TELMAF/18

48.9K 2K 481


(Düzenlendi)

(Rüzgar'ın ağzından)

Sabaha kadar tavana bakıp durmuştum. Gözüme bir gram olsun uyku girmemişti. O bir oda yanımdayken ben burada onsuz yatamazdım ki. Uyuyamıyorum onsuz işte. Önceden nasıl uyuyordun diyenler vardır elbet. O zaman ona bu kadar bağlı değildim ki. Onunla hiç yakınlaşmamıştık bu kadar. En fazla kucağıma almıştım bayıldığında. Ondan öncede hep uzaktan takip ediyordum. Aslında şuan olması gerekende o ama dayanamıyorum. Onsuz olmak ölüm gibi zaten bana. Bende kalmaya başladığında beraber uyumuştuk. O zaman bu güne kadar uyuduğum en ama en iyi uykuydu. İlk defa huzurla uyumuştum o gün. Annem bile verememişti o huzuru bana. Annem şimdi yok ama olmasında zaten. Umurumda değil. Var işte bizimde bildiklerimiz. Babam. O öldü düşmanları tarafından. Bende onun hıncını almak için  mafya oldum ya zaten. Neyse konumuz ailem değil. 

 Amcası Ezgi'yi gelip aldıktan sonra uzun süre göremedim onu. Mafya işleriyle uğraşmam gerekti ama Ezgi'nin peşinde her zaman adamlarım vardı. Kağan gibi mesela. Onuda ben koydurmuştum hastane de Ezgiye göz kulak olsun diye. Gerçi onunla da konuşmam gerek Ezgiye fazla yakın davranıyor. Ama çocuğun yapısı . Kaç kere elimden aldılar çocuğu çocuk hala gülüyordu. Her şey eğlence onun için. Aslında bende öyle olmak isterdim onun gibi. Sorunları göz ardı edebilmek isterdim , her şeyi eğlenceye almak. Ama işte bende böyleyim. Seviyorum kendimi ben. Her şey elimin altında en ufak hamlemde de bir çok şeyi yapabilirim. İyiyim ben böyle ya.

 
Sabah daha olmamıştı yani güneş tam olarak doğmamıştı. Kafamın altında ki ellerimi çekip kafamı pencereye çevirdim. Saat yaklaşık 6 filan olmalıydı. Severdim böyle havaları. İstanbul'un en sessiz olduğu anlardır bu saatler.  Ellerimi tekrar kafamın altında birleştirip tavana bakmaya devam ettim.

Böyle hareketsiz sabaha kadar durduğum ilk değil. Defalarca kez böyle durumda oldum. Gözüme uykunun girmediği , sabahlara kadar gözüm açık tavanı izledim anlar. Birçok sebepten dolayı vardı. Şimdi sorunum Ezgiydi. Ben ona her yaklaştığımda kalbinin hızlanmasını hissedip kaşlarını çatması veya elini sürekli kalbinin üzerine götürmesi aklıma geldikçe yüzümde hafif bir tebessüm oluşuyor. Şuan ki gibi.

O kalbinin neden hızlandığına bir anlam veremiyor veya çoktan biliyor neden öyle olduğunu ama kendinden saklıyor. Ezgi aşka çok uzak biri. Ama yavaş yavaş aşk onu kendine çekiyor. Ona her yaklaştığımda benim de kalbim sanki yerinden çıkacakmışcasına atıyor.

Ezgiye aşık olduğumu bende zamanla anladım. Ezgiye onu neredeyse 1 yıldır takip ettiğimi söylemiştim ya aslında ondan öncesi de var. Yani ona aşık olduğum ama kendime yediremediğim veya açıklığa kavuşturamadığım zamanlar. Yaklaşık 6 ay filan kadar da öyle var. Ben bile ilk başlarda aşkımı kendime tarif edemezken , aşık olduğuma inanmazken , erkeklerden nefret eden , aşkı bilmeyen bir kızdan bana aşık olmasını hemen bekleyemezdim.

Dün onu öptüm çünkü istedim. Bana sarılmasını yanlış anladığım için değil biliyordum onun sarılmaya ihtiyacı olduğunu. Kafasında bir çok düşünce olduğunu ve bir sonuca varamadığını. Onun bilmesi gereken şeyleri benim bilmem ve onun bu bilinmeyen siktiğimin şeyleri yüzünden ağlaması sinirimi bozan şeylerden biri. Ona söylemek isterdim ama söylemesi gereken kişi ben değilim. Ya o piç amcası söyleyecek yada yalancı olan annesi. O kadından da nefret ediyorum.

Ezgi'nin anne diye onun için ağlamasından da nefret ediyorum. Yataktan kalkarken yeni yeni tepeme çıkmaya başlayan sinirimi hiç çıkmadan yatıştırmaya çalışıyordum. Sakin kalmalıydım ki Ezgi üzülmesin. Eğer o varken sinirlenirsem her şeyi söylerdim. Odada ki banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Korumalara bakmam gerekiyordu. Eser de gelmiş olmalıydı gece. Onunla ufak bir işimiz vardı halletmemiz gereken.  Kapıyı açıp odadan çıktım.

İLK AŞK {TELEFON SAPIĞIM} Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin