|| 8. Bölüm ||

2.1K 226 239

   İyi okumalar!

~•~

   Haftalar öylece geçip gitmişti. Ne önemli bir olay vardı ne de başka bir şey. Her zamanki gibiydi hayatım, tekdüze ve boş. Sabahları bazen babam veya annem ile sorun yaşıyor, okula gidiyor, sıkılıyor ve sıkılıyor, eve dönüyordum. Fakat eve döndüğüm süre içerisinde, değişen bir şey vardı. Arkadaşlarımın, özellikle Mikasa’nın, ve Bayan Zoe'nin beni oldukça zorlaması nedeniyle bir şeyler değişikliğe uğramıştı. Kış bitene kadar, en azından şu böbrek düşürücü derecede olan soğuk bitene kadar, Mikasa ve abisi ile eve dönüyordum.

   Motor ile değil, tabii. Bir yerlerinden para fışkırıyor olsa gerek, oldukça güzel bir araba ile gelip bizi alıyordu. Bazı akşamlar kısa bir süre duraklayıp beraber yemek yiyor ve öyle dönüyorduk. Armin ve Jean da bize eşlik ediyordu işleri olmadığı zamanlarda. Başta kendimi mahcup hissetsem de, bir süre sonra bu his geçmeye başlamıştı. Oldukça güçlü bir Alfa olmasına karşın, kibar davranıyordu. Biraz sert bir mizaca sahipti, bazen gerçekten kırıcı olabiliyordu fakat Mikasa bana, onun hep böyle olduğunu ve bana özel olarak öyle davranmadığını söylüyordu.

   İsmini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Hayatımda yaşadığım en ilginç tesadüftü, benim tek gerçek dostum olan insanla aynı ismi taşıyordu. Levi.

   Onunla konuşurken ismini telaffuz etmek, sanki karşımda ‘Ravioli’ varmış gibi hissetmeme neden oluyordu. Açıkçası, bu hissi seviyordum.

   Zilin sesini duymamla beraber, kafamı gömdüğüm sıradan kaldırdım ve çantamı sırtıma atarak kapıya doğru koşturdum. Bu sene de derslere dair tek bir umudum yoktu, hiçbirine odaklanamıyordum. Evden uzakta olabildiğim süreleri seviyordum bir zamanlar, ama artık değil. Hiçbir işe yaramayan okuluma gelmek istemiyordum.

   Hem ne diye okula geliyordum ki? Okusam da, bir üniversiteye girsem de geleceğim belliydi. Babam ben liseden mezun olur olmaz, reşit olmamla birlikte bir Alfa ile eşleşeceğimi ve onun evinde yaşayacağımı söylüyordu. Ben bunu istemiyordum.

   Beni kimseye vermek istemediğini, kendisine ait olduğumu söylüyordu fakat başkası ile eşleşeceğimi ve evden gideceğimi de söylüyordu. Kendisiyle bu kadar çok çelişiyor olmasından nefret ediyordum.

   Koşar adımlarla Mikasa ile merdivenlerden indik, okulun kapısına doğru ilerledik. Sürekli elindeki telefona bakıyor, birisiyle hararetli bir şekilde mesajlaşıyordu. Benimle konuşmayacağına kanaat getirip sessizce yürümeyi sürdürdüm, konuşmamak işime de gelirdi.

   Kapıdan çıktığımızda o tanıdık yüze bakıp, hafifçe gülümsedim. Gülümsememe karşılık vermeden elini kaldırıp hafifçe selam vermiş ve kenardaki arabanın sürücü koltuğuna geçmişti.

   “Mikasa?” olduğu yerde durmuş, arabaya binmek için hareketlenmeyen arkadaşıma seslendim. “Şu telefonu bırak ve arabaya bin.”

   “He? Ah, doğru,” diyerek telefonu cebine koydu ve sürücü koltuğunun yanına geçti, ben de arkaya yerleştim. Abisi arabasını her sabah yıkatıyor olsa gerek, içi sürekli temizlik malzemesi kokuyordu.

   Levi ismine sahip herkesin temizlik takıntısı mı vardı?

   Çantamı çıkarıp koltuğa iyice yayılırken, arka planda çalan şarkıya kulak kesildim. Her gün kısık bir seste müzik çalıyordu, rock dinlemeyi seviyordu anladığım kadarıyla.

   Aklıma gelen bir anlık soruyla koltuğunun arkasına yapışıp, “Rock dinlemeyi mi seviyorsun?” diye sordum. Aldığım cevap ise burnumun ucunu sıkıp, kıkırdamasıydı.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin