7 - Söz

3K 288 52


Cama çarpan küçük bir taş sesiyle uyandı Uras. Yatağından kalktı ve pencereden aşağıya baktı. Bahçede biri vardı ve o kişi bu sabah görmeyi beklediği son kişiydi. Birden heyecanlandı ve ne yapacağını şaşırdı Uras. Üzerinde okul üniformasıyla, elinde kitapları ve sırtında küçük sırt çantası ile ona bakarak gülümsüyordu. Saçlarını başının sağ yanına doğru özenle örmüştü. Gömleğinin açık yakasından taktığı siyah ipli kolyeyi fark etmemek zordu. Uras dağınık saçlarını panikle düzelterek pencereyi açtı ve Melis'in gülümsemesine gülümsemeyle karşılık verdi.

"Günaydın!" diye seslendi Melis.

"Günaydın Melis! Burada ne yapıyorsun? Evimi biliyor muydun? " diye sordu Uras aşağıya bakarak.

"Bilmiyordum, ama öğrendim. Gel hadi seni bekliyorum."

"Ne için? Yani, ne için derken, çok sevindim aslında da..." Uras ne diyeceğini şaşırdı bir an. Sol eliyle kafasının arkasını kaşıdı. "Seni görmeyi beklemiyordum sadece." diyerek düzeltti.

"İyi misin diye merak ettim. Okula gelecek misin?"

"Doktor iki gün dinlenmem gerektiğini söyledi."

"O zaman dinlensen iyi olur. Daha sonra görüşürüz."

"Şey... Ne için gelmiştin peki?"

"Bugün okula beraber gideriz diye düşünmüştüm. Madem iyi hissetmiyorsun; bunu sonra yaparız, olur mu?"

"Yok, hayır, ben iyiyim. Yani en azından okula kadar sana eşlik edebilirim." dedi Uras. Bu fırsatı kaçıramazdı. Zaten Melis'i görünce bütün ağrılarını unutmuştu.

"Buna emin misin?"

"Tabi ki eminim. Lütfen biraz bekle. Üstüme bir şeyler alıp geliyorum." dedi Uras. Hızla içeri girdi. Dolabını açarak üzerine uygun bir şeyler giyip odadan çıktı. Merdivenlerden hızlıca aşağıya indi. İlayda mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Uras'ı fark eden İlayda hemen seslendi:

"Uras! Erkenden kalkmışsın. Nereye gidiyorsun?"

Uras cevap vermedi.

"Kahvaltı yapmayacak mısın?" diye sordu İlayda bu sefer. Elindeki tabakta yeni pişirdiği krepleri ona gösteriyordu.

"Tokum ben." diye cevap verdi Uras. Onlara hala kırgındı. Gerçi kırgın olmasaydı bile Melis dışarıda beklerken başka bir şey yapmayı asla düşünemezdi. Ayakkabılarını giyip hızlıca bahçeye çıktı. Melis heyecanla çiçekleri inceliyordu.

"Umarım seni çok bekletmemişimdir." dedi Uras, Melis'in yanına gelerek.

"Yok, hayır önemli değil. Ben de çiçeklere bakıyordum. Ne kadar güzel bir bahçeniz var?" dedi Melis.

 Ne kadar güzel bir bahçeniz var?" dedi Melis

"Teşekkür ederim. Bahçıvanımız ilgileniyor sağ olsun. Ama çok sıkıldığım zamanlar ben de yardım ediyorum ona."

"Her yer rengârenk. Bahçe içerlere doğru devam ediyor mu?"

"Evet. Buradan görünmüyor ama yolun ilerisin de çardağımız var. Hamak da var."

"Gerçekten mi? Bayılırım."

"Görmek istersen göstereyim."

"İsterdim ama okula geç kalmasam iyi olur. Babam duyarsa canımı okur."

"Peki, o zaman. Çıkalım hadi." dedi Uras ve ardından kapıya doğru yürümeye başladılar.

"İzin almadan girdim bahçenize. Umarım annen ve baban kızmaz."

"Hayır, tabi ki. Ne zaman istersen gelebilirsin. Bahçe kapısını pek kilitli tutmayız zaten."

Bahçe çıkışına ulaştıklarında Uras, büyük demir kapıyı aralayarak Melis'in geçmesine yardımcı oldu ve sonra onunla birlikte dışarı çıktı. Arkasına dönüp kapıyı kapatacaktı ki mutfak penceresinin arkasında Uygar'ın kendisine doğru baktığını fark etti; Uygar'ın yüzü donuktu ve ifadesizdi. Uras görmezlikten geldi. İlgilenmesi gereken daha mühim meseleleri vardı: sonuçta Melis yanındaydı ve onunla konuşmak için can atıyordu. Kapıyı örttü ve Melis'le birlikte uzaklaştı.

Uras ve Melis, deniz manzaralı lüks villalarını kasaba merkezine bağlayan geniş caddeyi değil, ormanla bitişik yürüyüş yolunu kullanmayı tercih etmişlerdi. Uras, bugüne kadar konuşmaya bile cesaret edemediği kişiyle şimdi yan yana yürümenin heyecanı içindeydi. Üstelik Melis'in bu kadar ilgili ve duyarlı olabileceğini tahmin etmemişti. Dün kendisi için yaptıkları zaten ortadaydı. Bir de iyi olup olmadığını öğrenmek için evine kadar bizzat gelmesi olağanüstü bir incelikti. Dualarının kabul olduğunu düşünmeye başladı Uras. Neredeyse başına gelen felaketlere sevinecekti.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!