1. gölge

4.3K 227 55

Bir sabah uyandığımda ,kendimi onun yanında görmek istiyordum. Bu karanlığın içinde , kaybolduğum gölgemde bana ışık tutsun istiyordum. O saf ve temiz kalbinin benim için atmasını istiyordum. Elinden tuttuğunu artık fark etmesini istiyordum. Bana baktığında benim içimi de görsün istiyordum. Hani bazen derler ya 'çok şey istiyorsun be'
Hayır. Aslında tek bir şey istiyordum. İmkansız, fakat peşinden koşmaya değer birşey. Hani bazen böyle yağmur yağar kendinizi bi müzik klibinde hissedersiniz ya. En güzel şarkının en güzel klibini onu ilk gördüğümde kalbimle çektim. Onun o gün şirkette ayağıma takılıp düştüğünde benim için vazgeçilemez biri halinde geleceğinden haberim varmıydı ki?

Otelin kocaman camından güneşin doğuşunu izliyordum. Sarı ile turuncunun muhteşem karışımı. Böyle oralet gibi. Ya da, yeşil mandalinanın yavaşca turuncuya dönmesi gibi. Güzel işte. Kahve makinasının ikinci tuşuna basıp kahverengi sıvının bardağıma boşalmasını bekledim.
Deniz'in şirkete gelişinin dördüncü ayındaydık. O her gün daha da yükseliyor ,benim ona olan aşkım ise her geçen gün daha da büyüyordu.
O da mutlu gözüküp içi ağlayanlardan. Biliyordum. Böyle insanları fark edebilme gibi bir yeteneğim var. Mor tshirtümü kafamdan geçirip, kulaklığımı taktıktan sonra parka gidip koşmaya başladım. Ne kadar hızlı koşarsam, o kadar düşünmem engellenir sanıyordum. Deniz ise sanki kafamın içinde 'daha çok beklersin Tuna bey" diyordu. Nefesimin artık 'yeter lan' dediği yerde bi banka oturup saate baktım. 6:30.
Her gün bu kadar erken kalkmama rağmen şirkete dokuzdan önce gitmiyordum. Prensip hâline getirmiştim bunu. Yiğit'in o suratını sabah sabah görüp, tüm günümün kötü geçmesini istemiyordum. Bana kalsa istifayı vermiştim. Sadece deniz'i görmek için gidiyordum. Üzerimdeki terli kıyafetleri değiştirip bir de duş almak için otele geri döndüm. İrem orda dikilmiş bana bakıyordu.
"Ya sen nerdesin! Sabahtan beri seni arıyorum!  dedi.
"Birincisi, sabahtan beri diyemezsin, daha sabah yebi oldu. Ayrıca ben seni dinlemek zorunda mıyım, normalde olurdu da, şuan çekil.' diyerek yanından geçtim. Duşumu alıp beyaz tshirtümü kafamdan geçirdikten sonra her gün simidini yediğim amcadan iki simit alıp şirkete gidene kadar ikisini de miğdeme götürdüm. 'Günaaaaydınlar efeeendim!" diye bağırarak şirketi kendine getirdim.
Ben de olmasam anca uyuyacaklar.
"Günaydın' diyip sandalyemi Deniz'in masasına doğru kaydırdım.
'Sana da günaydın" diyerek gülümsedi. Her gün daha güzel gülümsüyordu sanki.
"Gölge bey ne demiş biliyor musun? " Yine başladı. "Gölgeden sıkıldım maykıl. Kırk yılın başı kitap okumuşsun resmen gözüme sokup duruyorsun." dedim ve masama geri döndüm.
"Kıskanıyor musun?" dedi alaycı bir tavırla.
Kendimi kendimden mi kıskancam, diyemedim.
"Herkes bi dinlesin, İstanbul dışında bir sahilde fotoğraf çekimi var, iki kişi gitmek zorunda, gönüllü olan var ?" diye sordu Neşe  hanım.
Bir saniye, iki kişi, İstanbul dışı.
"BEN VE MAYKIL!" diye bağırdım ve Deniz bana ne yapıyorsun  der gibi baktı.
"maykıl hazır mısın!"

Tuna Gibi SevmekBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!