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!