|| 2. Bölüm ||

2.8K 261 362

  İyi okumalar!

~•~

  Çok, çok soğuk.

  Hava, böbreklerimi dondurup işlevsiz hale getirecek kadar soğuktu. Bu acımasız havaya karşılık olarak ise ben, sıcacık yatağımın üzerinde kendimi yorgana sarmış bir vaziyette duruyordum.

  Çalışma masamda duran kitaplarımı çantama koymam, akşamdan hazırlayıp, düzenli bir şekilde sandalyeye yerleştirdiğim kıyafetlerimi giymem ve saçlarıma çeki düzen vermem gerekiyordu. Peki bütün bunları, yataktan çıkamıyorken nasıl yapacaktım?

  "Hemen şurada ölüp gitsem ya..." kafama kadar yorganı çekip, geri yatarken mırıldandım. Normalde, her sabah böyle değildim. Ama bugün tamamen ters tarafımdan kalkmıştım. Çünkü... İki hafta evde yatmamın ardından okula gideceğim gün gelmişti.

  "Eren, kıçını kaldırıp hazırlanman için tam 17 dakikan var. Elimdeki evrakları seni okula bıraktıktan sonra hemen yetiştirmem gerek, eğer 17 dakikayı geçirirsen seni bırakmadan oraya giderim. Ve eğer bunu yapars-"

  "Tamam anne! Tamam kalktım!" geç kalmak mı? Okuldan mezun olmayı başaramayan birisi için, korkunç bir kabustu bu. Yorganımı kafamdan attığım gibi fırlayıp, çantama tüm kitapları tıkıştırdım. 16 dakikam kalmıştı. Yatağımın arkasındaki duvarda bulunan gri-siyah renkli saatim, ilk bakışta göze batmayacak türde minik bir saatti. Fakat onunla geçirdiğim yıllarımın ardından, gözümün ucuyla bile saati anlar olmuştum.

  Siyah renkli dar kotumu bacaklarımdan geçirmeye çalışırken dengemi kaybedip yatağa doğru yığıldım, dişlerimin arasına sıkıştırdığım kazağım suratıma gelmiş ve görüşümü kapatmıştı. Birkaç dakikalık boğuşmanın ardından, giyinebildiğime emin olmak için aynaya baktım.

  "Hah? Tipime bak ya!"

  Gözlerimin altında oluşmuş mor halkalar, sıskalıktan dolayı kemikleri çıkmış yüzümü, zombiye benzetmişti. Eğer tenim beyaz olsaydı, kesinlikle bir zombi olurdum.

  Bir zamanlar annemden aşırmış olduğum kapatıcıyı çantama tıktım, onu sürmeye uğraşamazdım. Masanın üzerinde duran lens kabını alıp, yeşil lensleri dikkatli bir şekilde gözüme yerleştirdim. Heterokromiye* sahip bir bireydim, bir gözüm tamamen maviyle yeşil arası bir renkti fakat diğeri, sarıya benzer bir renge sahipti. Lens takmadığım zaman çok fazla dikkat çekiyordum ve bu hoşuma gitmiyordu, insanlar tarafından binlerce soruya maruz kalmak pek de güzel değildi.

  Tam 15 dakika içinde ışık hızıyla hazırlanmış, aşağı uçarak inmiş ve botlarımı giyiyordum ki; annem beni okula bırakamayacağını söyledi.

  "Eren çok özür dilerim. Yanında sana verdiğim bıçak var, değil mi? Acil bir şey olması durumunda telefonundan 1 tuşuna basarsan beni arayacak. Tamam mı? Lütfen dikkatli ol, ilaçlarını almayı da unutma."

  Ben botumun bağcıklarını bağladığım sırada, annemin her zamanki nasihatlerini ve tembihlerini bıkkınlıkla dinleyip başımı salladım. Hayatımın her günü, bunları duyuyordum. Evin tek çocuğu olmamın veya annemin daha çocuk sahibi olamayacak olmasının, bununla bir alakası yoktu. Tamamen benim bedenim ile alakalıydı ve bu sinir bozucuydu.

  "Tamam anne. Dikkatli olacağım ve ilaçlarımı alacağım. Hadi ben gittim."

  Yavaşça doğrulup kapıyı açtım, bir insan derisini saniyeler içinde dondurabilecek olan hava suratıma çarparken, şapkamı iyice çekiştirdim. Ne kadar giyinirsem giyineyim, her türlü donuyordum. Annem her zaman, sıska ve kansız birisi olduğum için böyle olduğumu söylerdi. Haklı olabilirdi ama yapabilecek bir şeyim yoktu.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin