66 - Hayat Meselesi

2.2K 213 16

Şubat, 2006

Sadece bir masa lambasının aydınlattığı otel odasında, Prof

Sadece bir masa lambasının aydınlattığı otel odasında, Prof. Dr. Lambert endişe dolu mavi gözleri ile pencereden dışarı bakarak sessizce yağan karı izliyor, dışarıdaki rüzgârın tüyler ürpertici uğultusunu dinliyordu. Açık kahverenginin karıştığı beyaz saçları başının sadece yanlarını ve arkasını örtüyordu. Üzerine giydiği siyah puanlı yün krem ceketi, beyaz gömleği ve kalın kumaşlı kahverengi gabardin pantolonu, bir eğitimci olduğunu hemen ele veriyordu. Lambert düşünceli ve kaygılıydı, yine de 50'li yaşların verdiği olgunluk sayesinde hislerini başarıyla gizleyebiliyordu.

"Eğer o gece yatağa erken girmiş olsaydım, bir daha asla uyanamayacaktım." dedi Lambert, camdan uzaklaşarak.

"Onu size göndermekle bir hata yaptım profesör." dedi Ufuk.

"Kendini lütfen suçlama, sevgili dostum. Bundan sonra neler yapabiliriz onu düşünmeliyiz.

"Bay Lambert, evimizde daima kalabileceğinizi bilmenizi istiyorum." dedi Rana, araya girerek. Otel odasının emektar bir kanepesinin üzerinde huzursuzca oturuyordu.

"Bunu biliyorum Bayan Gencer ve ince düşünceniz için çok teşekkür ederim, fakat böylesi daha güvenli olur. Ayrıca sizi bir gece vakti şehre çağırdığım için üzgünüm. Amacım sizi önemli bir konuda bilgilendirmekti."

"Peki, aklınızdan geçen nedir Profesör?" diye sordu Ufuk.

"Cismi Miami'deki araştırma merkezine gönderdiğim günden sonra işler oldukça karışmaya başladı. Bu yüzden takip edildiğimi tahmin ediyorum. İlk başlarda sadece gözetleniyordum, fakat evvelki gün evime girildikten sonra Michigan'dan ayrılma vaktimin geldiğini anladım."

"Evinize girenler Miami'den olabilirler mi?"

"Hayır, Ufuk, beyaz önlüklülerin bu işle bir ilgisi yok. Onların bir örgütten ya da teşkilattan olduklarını düşünüyorum. Buraya gelmiş olmamla bile hedeflerini çoktan daraltmış oldum. Beni öldürmek istediklerine göre aradıkları onlar için önemli olmalı."

"O zaman cisim bizde olduğu sürece ben ve ailem de tehlikede demektir."

"Haklısın Ufuk. İşte bu yüzden gitmek zorundayız."

"Gitmek zorundayız derken, ne demek istediniz Profesör?"

"Sen, Rana ve ben... Uzaklaşmamız gerekiyor." dedi Lambert. Ne istediğinden emin gibi görünüyordu.

"Ama bu imkânsız Profesör. Evim, işim ve düzenim burada benim. Peki ya Uras? Oğlumu ne yapacağız?"

İlayda konuşulanları dikkatle dinliyordu. Kanepeden kalkarak Ufuk'un yanına geldi ve:

"Ben hiçbir yere gitmiyorum." dedi. Sesinden son derecede kararlı olduğu anlaşılıyordu. Profesör, Rana ile Ufuk'a yaklaştı.

"Beni iyi dinleyin. Evime camı kırarak girip, yorganımı susturuculu tabancalarla delik deşik etmiş olan takım kıyafetli adamlardan bahsediyorum. Eğer beni buldularsa sizi de bulacaklardır. Ben bunun olacağını tahmin etmiştim ve hazırlıklıydım. Bu yüzden karşınızdayım ve hala nefes alıyorum. Peki siz... Siz davetsiz misafirler için ne kadar hazırlıklı olacaksınız?"

Rana ve Ufuk birbirlerine bir süre sessizce baktılar ve sonra tekrar profesöre döndüler.

"Eğer istedikleri o cisim ise, seni neden öldürmeye çalıştılar?" diye sordu Ufuk. Profesör derin bir nefes aldı ve:

"Çünkü biliyorum Ufuk. Evet, cismi istiyorlar. Aynı zamanda onu bilenleri de istiyorlar. Cismin varlığından haberdar olan herkesi ortadan kaldıracaklar. Miami'de bazı kişiler ölecek ve her an sıra bize gelebilir." dedi.

Rana ve Ufuk, profesörün henüz onlara söylemediği birçok şeyin daha olduğunun farkına vardılar. Önlerinde onları uzun ve zor bir gece bekliyordu. Her birinin kaderi, önemli kararlar verecekleri bu geceye bağlıydı.


Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!