1.9

689 63 3
                                    

Kabusla dolu bir uykudan -kurabiyelerini çaldığım için evsizin teki tarafından kovalanıyordum- gözlerimi açtığımda bir süre sersem sersem etrafı izledim ve o esnada odada bir şeylerin ters olduğunu fark ettim. Yanımdaki yer yatağı boştu ve Reyna ortalarda yoktu. Duvar saatine odaklanmak için gözlerimi kırpıştırdım. Ah, harika! Saat öğlene geliyordu ve tembel bir kutup ayısı gibi saatlerce uyumuştum! Gerçi hoş, pazar günleri yapacak da bir şeyim yoktu ki. Yumi kadar sosyal biri değildim ve genelde günüm odamda geçerdi. Ne sıkıcıydım böyle! Reyna'nın yeni arkadaşlar edinmesine şaşmamam gerekiyordu.
Yerimde doğrulunca gözüm direkt önümde duran boy aynasındaki yansımama çarptı ve bakışlarım hemen elimdeki parlak yeşilliğe kaydı. Neredeyse avucumun içinden koluma kadar parlıyordum ve bu ödümü koparıyordu. Telaşla yerimden sıçradığım gibi lavaboya koştum ve elime su çarptım. Kahretsin ki hiçbir halta yaramıyordu işte! Yüce İsa, neden parlıyordum?
Lavabodan ayrıldım ve bir yandan parlayan elimi incelerken kahvaltıya benzeyen bir şeyler bulma umuduyla mutfağa gitmek için odadan çıktım. Koridordan salona ve salona bağlanan mutfağa yürüdüm. Boş ve sessiz mutfak tezgahını görünce hayal kırıklığıyla -şey, aslında tahmin etmem gerekirdi; bu evde pek yiyecek bulunmazdı- arkama dönecekken gözlerim buzdolabındaki mor post-iti buldu ve yerimde duraksamamı sağladı. Yaklaşıp küçük kağıt parçasına yakından baktım.
Günaydın, Marie! ♡
Salondaki yemek masasına git! Öptüm ^*^ -R
İçeri ulaştığımda görmeyi beklediğim şey pembe ve mor renklerinden oluşan mutfak takımıyla hazırlanmış unicorn temalı bir kahvaltı elbette değildi ama tam da onunla bakışıyordum. Karşımda resmen pastel tonlarında pembe ve mavi renkli pankekler, mor bir kupada marshmallowlu sıcak çikolata, renkli bageller ve tek lokmalık minik pizzalar duruyordu. Ağzım istemsizce açıldı. Sanırım bundan sonra bu evde bu tarz şeylere rastlamaya alışmam gerekecekti. Öte yandan, bu kadar kocaman bir kahvaltıyı paylaşmadan bitirebileceğimi sanmıyordum. Acaba Reyna beni şişman bir patatese çevirmeyi düşünüyor olabilir miydi?
Masanın kenarındaki mor post-iti okudum.
Afiyet olsun! ~
Ben kaçtım. n.n
Dipnot: Geç kalmam! -R
Kendi kendime söylendim. İçim rahat değildi ve bunun sebebini bir türlü kabul edemiyordum. Derin bir nefes aldım ve masanın başına oturdum. Pekala, kötü hissediyordum çünkü Reyna henüz yeni tanıştığı bir çocukla randevuya çıkmıştı ve başına bir şey gelecek diye deli gibi endişe ediyordum. Tanrım, sanki onu sahiplenmiştim! Saçmalıyordum; hem daha geçen gün onu azarlamıştım. Düşüncelerim arasında boğulmamaya gayret ederek sıcak çikolatadan bir yudum aldım. Pembe tabağın ortasında duran pankeki tam ikiye dilimleyecekken kapı zili çaldı. Bu vakitte kimseyi beklemediğim için muhtemelen postacı olduğunu varsayarak yerimden kalktım ve kapıyı açmaya gittim. Kilidi çevirdim ve kapının kulbunu kendime doğru çektim. Karşımda -bir yerlerden tanıdık gelen- tam hatırlayamadığım beyaz tenli, kel bir çocuk duruyordu. Ela gözleri endişe doluydu. Neydi şunun adı? Yumi'nin sapık gibi bahsettiği çocuk... Ah, Jonny! Bekle, neden buradaydı ki şimdi bu?

👽Uzay Kız ⚢Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin