SH- 3 / K.

962 68 40

Medyada Kadir Var.

Yorumlarınızı bekliyorum....

Kafamdaki senaryoyu onu sınıfta gördüğüm andan geri sardım. Bir gün öncesine kadar... O kız, bu kızdı. Hatta size yemin edebilirim ki kırmızı görmüş boğa bakışları bile aynıydı. Aynı olacaktı çünkü bu kız, markette gördüğüm benim kızdı. Hayda yine başladık, benim kız muhabbetine. Bu kadarı tesadüf olabilir miydi? Sonuçta filmde değildik. 15 milyondan fazla nüfusa sahip bir ildeydik ve ben onunla aynı okulda çıkıyordum. Okulu geçtim aynı sınıfta. Bakışlarım ondan çekemezken bir süre sonra kafasını sıraya yaslayarak görüş alanımdan çıktı. Ben de önüme dönmek zorunda kaldım. Kolumdaki saati kontrol ettim. Dersin bitmesine yarım saatten fazla vardı. Teneffüste yanına gitsem mi acaba? Yok be ezik oğlanlar gibi. Ceketimi düzelttim. Kız benim ayağıma gelsin... Evet, evet... Kendi kendime konuşurken hocanın bana sorunluymuşum gibi baktığını fark ettim. Hafif mahcup tebessüm ettiğimde ise deli hareketi yaparak dersi anlatmaya devam etti. Ne diyordum? Kız benim ayağıma gelsin. Bakışlarımı tekrardan kıza çevirdim. Hala başı sıraya yaslıydı. Anlaşılan kız sadece benim değil, tüm sınıfın kapsama alanından çıkmış.

Beklemek. En doğru karar beklemek. Sabırsız süt oğlan olmanın anlamı yok öyle değil mi? Hem bunca zaman, Kadir Kandemir hangi kızın ayağına gitmiş ki?

***

Sıkıntıdan öldüğüm son dersin son dakikalarında her şeyin bir ilkinin olduğuna karar vermiştim. Kız bir kez olsun suratıma bakmamıştı. Birkaç kızla tanışmıştım gün içerisinde bir çoğu ağzımın içine düşecek durumdayken bu kız ve yanındaki garip kız suratıma bile bakmamışlardı. Garip kız diyorum çünkü bana okulu şöyle tanıtmıştı. "Şu an bulunduğumuz yer okulumuz, koridor, ilerideki sağdaki yer tuvalet her katta aynı yerde var. Zemin katta girişin 5 metre ilerisinde kantinimiz var. Şu kapıların arkası sınıflar işte. Bitti, bu kadar ben seni sınıfımıza götüreyim." den başka konuşmamız olmamıştı. Aslında bu döküntü okulu tanımaya pek meraklı değildim. İki sene gider gelir, arada da asardım. Eski okuluma devam etmek için bile para bırakmamıştı şerefsiz. Madem malzemeyi verdin, ne bok yemeğe kaba da bıraktın? Adam bildiğiniz vur kaç yapmış. Onu hatırladıkça gerilmeye başlarken boynumu gevşettim.

Zil çaldığında kimseye eyvallah etmeden sınıftan hızlı adımlarla çıktım. Hızımı alamadığımdan etrafa vurma isteğim artsa da kendimi soluklarımla dizginlemeye çalıştım. Zaten nereye vursam elimde kalacakmış gibi bina.

Bina'dan çıktığımda güneşin hala tepede olduğunu gördüm. Derin derin soluklar aldım ve başka bir şey düşünmeye çalıştım. Mesela o kızı... Adı Ekin'di. Ekin... Hızlanan soluklarımla göğüs kafesimde inip kalkmaya başlamıştı. Birisinin koluma dokunmasıyla irkildim.

"İyi misin?"

Çok ince bir sesti. Bakışlarımı sağa doğru çevirdiğimde ilk teneffüste tanışmak için yanıma damlayan kızı gördüm. Adını şu an hatırlayamamıştım.

"İyiyim." dedim sakin tutmaya çalıştığım ses tonumla. Kolumu bırakması için bakışlarımı koluma tutan eline indirsem de kene gibi daha sıkı sarıldı.

"Ama iyi gözükmüyorsun ve sınıftan çok sinirli çıktın. Hocanın anlattıklarına mı kızdın?" Hoca ne anlatmıştı ki? Boş gözlerle ona bakarken, beraber yürümeye başladık.

"Bence biraz eski kafalı davranıyor. Sonuçta hangi yüzyılda yaşıyoruz? Bu arada nerede oturuyordun?"

Sorularının hangisini cevap vereceğimi düşünürken, öğrencilerle dolu çıkış kapısını işaret ettim. "Birkaç sokak ötede..."

İstanbul'un Efendisi/ Serseri Aşıklar Serisi - 1Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!