Bölüm 23

116 5 13


19.01.2008/Cumartesi

Bir ses geliyordu uzaktan. Belli aralıklarla kendi tekrar eden, her tekrarda sinirini bozan, eski saatlerin birbirine vuran zilleri gibi. Biraz daha kafası yerine geldiğinde çalan şeyin kapı olduğunu idrak etti.

'Hadi Ryan, kapıya birkaç metre uzaklıktasın, lanet olsun aç şunu.'diye söylendi içinden. Biraz bekledi. Ryan'ın koca kıçını kaldırdığına dair bir iki tıkırtı duymayı umut ediyordu. Fakat hayır. Bina yıkılsa umuru olmayacak kadar derin uyuyordu.

Yorganı hızla üstünden attı. Gözlerini ovaladı. Neden pes edip gitmiyordu ki? Belki evde değiller.

Ayaklarını yataktan sarkıttı. Etrafa bakındı. Üstüne uzun kollu bir tişöt geçirdi. Eşofmanının iplerini sıkışlaştırdı. Aşağı inerken saçlarını geri atmaya çalıştı.

Merdivenlerin sonunda duvarda asılı aynaya şöyle bir göz attı. Kesinlikle berbat görünüyordu. Gözleri alışık olmadığı kadar kızarıktı. Dün gece biraz abartmışlardı.

Tekrar zil çaldığında beynine matkap giriyormuş gibi hissetti. Yüzünü acıyla buruşturdu. Gelen her kimse fena kaşınmıştı. Kapıyı açarken hangi küfürleri edeceğini bile planlamıştı. Fakat karşısında onu görünce her şey iptal oldu.

"Merhaba."dedi Anne titrek bir sesle. Buna karşılık Spike alayla gülmeye başladı. Başka kim bütün şansını zorlayabilirdi zaten? Tabi ki Anne olacaktı.

"Merhaba Lucy."dedi. Karşısındaki kızın suratının büründüğü afallamayı izledi içinde derin bir hazla.

"Sadece ailem bana Lucy der."dediğinde sesindeki kırgınlığı gizleyememişti.

"Orasını bilemem. Fakat beni ikinci şanslara inandıran Anne sen değilsin. Sen,"dedi küçük bir adımla ona yaklaşarak "onu o yapan her şeyi mahveden kızsın Lucy." gözlerini karşısındaki soluk gri gözlere dikti. "O yüzden, sana kimin nasıl hitap ettiği umurumda değil." Anne'in şaşkınlığının solan yüzüne yansıyışını seyretti. Gülümsedi. Bir adım yana çekildi. Geçmesi için eliyle içeri buyur etti. Fakat Anne yerinde donup kalmıştı. Spike omuz silkerek mutfağa ilerledi. "Ne içersin?"diye sordu.

"Hiçbir şey."dedi Anne. İçeri bir adım attı. İlginç bir şekilde Spike'la benzer şekilde düşündüğünü fark etti. O bir zamanlar âşık olduğu çocuğun Jason olduğunu, Spike da bir zamanlar değer verdiği kızın Anne olduğunu düşünüyordu.

Spike elinde iki şişe birayla karşısında durup birini ona uzattığında düşüncelerinden sıyrıldı. Biraya gerek yoktu. Fakat Spike'ın gözleri resmen o şişeyi almasını emrediyordu. Eli titreyerek uzandı. Spike kapağı açıp bıraktı. Kendi şişesini onunkine değdirdi şerefe anlamında.

"Dün akşam The Rice'a gelmedin."dedi gözlerine bakarak. Kendi adına geniş çaplı bir parti vermişti. Amacı camiada varlığını hissettirmek ve bazı kişilere oranın kime ait olduğunu göstermekti.

"Başka işlerim vardı."dedi Anne. Yokluğunun hissedildiğini öğrendiğinde umutlanmalı mıydı?

"The Box grubunun çok sevgili elemanlarını keşfetmek gibi mi?"

"Sen nereden biliyorsun?"

"Bilmek istediğim şeyleri öğrenmek benim için zor değil."dedi kısık bir tonla. O an Anne kalbinin hızlanmaya başladığını hissetti. Onu hala merak mı ediyordu? "Yeraltı Mezarlığı iş yaptığım adamlardan birine ait. İşlerini nasıl yürüttüğünü bilmem gerekiyor. Akşamları kimler çıkıyor, müşterilerini hangi kesim oluşturuyor, falan filan. Dün aldığım raporda senin de ismin vardı." Tabi ki onu merak etmiyordu. Küçük çaplı hayal kırıklığını içine atmak zorunda kaldı. Birasından birkaç büyük yudum aldı. "Söyle bakalım, seni bu saatte burada görme şerefine nasıl ulaştım?"

R.E.S - Mazideki KusurBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!