|| 13. Bölüm ||

En başından başla

Ne zaman ki tasmamın zinciri hafifçe kayıp minik ve tiz bir ses çıkardı, işte o zaman ikisi de hızla arkalarına dönüp öylece dikilmiş duran bana baktılar. Onlar bana dönmeden önce hızla yukarı geri koşmayı düşünmüştüm lâkin aptallık yapmamakta karar kılıp, olduğum yerde kalmıştım.

Mikasa elindeki kaseyi hızla bırakıp ayağa fırlarken Levi olduğu yerde durmuş, hafif bir tebessüm ile bana bakıyordu. Bakışlarını gördüğümde olduğum yere sinmeyi bekleyecek bir ifade beklemiştim ama aksine, öylesine sıcak bakıyordu ki ben de hafifçe gülümsemeden edemedim.

"Nasıl hissediyorsun Eren?" diye sordu Mikasa yanıma temkinle yaklaşırken. Üzerinde siyah bir bluz vardı, boğazına bir şal dolamıştı ve saçlarını bir toka yardımı ile geriye tutturmuş, alnını açık bırakmıştı.

"İy-" sesimin çatlaması üzerine boğazımı temizledim. "İyi hissediyorum... Um..."

Olduğum yerde bir süre kıvranıp, ikisine de tedirgince baktım. Bana neden bir şey demiyorlardı? Onlara yalan söylediğim için neden kızmıyor ve bana bağırmıyorlardı? Neden ikisi de bu kadar sıcak davranıyorlardı, her zaman oldukları gibi kibarlardı bana karşı?

"T-Teşekkür ederim beni... almaya geldiğiniz için..." sesim sonlara doğru iyice kısılmıştı, son dediğim kelimenin duyulmadığına emindim.

"Gel şöyle otur," diye masanın yanındaki sandalyeyi işaret etti Levi. "Ayakta kalmayın."

İtaatkar bir şekilde başımı sallayarak işaret ettiği sandalyeye doğru ilerledim ve yavaşça oturup, ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirdikten sonra gözlerimi masanın üzerindeki kaşığa odakladım. Suratlarına bakacak cesaret içimde hiçbir yerde bulunmuyordu, öylesine korkuyordum ki bana diyecekleri şeylerden.

Babam olsaydı şu an beni dövmüş, yaka paça odama fırlatmış olurdu. Onu düşününce tüylerim ürperdi, olduğum yerde hafifçe titreyerek yutkundum.

Çok, çok gergindim. Sessiz geçen iki saniye bile kabus gibiydi o anda benim için.

"Bir şeyler yemek ister misin?" diye sordu Mikasa. "Sen uyuyordun, biz de uyanmanı beklerken yiyelim dedik. Sana da hazırlayayım mı bir şeyler?"

Göz ucuyla ondan tarafa bakıp başımı hızla iki yana salladım, midem açlıktan sırtıma yapışmış olsa da onlardan yemek isteyecek yüzüm yoktu. Nasıl olsa beni evime yollayacaklardı, orada belki gizlice bir iki lokma yiyebilirdim. Tabii...

Babam beni öldürmezse.

Tekrardan bir titreme sarıverdi bedenimi, gözlerimi sıkıca yumup başımı iyice eğdim ve midemin bulantısının geçmesi için derin nefesler almaya çalıştım.

Ben sakinleşmeye çalışırken kulağıma birkaç kıpırtı ilişti, ardından bir kapının kapanma sesini duydum. Ve bileğimde bir el hissederek gözlerimi hızla açtım.

Levi sandalyesini yanıma çekmiş, yoğun bakışlarını doğruca yüzüme odaklamıştı ve morluklarla, kesiklerle dolu olan bileklerimi yavaşa tutuyordu. Hala iyileşmemiş olan kesiklerimin üzerinde başparmaklarını hafifçe hareket ettiriyor, her birine dokunarak onları hissetmeye çalışıyor gibi duruyordu.

Ben o anın verdiği korku, heyecan ve merak eşliğinde kavrulurken o derin bir nefes alarak bana baktı.

Dakikalar boyunca sadece baktı bana. Sanki suratımı ezberlemeye çalışıyormuş gibi yüzümün her santimini inceliyor, ara sıra kaşlarını hafifçe çatıyor, dudaklarındaki tebessüm sönüyor ve tekrardan büyüyor, nefesleri yavaşlıyordu. O beni incelerken ben de ona baktım, anlam veremediğim bir biçimde onun kuvvetli varlığı beni dinginleştirmiş, düşüncelerimi uyuşturmuştu.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin