0.4|footprints

409 43 67
                                        

"Sanırım katili bulamayacaksınız çocuklar." dedi Irene, önüne koyduğu tepsideki oreolardan yerken.

"Bütün gün oreo yiyip çikolatalı süt içersen bulamayız tabii." dedi Robert ve gözlerini devirdi.

Chris, artık bıktığını hissettirmek ister gibi Robert'ın kolunu çimdikledi ve Irene'in sakin olması için dua etmeye başladı.

Fakat Irene fazlaca sinirlenmiş ve ayaklanmıştı bile.

"Siz de adam gibi işinizi yapın o zaman! Yahu adam üçüncü bir şahıstan bahsediyor, hiçbir kanıt yok elimizde evde üçüncü biri olduğuna dair. Düşünün biraz yahu! Katil bu adamdan başkası olama-"

"Bir dakika." dedi Chris, "Sanırım bir şey bulmuşuz bile Irene."

Elindeki tabletten, mailine gelen fotoğrafı gösterdi.

"Yağmurlu bir gün değildi, ama pencerede çamurlu bir ayak izi var. Ayrıca, katil bu adamdan başkası olabilir."

-

"Anlıyorum Bayan Brown, çok teşekkürler bu gelişmeden beni de haberdar ettiğiniz için. Ama artık gitmelisiniz, çünkü bugün çalışmıyorum." dedi Tom ve başını yorgun bir ifadeyle masasına yasladı.

"Pardon ama neden çalışmıyorsunuz? Bugün salı." dedi Daisie, yüzünde anlamadığını belli eden bir ifadeyle.

"Çünkü sizin de oldukça yakından tanıdığınız bir adam öldü dün gece," dedi ve başını masadan kaldırıp kadının gözlerinin içine baktı. "Reed Adler öldü."

Kadın, birkaç saniye öylece kaldı. Ardından tepki vermeyi hatırladığında acı bir inilti kaçtı dudaklarından. Hemen sonra, elini dudaklarına kapattı ve gözyaşlarının sinsi baskınına karşı gardını indirdi.

"Üzgünüm," dedi Tom, gözlerini yumdu. "Bunu bu şekilde söylememem gerekirdi."

Masasından kalktı ve garip bir şekilde fazlasıyla üzülmüş olan kadının yanına gitti.

Karşısındaki koltuğa oturdu ve ona iyice yaklaşıp kollarını kadının küçük bedenine sardı.

Daisie, dakikalarca adamın göğsünde ağladı. En sonunda nefessiz kaldığında geri çekildi.

Alnı, Tom'un çenesinin hizasındaydı ve bedenleri birbirine olması gerekenden yakındı.

İnsanlara temas etmekten hazzetmeyen Tom, tüm tabularını yıkmış ve bu yeni Tom'u bir kenara koymuştu.

Duygularını ve üzüntüsünü yaşayabilmek için, kendine ördüğü kandan kabuğu aşabilmesi gerekti.

Ve o kabuk paramparça olmuş, ayaklarının dibinde tüm kanını salmıştı.

Bundan sonraki yaşamını o kan gölünde ağlayarak geçirecekti.

Arkadaşının yasını, geçmişi yad ederek; böyle acı içinde tutacaktı.

Belki de tüm geçmişini geri getirerek...

-

"Nereye gidiyorsun Irene?" dedi Chris, fark ettirmeden kızın oreolarından aşırmaya çalışırken.

"Öncelikle. Onlardan biri bile eksilirse," dedi ve bisküvilerini gösterdi. "Seni de sevgilini de bitiririm oğlum. Ayrıca, nereye gittiğim sizi ilgilendirmez."

Chris alınmış gibi Irene'i süzdü.

"Robert'ı bu işe karıştırman çok adice."

"Seni banyoda bekleyen tatlı sevgiline katılmaman çok adice asıl." dedi Irene ve alayla, abartılı biçimde göz kırpıp daireden çıktı.

unknown husband|tom hiddlestonHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin