24 - Çaylak

2.3K 256 20

Mart, 1804 - Parramatta, Avustralya

Rüzgârlı bir mart gecesine rağmen usulca akan Parramatta Nehri'nin kıyıları ıssızdı ve karanlıktı. Ağaç yaprakların hışırtıları adeta yaşanacak tuhaflığın haberini vermek istercesie haykırıyordu. Birden gökyüzünü örten kara bulutların tam arasında güçlü bir ışık parladı ve bunu bir patlama sesi takip etti. Bir cisim yanarak yeryüzüne düşüyordu. Nehrin uzaklarında savaş henüz başlamamışken, bütün askerlerin yüzü bu parlamaya çevrildi. Tüm Castle Hill'i aydınlatan ışığın ne olduğu konusunda kimsenin bir fikri yoktu. Duydukları ses, bugüne kadar kulakların aşina olduğu o gök gürültüsünden çok farklıydı. En azından bunun bir şimşek ya da yıldırım olmadığını biliyorlardı.

Atının üzerinde karşı tepedeki isyancıları dikkatle inceleyen Britanya Koloni Kuvvetleri Binbaşısı Johnston, saatine baktı ve yanında duran Onbaşı'ya:

Atının üzerinde karşı tepedeki isyancıları dikkatle inceleyen Britanya Koloni Kuvvetleri Binbaşısı Johnston, saatine baktı ve yanında duran Onbaşı'ya:

"Bu patlama da nedir?" diye sordu.

"Bir bilgimiz yok komutanım." diye cevap verdi asker.

"Her neyse nehrin Batı yakasından geliyor olmalı. Yanına beş atlı asker alarak keşif yapmanı emrediyorum. Askerleri at sürebilen çaylaklar arasından seç." dedi Johnston.

"Savaş başlamak üzereyken mi komutanım?" diye sordu asker. Şaşkınlığını gizleyemedi.

"Sen hala burada mısın?" dedi Binbaşı sesini yükselterek. Bunun üzerine emri duyan asker selam vererek Binbaşının yanından hemen uzaklaşmak zorunda kaldı.

Kara bulutlar her dakika yoğunlaşıyordu ve şiddetli bir yağış bırakmaya hazırlanıyorlardı. Johnston, yağmur başlamadan bir an önce harekete geçmesi gerekiyordu. Karşı tepede, baş belası isyancı lideri Cunningham hala nefes almaya devam ediyor ve bu onun sinirini bir hayli bozuyordu. Bugüne kadar epey zorluk çıkarmışlardı. Hükümlü isyancılar teslim olmaya direniyorlar, yetkililerden serbest bırakılmalarını ve gemi ile evlerine dönmeyi talep ediyorlardı. Otorite için bu isyanı bastırmaktan başka bir alternatif kalmamıştı.

Johnston hazırdı ve Subay Thomas Laycock'u yanına çağırarak yaylım ateşi ile isyancı mevzilerine doğru ilerlemesini emretti. Tüfekler önemliydi ve yağmur yağmadan önce ateşlenmeliydi. Eğer biraz daha beklerlerse bu onlar için bir seçenek dahi olmaktan çıkacaktı. Thomas Laycock, verilen emri yerine getirmek üzere atıyla askerlerinin yanına gitti. Savaş başlıyordu.

O sırada Onbaşı, yanına beş atlı acemi asker alıp çoktan yola koyulmuştu. Parramatta nehrinin en yakın kolu, yaklaşık on kilometre uzaklıkta olduğu için yol, at üzerinde uzun sürmeyecekti; buna rağmen onlar döndüklerinde savaş büyük ihtimalle bitmiş olacaktı. Uzaktan gelen tüfek sesleri çatışmanın başlamış olduğunun haberini çoktan veriyordu. Yüksek şapkalı, kırmızı ceketli ve beyaz pantolonlu altı Britanya askeri ise, tırıs giden atlar üzerinde ağaçlık bir patika yolunu kullanarak nehre doğru ilerliyorlardı.

Yaklaşık yarım saat süren bir yolculuğun ardından askerler nehrin kıyısına ulaştılar. Onbaşı, nehrin Batı yakasından yükselen dumanı gördüğünde Johnston'ın parlama hakkında haklı olabileceğini anladı. Belki nedeni öğrenmeye değerdi. Duman, kıyıya yakın bir yerde çizgi halinde yükseliyordu. Yükseldikçe dağılarak havada kaybolan dumanı karanlığa rağmen kasvetli gökyüzünde fark etmek zor değildi. Yalnız neler olduğunu öğrenmek için atları kara tarafından sürerek, nehrin karşı tarafına geçirmeleri gerekiyordu.

"Fazla oyalanmayalım." dedi Onbaşı, askerlerine dönerek.

Koloni askerleri, vakit kaybetmeden kıyı şeridini takip ederek atlarını sürmeye devam ettiler. Aynı zamanda dumanın kaynağına yaklaştıkça gecenin gizlediği ayrıntılar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Onbaşı, sahilde geniş bir boşluk gördüğünü fark edince heyecanlandı ve atını diğerlerine göre daha hızlı sürmeye başladı. Gördüğünden tam olarak emin olamasa da, yakınına geldiğinde tahminlerinde yanılmadığını anladı. Bu, on katırın sığabileceği genişlikte derin bir çukurdu. Çevresindeki toprak siyaha dönmüştü. Biraz daha yaklaşınca toprağın hala sıcak olduğunu teninde rahatlıkla hissedebildi.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!