|| 5. Bölüm ||

2.1K 229 403

  Buraları kısa süreli bırakmamın ardından, geri döndüm. İyi okumalar!  

*Bazılarının rahatsız olabileceği ya da kötü hissedebileceği sahnelerden önce ünlem koydum.

~•~

  Tam bir hortlağa benziyordum. İyice şişmiş ve kan çanağı olmuş gözlerim, zombiye ait gibi duruyorlardı. Önceki güne göre suratım iyice beyazlamış, göz altlarım daha da çok morarmıştı. Ne ara çıkardığımı fark etmediğim lenslerim masanın üzerinde duruyorlardı ve kesinlikle takılamayacak durumdalardı. Saçlarım en berbat günündeydi çünkü ne kadar fön çekip düzleştirmeye çalışırsam çalışayım sağa sola yamulmuş, havaya dikilmişlerdi.

  Kısaca, cinnet geçirmeme ramak kalmıştı.

  Ufak dolabımın üzerindeki pudrayı suratıma biraz renk katmak ve göz altımdaki korkunç morlukları kapatmak için kullanırken homurdandım. Ardından kurumuş dudaklarıma vişneli nemlendiricimi sürüp son bir kez kendime baktım.

  Bu sefer düzgün giyinebilmiştim. Altımda diz kısmından yukarısı ufak yırtmaçlarla dolu olan açık renkli bir kot, üstümde ise biraz kısa olduğu için göbeğimi gösteren beyaz renkli bir tişört vardı. Göbeğimde bulunan piercing ortaya çıkmıştı, doğrusu böyle giyinip göbeğimi görmemiş olsam, onun orada olduğunu unutmuş olurdum. Ayrıca fazla ince giyindiğimi düşünüp, üzerime toz pembesi renginde bir hırka almıştım.

  Kendimi iyi hissediyordum, ne zaman giydiklerime özen gösterirsem, güçlüymüşüm gibi hissederdim.

  Saçlarımı ve lens takamadığım gözlerimi hesaba katmazsam tabii.

  Dolabımın çekmecelerini alt üst ettim, sadece tek çift lens almış olmamalıydım. Ne olur ne olmaz diye kenarda bir yerde bir kutunun daha olduğunu biliyordum. Kutuyu bulduğumda, lensleri dezenfekte edip hızla gözüme taktım.

  Sırf boşluk hissetmeyeyim diye çıkardığım çantamı sırtıma atmadan önce, göz ucuyla saate baktım, işimi normalden erken bitirmiştim ve bu durumda evden hemen çıkabilirdim.

  Odamın kapısını ses çıkarmamaya özen göstererek kapattıktan sonra, hafif adımlarla merdivenden indim. Tüm bu hazırlıkları yaptığım sırada, babamın bu saatte mutfakta oturuyor olabileceğini tahmin etmemiştim.

  Masanın üzeri iğrenç çöplerle doluydu, yerler ıslaktı ve her yer ekşimsi bir şey kokuyordu. Şişelere baktığımda, kokunun neye ait olduğunu çözmem uzun sürmedi. Zaten oldukça aşina olduğum bir koku idi.

  Bira.

  Midemi alt üst eden kokuya karşılık, suratımı ekşittim ve yarı baygın bir şekilde sandalyede sızmış olan babamın yanından uzaklaşarak, kapıya ilerledim. Bir önceki gün giydiğim botlarımı ayaklarıma geçirdikten sonra kapıyı açıyordum ki, arkamda hissettiğim bir çift el ile duraksadım.

   [!]

  "Bugün çok güzel olmuşsun..."

  Bira kokan nefesi tenime değip geçtiğinde tüylerim ürperdi. Ellerini karnımın üzerinde kenetlemiş, kendini bana yaslamıştı.

  Hayır, hayır... Tekrardan olmaz...

  Neyse ki arkamda çantam vardı, daha fazlasına engel oluyordu. Ama bu benim için bir teselliden çok, çok uzaktı. Kalbimin hızlı atışlarını görmezden gelmeyi denedim ve paniklememeye çalıştım. Bu durumda yapacağım herhangi bir ters hareket, beni anında alaşağı etmesine neden olabilirdi.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin