67 - Beyaz Melek

2.2K 211 17

Yneron için saraya veda etme vakti gelmişti. Torga'ya karşı olan hezimeti ve babasının huzurunda yaşadığı hüsranından sonra artık kendi meseleleri ile ilgilenebilirdi. Sadece bir insanın geçeceği kadar aralanan dev Hükümdarlık Kapısı'ndan dışarı çıkarak bir gün önce geldiği heykelli Saray Yolu'nu hızla yürümeye başladı. Bu yol çıkmaz bir yoldu. Saray ile şehri birbirine bağlayan herhangi bir kara yolu bulunmuyordu. Ulaşım sadece Saray Yolu'nun bitiminde bulunan Yer Değiştirme Platformu aracılığı ile mümkün oluyordu. 

Yneron devasa heykelleri bir bir geçerek platforma ulaştı. Şehirden 7 Klent yükseklikte, bütün şehri ayaklar altına alan platform yaklaşık bir tenis sahası büyüklüğündeydi ve tam bir daire şekline sahipti. Zemin son derece sağlam ve sert bir metal olan koyu haki tonlarında blok berbuttan yapılmaydı. Zemin ile aynı genişlikte bir halka, yapının yükseklerinde yer alıyor ve zemin ile paralel olan bu halkayı, eşit aralıklarla dizilmiş bir düzine silindir sütun havada tutuyordu. Platform, her ne kadar mütevazı bir antik yapı gibi görünse de, bünyesinde üstün teknolojiye sahip gizli bir donanım barındırıyordu.

 Platform, her ne kadar mütevazı bir antik yapı gibi görünse de, bünyesinde üstün teknolojiye sahip gizli bir donanım barındırıyordu

Yneron platformun tek girişi olan geçitten girerek yer değiştirme alanının tam ortasında durdu. Amacı platformu kullanmak değildi. Buraya kadar yürüme zahmetine girmiş olmasının nedeni sadece saray kurallarıydı. Yneron, Lirgo'suna komut verdi. Ensesinden yükselen zırhı bir anda başını ve hemen sonra yüzünü tamamen kapattı. Keskin göz yuvaları parladı. Yneron ciddi bir uçuşa hazırlanıyordu. Bir süre bekledi; bu bekleyiş boşuna değildi. Mavinin her tonuna sahip olan zırhı, Annadolle'nin kuvvetli yer çekimine karşı yüksek hızlara ulaşabilmesi için ilk olarak bulunduğu ortamdaki enerjiyi içine çekmesi gerekiyordu. Zırhın siyah alt katmanı yavaş yavaş renk değiştirmeye başladı ve kısa süre içinde tamamı siyan mavisine dönüştü. Kullanmak üzere depoladığı enerji yoğunluğu, zırhının an be an parlaklık seviyesinin artışından anlaşılabiliyordu.

Platformun sütunları arasında gerçekleşen güçlü bir patlamayla birlikte bulutlara doğru ince bir duman çizgisi oluştu. Patlamanın etkisi o kadar kuvvetliydi ki eğer yakınlarda bir canlı olsaydı her iki kulağının zarını kaybedebilir, organlarında birçok hayati hasar meydana gelebilirdi. Bulutların arasında koca bir delik oluşturan Yneron, çoktan atmosfer dışına çıkmıştı ve uzay boşluğunda hızla yol almaya devam ediyordu.

Yneron, Yıldız Mirra'ya doğru ilerliyor, arkasında bıraktığı turuncu, yeşil ve mavi renkleri ile gözleri büyüleyen Annadolle ise hızla küçülüyordu

Yneron, Yıldız Mirra'ya doğru ilerliyor, arkasında bıraktığı turuncu, yeşil ve mavi renkleri ile gözleri büyüleyen Annadolle ise hızla küçülüyordu. Yerden yükselirken oluşan sesten ve sarsıntıdan eser kalmamıştı. Yneron, sonsuzluğa uzanan kati sessizlik ile örtülü uzay boşluğunda, müthiş bir hıza ulaşmasına rağmen hareket algılamıyor, kendini hiçliğin içinde boynundan askıya asılmış gibi hissediyordu. Her ne kadar bu yolculukları daha önce defalarca yapmış olsa da buna bir türlü alışamıyordu. Kalbinin atışı, damarlarında akan kanın çıkardığı ıslık, ağzının içinde bitmek bilmeyen tükürük sesleri ve zırhının hemen dışında onu en ufak hatasında öldürmek için can atan sessiz boşluk Yneron'a sadece azap veriyordu. Bu, 10.000 kişi kapasiteli şahsi gemisi Anna Morte ile yolculuk yapmaktan çok öte bir histi. Arkasında bıraktığı evi küçüldükçe daha da yalnızlaşıyor, ciğerlerine çektiği tek nefesi bile ona sunan Lirgo'dan başka hiçbir dayanağının olmaması, ona kendisini aciz ve kırılgan hissettiriyordu. Lirgo'ya ölesiye muhtaçtı ve Verralyihorn Ghan'ı artık kocaman bir sayfada küçücük bir nokta bile değildi.

Yıldızların sayısı o kadar fazlaydı ki, sanki bir tualde dolduracak boşluk neredeyse kalmamıştı; buna rağmen Lirgo nereye gitmesi gerektiğini biliyordu

Yıldızların sayısı o kadar fazlaydı ki, sanki bir tualde dolduracak boşluk neredeyse kalmamıştı; buna rağmen Lirgo nereye gitmesi gerektiğini biliyordu. Yneron'un her zerresi Lirgo ile iletişim içinde olduğu için onun verdiği güveni Yneron da hissedebiliyordu. Görmesi için gözlere, duyması için kulaklara ya da koklaması için bir buruna ihtiyacı yoktu. Lirgo'nun limitleri, zayıf tarafları ve ihtiyaçları olsa da uzay, Lirgo'nun doğduğu mahalleydi ve biri kendi mahallesinde asla kaybolmazdı.

Yneron hızını artırması gerekiyordu. Aksi taktirde bu şekilde Annadole'nin ikiz güneşlerinden biri olan Mirra'ya varmak yıllar alırdı. Lirgo bu sefer uzayın saf, limitsiz ve temiz enerjisini  içine çekerek siyan mavisi rengi ile boşlukta minyatür bir yıldız gibi parladı; parlamasıyla sönmesi bir oldu. Şimdi Yneron uzayın siyahı kadar karanlıktı. Görünmese de hala oradaydı. Lirgo'nun siyahlığı sadece fırtına öncesi kısa bir sessizlikti. Olağanüstü bir patlama gerçekleşti; bu patlama yüzlerce nükleer bombadan daha fazla bir etkiye sahipti. Çevresinde sıra sıra ilerleyen düzinelerce halkalar oluşturan Yneron, ışık hızına yaklaşmak üzereydi; yeterli değildi.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!