58 - Bir Gölge Oyunu (VI)

2.2K 223 26


Melis, Uras'ın odasına ilk defa giriyordu ve girer girmez gözüne çarpan ilk şey onun öz annesinin ve babasının fotoğrafı olmuştu. 

"Annen ne kadar güzelmiş?" dedi Melis, kitaplık üzerinde duran fotoğrafı eline alarak.

"Öyleydi. Ayrıca çok güzel piyano çalardı ve sesi harikaydı."

"Ne kadar hoş. Keşke bir kaydı olsaydı da dinleseydik."

"Ne yazık ki söylediği şarkılar sadece zihnimde anı olarak yaşıyor."

Melis fotoğrafı yerine koyarak son bir kez daha baktı. Sonra başını çevirince bu sefer gözüne duvardaki ok ve yay seti takıldı. Her iki kanadında birer makara bulunan siyah renkli, modern görünümlü, büyükçe metal bir yaydı. Hemen yanında ise içinde birçok oku olan siyah deriden dikilmiş bir sadak asılıydı.

"Bunları duvara astığına göre senin için özel bir anlamı olmalı

"Bunları duvara astığına göre senin için özel bir anlamı olmalı." dedi Melis, yay setini eliyle göstererek.

"Onlar babamındı. Artık benim..."

"Ne kadar anlamlı! Dekor amaçlı mı kullanıyorsun?"

"Hayır, o profesyonel bir yay. Şuanda hazır ve çalışıyor, ama ben kullanmaya kıyamıyorum. Sadece bakım yaparım, sonra tekrar yerine asarım."

"Aaa! Ne kadar güzel bir süs. Peki, o nedir?" diye sordu Melis, çalışma masasının üzerindeki ışıklı eşyayı parmağıyla göstererek.

"O da babamdan bana kalan bir diğer eşya. Açıkçası ne olduğunu bilmiyorum."

Melis cismin yanına yaklaştı ve ona dokundu.

"Ne kadar hoş! Rengârenk... Bunlar tuşları mı?"

"Evet."

"Harflerin bir anlamı var mı? Mistik alfabeleri andırıyor."

"Aslında ben de sana bunu göstermek istiyordum. Dünyadaki hiçbir alfabeye ait değiller. Belki yok olmuş bir uygarlığın dilinde yazılmış olabilirler, fakat daha fazla bilgiye ulaşamadım."

"Elle çizilmişler sanki. Belki daha egzotik görünmesi için özellikle yapmışlardır."

"Kim bilir?"

"Peki, baban bunu nereden almış? Hatırlıyor musun? Belki aldığı yeri buluruz, arar sorarız."

"Ne yazık ki o konuda bir fikrim yok. Aslında babamın böyle bir şeye sahip olduğunu da hatırlamıyorum. Onu küçükken babamın kasasında bulmuştum. Sadece bu vardı; ne faturası ya da garanti belgesi, ne bir not, ne de eşya ile alakalı herhangi bir ipucu..."

Melis cisme dokunmaktan kendini alamıyordu.

"Bir kaldırmayı denesene." dedi Uras, yüzünde oluşan sinsi bir gülümsemeyle. Melis, iki eliyle tutup kaldırmak istese de yerinden bile oynatamadı. Hırslanarak bir kez daha denedi; bu sefer birkaç santim kaydırabilmişti, ama buna kaldırmak denemezdi.

"Şaka mı bu? Masaya mı yapıştırdın yoksa?" diye sordu Melis.

"Hayır. Sadece çok ağır. Bak şimdi..." dedi Uras. Melis'e göstermek amacıyla eşyayı iki eliyle tutarak bir parmak yüksekliğinde kaldırdı ve tekrar masanın üzerine koydu. Bunu yaparken epey zorlanmıştı.

"Sen bile zorlanıyorsun." dedi Melis şaşkınlıkla. Masanın birçok yeri çiziklerle doluydu. Belli ki Uras eşyayı kaldırmak yerine masanın üstünde sürüklüyor olmalıydı diye düşündü Melis.

"Sıradan bir süs eşyası olmak için fazla ağır." dedi Uras.

"Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadım."

"Neyse... Fazla oyalanmadan derse başlasak iyi olur." dedi Uras.

"Bunu sen mi söylüyorsun?"

"Evet." dedi Uras, gülümseyerek.

Uras ve Melis masanın önüne birer sandalye çekerek kitaplarını ve defterlerini açtılar ve çalışmaya koyuldular. Gözden geçirmeleri gereken sınav konuları ve cevaplamak zorunda oldukları birçok soru vardı. Bu yüzden vakit kaybetme lüksüne sahip değildiler. Sessiz ve huzurlu bir bahar akşamı yaşanıyordu dışarıda. Bahçede ötüşen cır cır böcekleri bu sessizliği bozan tek unsurdu. Güzel mevsimin heyecan verici kokusu Uras'ın penceresinden içeri giriyor, odasının her köşesini dolduruyordu. Uras ve Melis ise bu huzur dolu dakikaları birlikte geçirmenin mutluluğunu yaşıyorlardı.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!