31 - Güç ve Bedel

2.4K 239 22

Bilinmezliklerle dolu bir dünyada sorulması gereken birçok soru vardı. Sonuçta soru sormak için ödememiz gereken bedel bir ciğer dolusu nefes kadardı. Ki bu güne kadar bu hakkı hepimiz sonuna kadar kullanmıştık. Peki cevaplar? Cevapları veren ise yine bizden birileriydi. Sadece daha çok merak eden insanlardı bunlar. En başlangıca döndüğümüzde hissettiğimiz ilk şey işte bu duyguydu. Merak etmek insanlığın doğuşundan itibaren var olan en temel beceriydi.

Soru sormak için cesur olmak gerekiyordu, çünkü soru sormak bir başkaldırıydı. Bugüne kadar hangimiz bildiklerimizi sorup durduk? Soru işaretleri, genelde bilmediğimizi anlatan cümlelerin sonuna geliyordu. Ya gerçekliğin ağırlığı altında ezilecektik, ya da yalanların arkasına yasladığımız yaşamlarımıza hiçbir şey olmamış gibi devam edecektik. Bu yüzden sorular kaldırabileceğimizden daha ağır olduğu zaman, birçoğumuz görmezden gelinmeyi tercih ettik. Ya cevaplar? Belki cevaplar en başından beri bizde saklıydı.

Uras'ın bilinmezlikleri, bu yaşında ona ağır gelmeye başlamıştı. Anne ve babasının akim ölümü, babasının kasasında bulduğu garip cisim, pencerede onu izleyen siluet... Aslında sorması gereken birçok soru daha vardı. Yapayalnızken ona kim cevap verebilirdi ki? Ya da bu soruların cevaplarını bilen birileri var mıydı?

Gecenin bu vakti evden dışarı aceleyle çıktığından dolayı olsa gerek, ayakkabı bağcıklarını bile bağlayamamıştı Uras. Kaldırımda hızlı hızlı yürürken bir oraya bir buraya çarpan bağcıkları onu bir hayli rahatsız ediyordu. Durdu ve yüksekçe bir taşa ayağını koyarak bağcıklarını bağladı. İşini bitirdikten sonra yürümeye devam etti. Aslında nereye gittiğini bilmiyordu. Sanki karanlık bir güç onu arkasından zorla itiyordu.

Yolun diğer tarafında bir marketin yanıp sönen renkli ışıkları dikkatini çekti

Yolun diğer tarafında bir marketin yanıp sönen renkli ışıkları dikkatini çekti. Elini cebine attı. Şükür ki cebinde para vardı. Cadde üzerinde hiç araba yoktu. Böylece karşıya rahatlıkla geçerek markete girdi. Beyaz floresan lambalarıyla reyonların aydınlatıldığı genişçe bir marketti burası. İçeride, kasa da duran esmer tenli adamdan başka kimse yoktu. Uras adama selam vererek buzdolaplarının olduğu yere doğru beklemeden yürüdü. Bir dolabın kapağını açarak eline iki tane soğuk bira aldı ve ardından kasaya döndü. Biraları masanın üzerine koydu ve adama:

"Bunları alacağım." dedi. Kendine deniz kenarında sessiz ve karanlık bir yer bulup bu iki birayı içip sakinleşmek için şimdiden sabırsızlanıyordu.

"Orada bekle bakalım genç. Yaşını öğrenebilir miyim?" diye sordu adam. Sesinden anlaşıldığı kadarıyla kendisi marketin sahibi olmalıydı.

"On sekiz yaşındayım." dedi Uras, ciddi bir yüz ifadesi ile. Ciddi olmak için herhangi bir çaba harcamamıştı. Bulunduğu ruh hali içerisinde zaten gülümsemesi mümkün değildi.

"Demek on sekizsin(!)" dedi market sahibi.

"Evet, on sekiz. Emin olabilirsiniz."

"Sen beni tanımadın ama ben babanı tanıyorum delikanlı ve doğruyu söylediğini var sayıyorum." dedi adam.

"Şimdi biralarımı alabilir miyim?" diye sordu Uras. Kendisini oyalaması sinirini bozmuştu. Bir an önce biralarına kavuşmak ve marketten çıkmak istiyordu.

Marketin kapısı aralandı ve içeri yabancı bir adam girdi. Kapıyı kapadı ve kasaya doğru yöneldi. Hareketlerindeki telaş hemen göze çarpıyordu. Dışarıdaki ılık havaya rağmen üzerine ceket, başında bere vardı. Henüz içeri yeni girmiş olmasına rağmen etrafa yaydığı koku insanın burun deliklerini sızlatmaya yetiyordu. Bu kokuyu duyan birisi onu çürümüş hayvan leşleriyle beslendiğini düşünebilirdi. Lekeli yüzünün hissiz bakışları insanın bir anda kanını dondurmaya yetiyordu.

"Buyurun." dedi market sahibi. "Siz ne istemiştiniz?" diye sordu. Adam cevap vermedi.

"Sıra benimdi." diye araya girdi Uras. Market sahibi yanıt vermedi. Belli ki o da kendisi gibi yabancı adamdan kuşkulanıyor olabilirdi.

Uras adama baktı, hal ve tavırlarını dikkatle inceledi. Adamın varlığı bile rahatsızlık vermeye yetiyordu. 'Nereden çıktı şimdi bu herif?' diye geçirdi içinden. Aniden başında hissettiği ani ve şiddetli ağrı tüm dikkatini yerle bir etti. Uras hayatının hiçbir yerinde bu denli can yakıcı bir ağrı hissettiğini hatırlamıyordu. Dengesini kaybetti, yanında duran rafa tutunarak ayakta durmaya çalışsa da başaramadı ve sendeleyerek dizlerinin üzerine çöktü. Düşerken raftaki konserveleri kendisiyle birlikte yere devirmişti.

 Düşerken raftaki konserveleri kendisiyle birlikte yere devirmişti

"Genç sen iyi misin?" diye sordu market sahibi endişeyle.

Uras zihnini kontrol edemiyordu. Bir yandan dizlerinin üzerinde durarak devrilmemeye, diğer yandan neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanki bir şey, bir oluşum beyninin içine girmek istiyordu. Kafasını kaldırarak yabancıya tekrar baktı. O iğrenç bakışları ile karşı karşıya geldiğinde içini saran hissin daha da belirginleşmeye başladığını fark etti.

"Kimsin sen?" dedi Uras. Bunu ne yabancı adama ne de market sahibine sormuştu. Bu soruyu zihnine yerleşen oluşuma soruyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!