|| 13. Bölüm ||

2.1K 254 323

İyi okumalar!

~•~

İçeriden gelen takırtılar her geçen saniye artıyor, ara sıra kulağımı dayadığım kapının önüne yanaşıyor ve usulca uzaklaşıyor, sonra tekrardan yakınlaşıp bir süre kesildikten sonra devam ediyordu. Evde birileri sürekli geziniyordu, duyduğum kadarıyla bunu anlamıştım. İki-üç kere Levi'ın sesini duymuş ve neredeyse kalp krizi geçirmiştim çünkü kapının çok yakınından gelmişti.

Evde birileri olanca harareti ile konuşuyordu, bulunduğum odadan bir şeyleri duyabilmem imkansızdı. Çıkıp çıkmamak arasında çokça gidip geliyordum, fakat bir türlü kapıyı aralayamamış ve dışarı adım atamamıştım.

Benim Omega olduğumu kesinlikle anlamışlardı. Boynumdaki tasmayı görmüşlerdi, beni yıkayan da her kimse bedenimdeki korkunç izlere tanıklık etmiş olmalıydı. Bunları onlara nasıl açıklayacaktım? Bana kesinlikle bir sürü soru soracak, onlara yalan söylediğim için bana kızacak, belki de yaka paça sokağa atacaklardı.

Ne yapmam gerekiyordu? Bu odada sonsuza kadar kalamazdım. Mutlaka bedenimi odadan dışarı sürüklemem ve olacaklar ile yüzleşmem gerekiyordu. Buna hazır olmadığımı hissetsem dahi, akşama doğru birinin odaya gireceği kaçınılmaz bir gerçekti.

Levi'ın odasında kalıyordum çünkü.

Birkaç adım gerileyip elimle yüzümü ovuşturdum ve kafamı sağa sola yatırarak boynumu esnettim, tasmanın verdiği sızı yüzünden acıyla ufak bir inildi dökülmüştü dudaklarımdan. Bu tasmadan nasıl kurtulacaktım ki? Kilidi babamdaydı ve demiri o kadar kalındı ki, kırabilmem veya kesilebilmesi imkansız sayılırdı.

Tasmanın sinir bozucu zincirini kıyafetimin içine tıkıştırmaya çabaladım, bir yandan da kapıya korku dolu gözler ile bakıyor, korkutucu senaryolarımdan birinin gerçekleşmesi olasılığına kendimi hazırlamayı deniyordum. Zinciri kamufle etmeyi başardıktan sonra elimi kapının kulpuna atıp yavaşça araladım, kapı sinir bozucu bir gıcırtı eşliğinde aralanırken merak ve endişe dolu gözlerim çoktan koridoru taramaya başlamıştı.

Görünürde kimse yoktu. Duvarlar tablolar ile doluydu, sanki rönesans döneminden fırlamış gibi gözüken bu tablolar, koyu krem ile boyanmış duvarlara antika bir görünüm katıyordu. Sağa sola bakınarak aşağı kata inen merdivenleri bulmaya çalıştım, çıktığım odanın yanında bir oda ve karşısında da bir tane oda vardı; yatak odası olmalıydılar.

Ses çıkarmamaya özen göstererek merdivenlere yanaştım ve aşağı inerek onlarla karşılaşacağımı düşündüğümde boğazıma doluşan baskıyı yok etmeye çalışıp yutkundum, onlara ne diyecektim ki? Bana neler diyeceklerdi? Aşağı inmem doğru bir davranış mıydı yoksa odada durup birinin gelmesini mi beklemeliydim? Beni evime geri mi yollayacaklardı?

Başıma gelebilecek şeylere dair öylesine korkutucu senaryolar dönüyordu ki kafamda, elim ayağım şimdiden tir tir titriyor ve tutmuyordu.

Merdivenin trabzanına sıkıca tutunup ufak adımlar atarak aşağı inmeye başladım, bir yandan da biri var mı diye kontrol edip tedirgince etrafa bakınıyordum. Birkaç dakika önce odanın önünden geçen ikili şimdi nerede olabilirdi ki?

Merdivenden inişim sonlandığında içeriden gelen tabak çanak sesleri, nerede olduklarını anlamama yetmişti. Bulunduğum yer büyükçe bir oda gibiydi, evin girişi sağ tarafımda kalıyordu ve karşımda birkaç koltuk ile kitaplık vardı. Sola doğru uzunca devam ediyordu, ileride bir yerden seslerin geldiğini anlamıştım.

Hafif adımlarımı devam ettirerek ilerledim, köşeden döndüğümde ise tezgahın başında durmuş, ellerindeki kaseyi kaşıklayarak yemek yiyen Levi ve Mikasa'ya gözüm çarptı. Benim mutfağın girişinde dikilmiş onları izliyor olduğumu fark etmemiş olsalar gerek, bir şeyler mırıldanıp işlerine bir süre daha devam ettiler.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin