Bölüm 9

1.3K 74 26


Dudaklarım hafif bir şekilde Miraç'ın dudaklarının üzerinde dururken hareket etmiyordum. Yaptığım yanlıştı. Ama bir şey yapmadan önce mantıklı düşünemiyordum. İstem dışı, saçma sapan şeyler yapıyordum.

Miraç beni kendinden uzaklaştırırken "Hata yapıyorsun," diye mırıldandı. "Ondan intikam almaya çalışırken aptalca davranıyorsun."

Miraç'la aramdaki mesafeyi tamamen açmak için bir adım geri attığım sırada kolumdan tutulup yolun kenarına park edilmiş arabaya doğru sürüklenmeye başladım.

"Savaş bırak beni," diye bağırdığımda omzunun üzerinden bana attığı bakış korkmam için yeterli olmuştu.

Kolumu bırakması için silkelemeye devam ederken "Miraç, yardım etsene," diye bağırdım. Omuz silkip "Sırtında daha rahat götürürsün," dediğinde Savaş çatık kaşlarıyla ve ters bakışlarıyla önce Miraç'a, sonra bana baktı.

Tek kolunu diz kapaklarımın altından geçirip beni omzuna attığında çığlık attım. Beni buradan indirmezse beynim burnumdan akardı muhtemelen.

"Savaş beni hemen indir! Bak, eğer indirmezsen ısırırım poponu," diye bağırarak tekrar ve tekrar saçmaladığımda bacaklarımdaki elini gevşetti. Biraz itmesiyle sırtından aşağı düşecek gibi olduğumda yine çığlık attım.

"Doğru düzgün tutsana!"

Sonunda beni indirip arabayla arasında sıkıştırdığında sinirle derin nefesler almaya başladım. Baş parmağını kaldırıp canımı acıtmayacak şekilde dudağıma bastırarak birkaç kez dolaştırdığında -Miraç'ı çocuğun dudaklarına yapışarak öptüğümü düşünüyor ve bu yüzden de siliyor olmalıydı- elimi kaldırıp eline vurdum. Gözleri hala gözlerimdeyken arabanın ön kapısını açıp beni iterek içine bindirdi ve şoför koltuğunun olduğu tarafa geçti.

Kollarımı göğsümün altında birleştirip camdan dışarı bakmaya başladım. Gözlerim dolu doluydu ve ağlamamak için kendimi sıktığım için çenem titriyordu. Çenemin titremesini biraz da olsa durdurmak için alt dudağımı ısırdığımda dolmuş olan gözlerim taşmış, göz yaşlarımı yanaklarımdan aşağı süzülmüştü. Başımı biraz daha cama doğru çevirip elimin tersiyle yanaklarımı sildikten sonra derin, titrek bir nefes aldım.

Gittiğimiz yollar bana tanıdık gelmiyordu. Savaş'a da sormak istemiyordum. Ama nereye gidersek gidelim, çok büyük kıyamet kopacaktı. Çünkü onun da suçlu olduğu şeyler vardı, benimde. İkimizde inatlaşacaktık ve bu çok büyük bir kavga başlatacaktı.

Bir saate yakın süren yolculuktan sonra iki katlı bir dağ evinin önünde durmuştuk. Ben hızlı ve sinirli bir şekilde arabadan inip kapıyı sertçe kapatırken o yavaş adımlarla inmişti. Evin kapısına doğru yürümeye başladığında peşinden gittim. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açıp içeriye gittiğinde yüzüne bakmadan içeri girdim. Arkamdan gelen kapının kapanma sesi birkaç saniye içerisinde yerini ayak seslerine bırakırken Savaş kolumu tutup bir odaya doğru sürüklemeye başladı beni. Oturma odasına geldiğimizde kolumu bırakırken "Neden geldik buraya," diye sordum. Ellerini pantolonunun cebine koyup bana dönerken "Konuşacağız," diye mırıldandı.

"Yukarıda koridorun sonundaki odadaya git ve üzerine hırka giy."

Bahçe kapısının yanında duran şömineye odun atarken kollarımı göğsümde birleştirip "Bana emir verme," diyip kaşlarımı çattım. "Giymeyeceğim."

Ellerini birkaç kez birbirine vurduktan sonra yanımdan geçip bir yere doğru yürümeye başladı.

"İyi, donarak öl burada."

Dağ başında olduğumuzdan olsa gerek ev oldukça soğuktu. Mutfak olduğunu düşündüğüm yerden sesler gelmeye başladığında yavaşça ayağa kalkıp merdivenlere doğru ilerledim. İnatlaşacağım derken hasta olmak istemiyordum.

Mertoğlu Bozuntusu -2- Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!