Sabah ki havaya tezat, gökyüzünü kaplayan bulutları gördüğünde elindeki tespihi kenara koyup seccadenin üzerinden kalktı yaşlı kadın. Pencereye yaklaşıp,  tül perdeyi hafifçe araladı. Avludaki çardakta oturan gelini ve torununu gördü. 5 aylık hamile gelini, biricik gözünün nuru torunu Ahsen'in dizlerine yatmış, onun verdiği üzümleri yiyordu. İç geçirdi yaşlı kadın. Keşke oğlu yaşasaydı da şu seyirlik manzaraya şahit olsaydı. Dört ay sonra doğacak aslan parçasını- torununun can paresini - kucağına alabilseydi. Kader diye söylendi kadın. Kader...

         Başını havaya kaldırıp gökyüzüne baktı. Hava iyice kararmaya başlamış, yağmur habercilerini yollamıştı.

     ''Ey yumurtaya can veren Rabbim! Sen her şeyin en iyisini bilirsin. Ailemin bu huzurunun bozulmasına izin verme. Ne gelirse senden, dertte senden sabrı da senden. Biz kullarını yolundan ayırma. Doğru yoldan saptırma. AMİN.'' Dedi.

        Perdeyi çekip, seccadesinin başına geri döndü Rahşan Hanım. Seccadeyi güzelce katlayıp çeyiz sandığının üzerine koydu. Tespihini eline alıp çıktı odasından.

        Ahsen her gün olduğu gibi bugün de yengesi ve yeğeniyle ilgilenmişti. Bu onun için rutin haline gelmişti. Yengesinin hamileliğinin ilk aylarını kaçırmıştı. Son aylarında yanından bir an olsun ayrılmak istemiyordu. Çok seviyordu yengesini de doğacak yeğenini de. Şu hayatta kimi vardı ki? Ağabeyi, yengesi, babaannesi... Şimdi bir de yeğeni olacaktı. Başka ne isteyebilirdi ki.

        Keşke annesi ve babası da hayatta olsalardı. Annesi, Ahsen'i doğururken ölmüştü. Gelinini genç yaşta kaybeden Rahşan Hanım büyütmüştü torunlarını. Oğlu yeniden evlenmek istememişti. Rahşan Hanım üstelememişti. Torunlarının üvey anne elinde büyümesine gönlü razı gelmemişti. Oğlunun ölen karısını ne kadar çok sevdiğini bilirdi. Rahşan Hanım da gelinini oğlu kadar severdi. Kader onları erken ayırmıştı. Ölüme kim çare bulabilirdi ki?

        Ahsen bir an babasını düşündü. Annesini kendi doğumunda kaybetmişti. Ona dair hatırladığı bir şey yoktu, hatta hiçbir şey yoktu. Ama babası... Onu çok iyi hatırlıyordu. Kaybedeli ne kadar olmuştu ki?

         5 yıl...

        5 yıl önce babasını kaybetmişti. Hayır kaybetmemişti. Babasını elinden almışlardı. Kan davası denen o iğrenç şey babasını elinden almıştı.

        Miroğlu soyu babasının katiliydi. Zafer Miroğlu, babasını vurmaya gitmişti ve her ikisi de ölü bulunmuştu. Babası son nefesini vermeden intikamını almıştı ama Ahsen'in intikamı henüz alınmamıştı. Ne demişti ağalar? İki taraftan da can gitti. Davanın devam etmesine gerek yoktur. O zamanlar Ahsen, on dokuzundaydı, bazı şeylerin tam olarak farkında değildi. Ama şimdi her şeyin farkındaydı.

        Bir gün... Bir gün babasının intikamını alacaktı. Ne olursa her ne şekilde olursa olsun.

        Onu düşüncelerinden sıyıran konağın büyük kapısının hızla açılmasıydı.

        Leyla kapının açılmasıyla karnını tutarak doğruldu Ahsen'in dizlerinden. Kapıyı açan kocasının sağ kolu, yakın arkadaşı Ali'ydi. Ali'yi görünce Ateş'in de geldiğini sanıp kalkmaya çalıştı oturduğu yerden. Ahsen Ali'nin yüzünde gördüğü ifadeden bir terslik olduğunu anladı. Ali'ye doğru yürümeye başladığında Rahşan Hanım merdivenlerin başında olanları izliyordu. Leyla eli karnında olduğu yerde durmuş olanları anlamaya çalışıyordu. Ateş neredeydi? Ali neden yere bakıp duruyordu?

AH SENDEBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!