|| 10. Bölüm ||

1.9K 227 189

   İyi okumalar! 

~•~

   Saatlerdir gözümü bir saniye bile ayırmadan izlediğim tavanı, öylece izlemeye devam ediyordum. Pek bir şey düşünmüyordum, içimdeki büyük boşlukla birlikte bir oraya bir buraya bakıyor, duvarın boyaları dökülmüş kısımlarında, sanki bakmamla düzelecekmiş gibi gözlerimi oyalıyordum.

   Hangi günde olduğumuza, kaç saattir böyle yattığıma, annemin nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Düşünemiyordum, tüm o olanlardan sonra zihnim adeta donmuştu. Hislerim, fazla burkulmaktan olsa gerek, kendilerini kalbimin derinliğine gömmüşlerdi ve beni büyükçe bir boşluğa hapsetmişlerdi. Doğduğum günden beri yaşadığım şeyler sonucunda, böyle saçma bir savunma mekanizması oluşmuştu sanırım.

   Kırıl, duygularını kaybet ve bir robot ol.

   Günün birinde duyguların tekrardan patlasın, kendini o dipsiz dehlizde bul.

   Bu kısır döngüye son vermenin bir yolu yoktu. Uzun süredir kırılmadan karşılarına dikildiğim duygular, beni yine alaşağı etmişti.

   Duyguları hissetmek korkunçtu. Lâkin hissedememek, daha da korkunç olsa gerekti. Hissedemezsek, insan olmamızın ne anlamı kalırdı ki?

   Aşağıdan kulağıma ilişen ses ile gözlerim, takılı oldukları yerden ayrılıp hızla kapıya ilişti. Midem, içimdeki o silik endişe ile sıkışıyordu ben aşağıdan ses duydukça. Beni alacak olan Alfa, her an gelebilirdi. O günden sonra ne babamı ne de annemi görmüştüm, bir başıma öylece yatıyordum yatakta. Midem açlıktan sırtıma yapışmıştı, susuzluktan dudaklarım soyulmaya, derim kurumaya başlamıştı; bileğimdeki yaralar inanılmaz bir acıyla kavruluyordu ve tüm eklemlerim, her biri tek tek kırılıyormuşçasına sızlıyordu.

   Gözlerimi açıp hareket etmeye gücüm bile yoktu. Boynumdaki tasma sanki daha da çok ağırlaşmış gibi, yataktan kalkamaz olmuştum. Bu durumlara alışkındım, fakat bu sefer gerçekten ölmüş olmayı diliyordum.

   Tüm bu şeylerle bir başıma kalmak, ölümden de beterdi.

   Bulunduğum kata yönelmiş adım seslerini duydum merdivende. Birisi, hafif adımlarla odama doğru geliyordu anladığım kadarıyla. Kısa bir süre sonra tahminimin doğruluğu, açılan kapı ile kesinleşti.

   Günlerdir görmediğim annem, melek gibi berrak gözleri ile bana bakıyor ve gülümsüyordu. Onun gülümsemesine karşılık veremediğim için yoğun bir suçluluk duygusuna çekilmiştim.

   "Sana yemek getirdim, bebeğim," diye fısıldadı, elindeki tepsi ile odama girerken. "Günlerdir bir şey yemedin."

   "Hn..." tek yapabildiğim, kaşlarımı çatarak inildemekti.

   "Hey hey, bir şey demene gerek yok." Yavaşça yatağıma yerleşip tepsiyi dizlerinin üzerine yerleştirdi. Sırt üstü, kollarım göğsümün üzerinde durur bir vaziyette boş boş yatıyordum.

   Ağır hareketlerle, biraz yukarı doğru çıkıp sırtımı yastığa yaslamamı ve hafif oturur bir pozisyona geçmemi sağladı. Ona sormak istediğim, konuşmak istediğim o kadar şey varken dudaklarımın arasından tek bir harf bile çıkamıyordu.

   O, kaşığı çorbaya daldırıp dudaklarıma iletirken kaşığı tutabilmeyi diledim. O, dudağımın kenarından süzülen çorbayı silerken, peçeteyi tutabilmek istedim. Hangi ifadeye sahip olduğunu bilmediğim gözlerim, bir mana içersin istedim. O benim saçlarıma öpücük kondururken, ona sarılabilmek istedim. İyi olduğumu söyleyebilmek, ağlamamasını sağlamak istedim.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin