Bölüm 8

973 72 48

'MERTOĞLU ERKEKLERİ GÖZALTINDA!

Ünlü iş adamı Haluk Mertoğlu, oğlu Ali Mertoğlu ve yeğeni Savaş Mertoğlu gözaltına alındı. Sebebi henüz bilinmezken Haluk Mertoğlu ve Ali Mertoğlu'nun İzmir'de, Savaş Mertoğlu'nun ise İstanbul'da gözaltına aldığı söyleniyor.'

Telefonumun ekranını kitleyip oturduğum bankın boş kısmına koydum. Basına sızmış olması aileden herkesi kötü etkileyecekti, iş alanında kötü bir iz olarak kalacaktı. Bir tarafım yaptığım şeyin oldukça ağır olduğunu söylerken diğer tarafım hakettiklerini söylüyordu.

Belki Savaş bu yaptığımla benden nefret eder ve ifadesi alınırken benim de bildiğimi söylerdi. Belki de aynı şeyi Ali de yapabilirdi. Eski Nazlı olmak isterken kötülük yapmıştım. İçimdeki pişmanlık duygusunu bastırmak için Savaş'ın bana oynadığı oyunu hatırlatıyordum kendime. Tüm aileyi toplayıp bana oynadığı ayakta alkışlanacak oyunu!

Oturduğum banktan kalkıp ayaklarımın götürdüğü yere doğru ilerlemeye başladım. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum. Arabayı karakolun önünden çekip rastgele bir yere park etmiştim. Yürümek istiyordum. Gücümün yettiği kadar, nereye gittiğimi bilmeden yürümek istiyordum.

Yarım saat süren bir yürüyüş sonucu ayaklarım karakola bakan ağacın arkasında durmuştu. Polis kapının önündeki basını göndermeye çalışırken gözlerim Rana Hanım'ı buldu. Yorgun gibi duruyordu. Önüne tutulan mikrofonlara kısa bir şey söyledikten sonra basın toparlanıp yavaşça uzaklaştı.

Savaş'a ne olduğunu merak ediyordum. Belki şu an sorgudaydı, belki de demir parmaklıkların arkasında çaresizce oturuyordu.

Dakikalar önce içeri giren Rana Hanım iki eliyle birden Savaş'ın tek elini tutarak çıkarken benim bakışlarım direk Savaş'a kaymıştı. Uykusuz olduğu ağlamış olduğu kadar belliydi. Onu ilk kez bu kadar bitkin görmek boğazımda bir yumru oluşmasını sağlamıştı. Pişmanlığımı, Savaş'ın oynadığı oyunu hatırlatarak kovdum tekrardan.

Ağaca yakın olan bir banka otururlarken beni görmemeleri için zor olsa da saklanmıştım. Başımı çıkarıp onlara doğru baktığımda sırları bana dönük bir şekilde oturduklarını fark ettim.

"Beni şikayet etmiş," dedi Savaş. Tabi o sesin Savaş'tan çıktığına inanmak zordu. Kısılmış gibiydi sesi. "Ona gerçekleri anlattıktan sonra benden ne kadar nefret eder diye düşünüyordum. Bu kadar çok nefret edeceğini hiç beklemiyordum ama anne."

Ondan nefret edemiyordum. Ama ona olan aşkımı söndüreceğimden, bitireceğimden emindim.

"Ne yaptın ona?"

Rana Hanım'ın sert çıkan sesine karşılık Savaş "Çok kötü bir şey yaptım," diye mırıldandı.

İntikam almak için bende ona çok kötü bir şey yapmıştım. Karakoldan nasıl çıkmıştı, bilmiyordum ama çıkmış olmasına sevinmiştim. Sevinmiş olmama rağmen içimde bir duygu ön plana atıyordu kendini.

İntikamını yeteri kadar alamamış olma duygusu.

---

Rüzgar saçlarımın arasında dolaşıp dağıtırken masmavi denizin güzelliğine bakıyordum. Sebepsizce huzurlu hissettiriyordu bu beni. Bir de aramızda sorunlar olmadan Savaş'ı istiyordum yanımda. Dertsiz, tasasız Savaş'ı istiyordum.

"Denize bakarak yalnız başına da bir şeyler düşünebilirdin. Beni neden çağırdın?"

Başımı yana çevirip Miraç'a baktım ve tekrar önüme döndüm. Ona ulaşmam birkaç saatimi almıştı ve bi süreçte telefonumun şarjı da bitmişti. Yirmi dakikadır ben boş boş denize bakarken o bilmem kaç tane sigara yakmıştı.

Mertoğlu Bozuntusu -2- Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!