Allah'ım kaderimiz bizim elimizdeyse eğer NEDEN benim kaderimde başka parmak izleri var ?
saatlerdir bu sözleri düşünüyorum. Ben değil de hayat bana sahip gibi. Çocukluğumun en güzel çağında vurulmuştum ben. Çocukluğum elimden alındığından beri sahip olamıyorum hayata. Babamın benim için saatlerdir uğraşıp eğri olsa da benim tabirimle sarsak o ağaç evimde bıraktım çocukluğumu. 9 yaşındayken büyüdüm ben belki bundandır yaşlı ve hayatın elinde kendimi hissetmem. Bir kitapta okumuştum ' Ben daha çok kendi içimde yaşayan bir insanım'bunun için size nazaran birkaç misli fazla yaşamış sayılırım. Bazı kitaplar açıklıyordu her şeyi. Saatlerdir odamda bacaklarımı soğukluğunu hissettiğim duvara uzatmış bunları düşünürken camıma gün batımının vurmasıyla artık düşüncelerimden ayrılma vaktinin geldiğini anlamıştım. Güneş ışınlarının son demleri elime vururken gölgeleri dans ettirdim ve piyanomun başına geçtim.Çalarken öyle çok kendimden geçiyordum ki ya da sahip olamadığım kendim oluyordum ki.. Annem çalmamı hiç istemezdi ona göre hüzünle bütün oluyor ve çaldığım notalarla herkesin gözyaşı oluyordum. Bana göre ise insanların hiç dokunulmamış acılarına dokunuyor ve onları okşuyordum. Gün batımında çalardım hep. Küçük prens kitabına düşkünlüğüm yüzünden gün batımının ne demek olduğunu biliyordum artık. ''Anka yanıma gelir misin ?'' annemin o muhteşem! bağırma sesiyle notaları bir an karıştırıp durdum yanına ayaklarımı sürüye sürüye gidiyordum ne vardı ki sanki beni şimdi çağırıyor oysa 3 saattir boş boş oturuyordum piyano çalarken bölünmekten nefret ederim. ''- efendim anne ?''Bavulunu hızlı hızlı hazırlarken her zamanki gibi etrafı karıştırmış haliyle öyle komik duruyordu ki '' Biliyorsun ki iş seyahate çıkıyorum bu seferki uzun sürecek o yüzden tek başına kalacaksın. Ahu ablana söyledim yemek konusunu ayrıca tembihledim bir şey olursa ona söyleyebilirsin bu arada dönüşte arabayı sen götüreceksin hava alanına gidene kadar seninle konuşmam gereken şeyler var ah tatlım bana öyle bakma koş hazırlan.'' bunları sadece iki nefeste söylediğine cidden inanamıyordum diyecek bir şey bırakmayınca hazırlanmaya başladım hemen kot pantolon üstüne bol tişört giydim spor ayakkabılarımı çıkarttım saçlarımı açtım zaten dalgalıydı pek uğraşmadım telefonumu cebime koydum yine yalnız kalacağım günler başlamıştı. Babam öldükten sonra annem daha fazla çalışmaya başlamıştı. Babamın şirketteki yerini amcama bırakmış kendisi kendi alanında çalışmak istemişti ama hisseler hala üstümüzdeydi.Böyle uzun seyahatler olduğu zaman genelde hep benim arabayı götürmemi ister ve yol boyunca konuşurduk. Annemi o kadar özlüyordum ki yanımda olsa bile doyamıyordum. Annem bir kez daha bağırınca koşarak yanını gittim valizleri indirmesine yardım ettim. Uzun bir elbise giymişti annem morların kadınıydı öyle çok yakışıyordu ki ona sapsarı uzun saçları mavi gözleri ve genç kızlara taş çıkartacak fiziği ile karşımda duruyordu. elinde turuncu çantası vardı her seyahate çıkacağı vakit bunu takar ve nasıl olursa her elbisesi ile uyardı. ''-almışsın turuncu kızını yine yanına benden çok onunlasın onu bir gün atıcam bak ''diyerek takılmadan edemedim önce gözleri büyütüp bana baktı sonra gülüp sarıldı sarsak kızım benim diye.'' ANNEE sarsak deme''. kalbim her sarsak dendiğinde acıyordu bana babamı o evimizi o günleri.. neyse. annemin mavi gözleri yerine benim yeşil gözlerim kızıla bakan veya kestane mi acaba hiç anlamıyorum genelde değişik renkte saçlarım vücudum anneminkine benzese de çıkıntılı hatlarım vardı. Arabada hemen yanına oturup şarkı açtım annemse her zaman ki konuşmasını yaptı ama bu sefer biraz korkuyordu beni bırakmaktan. ''Her ihtimale karşın odamda dolapta silah var onu yanına almanı ve dikkatli olmanı istiyorum''.Dediği anda beynime kan sıçramış gibi oldu. ''-anne bir şey mi var genelde bunları söylemezdin'' demekle yetindim ama cümleleri bile nasıl kurdum anlayamadım korktuğumu belli etmemem gerekti '' kızım şirket iyiye gidiyor ve düşmanlarımız artıyor ve sen düşmanlar için bir hedef oldun geçen bir yazı geldi. polise gittim ama''- Anne ne yazısı neden bahsetmedin bana. annem susmuş gözlerime bakarken başımın derde gireceğinden iyice korkmaya başladım sanırım 1 ay evden çıkmazdım zaten belayı çeken bir tiptim ''önlemini aldık dert edip kendini 1 ay eve sakın kilitleme. istediğini yap bebeğim biliyorsun seni korumak için her şeyi yaparım ben ve bana güven lütfen sadece daha dikkatli olmanı istiyorum''. pekala anne dedim ama içimi şimdiden yeyip bitiren kuruntularla doldurmuştum. anneme sarıldım bu sefer İtalya ya gidiyordu. sarıldığım an aldığım o koku babamı hatırlatıyordu başımı öptü babam gibi.. Güvendesin kızım seni seviyorum dedi ve gitti. Bu sefer veda ediyormuş gibiydi bu sefer içimi yeyip bitiren korkular vardı ve annem gittikten sonra ağlamaya başladım. herkesin içinde ağlamaktan nefret ediyordum hemen arabaya gidip bir saatte geldiğimiz yolu yarım saatte tamamlayıp kendimi piyano başında buldum. kalbimden geçen o notaları çalıyordum. Bazen öyle şiddetleniyordu ki nefes alamıyordum gözyaşlarıma karışmış notalara son bir ince sesle ben buna sessizliğin o çığlığı diyordum ve çığlıklarla bitirdim notaları. Ben Anka EVLİYAOĞLU 18 yaşındayım 9 yaşımda babamı sarsak evde gözlerim önünde vurulup kollarımda ölmesine şahit oldum. Evliya şirketinin %75 sahibiyim. Lise son sınıf öğrencisiyim. İntikam vücudumu ateş gibi sararken küllerimden yeniden doğmayı bekliyorum. Hayat her zaman adil değildir.
YOU ARE READING
Dokuz
Teen FictionMerhaba İç döküşten çok iç çöküşün olduğu bu yazılarda nereye sığınacağını bilmeyen birinin, yazılarda filizlenen hayatını yazıyorum. Bazı kitaplar ölümden döndürür. Bazı yazılar ölüme iter. Hayat o kadar da kolay değildir bazen. Dünyadaki mutlu ins...
