1. bölüm, iyi okumalar.

Günlüğümün kapağını usulca kapattıktan sonra Mayıs'ın son günlerinin tadını çıkarmak adına bahçeye çıkmaya karar verdim. Hava oldukça sıcaktı, havuza girsem kimse ayıplayamazdı. Ki etrafta ayıplayabilecek kimse de yoktu.

Bu aralar takıntılı olduğum bahar elbiselerinden biri üzerimdeydi. Pembe tonlarındaki çiçek desenleri bahar havasına uyum sağlıyordu. Uçuşan kelebekler, süs havuzuymuş gibi havuza bırakılan sahte nilüfer çiçekleri ve beyaz çiçeklerinin bir kısmını yere döken ağaç ile bir takım gibiydim, buraya ait olduğumu hissedebiliyordum.

En uçtaki, havuzun hemen başında kalan hasır koltuklardan birine yönlendim. Buraya taşınalı daha bir ay bile olmamıştı. Ailem okulumun bitmesini beklemişti, okulunun bitmesinin ardından ev için yeni eşyalar, boyalar, duvar kağıtları seçilmişti. Üniversitenin ilk senesi kesinlikle benim için harikaydı.

Bacaklarımı altımda topladıktan sonra bahçeyi seyretmeye ve hayaller kurmaya başladım. Düzenli olarak tuttuğum günlük dışında yazım konusunda yetenekli olduğuma inanmıyordum. Hayal kurmayı seven biriydim, kurgu yönünden güçlü sayılabilirdim ancak kendime güvenim yoktu. Bu konuda şanssızdım sanırım.

Annem sarıya boyalı saçları ile bahçe kapısının orada belirdi. Üzerinde bilek kısmından bir karış yukarıda kumaş, lacivert bir pantolon ve sıfır kol şifon bluz vardı. Olduğum yerden parlak gülümsemesini görebiliyordum. Elini havada bana doğru salladıktan sonra tuttuğu meyve kasesi ile bana doğru yönlendi. Meyve saatim gelmiş olmalıydı. Bir zamanlar kilolu olan bir kız olduğum için artık yeme düzenim vardı ve ideal kiloya çoktan ulaşmış olsam da o günlere dönmek istemediğim için hala bunu uyguluyordum. Arada kaçırsam da...

"Meyve saati Ege!"

Elindeki kaseyi kucağıma koyup yanıma oturdu. Kasenin içinde çilekler, erikler vardı. Çileklerden birini alıp anneme uzattım. Keyifle çileği yerken ağzıma eriklerden birini attım.

"Bu akşam babanla Ankara'ya gidiyoruz, unutmadın değil mi?"

Kafamı iki yana salladım. "Unutmadım annem. Hatta eğer evde tek kalmaya korkarsam kızları çağırabilir, Ata'yı halama postalayabilirim. Ya da halamda kalabilirim. Unutmadım."

"Eğer Ceylin'le Azra'yı çağırırsan Damla'yla Ecrin'i de çağır."

Kuzenlerimin ismini duyunca istemeden de olsa yüzümü ekşittim. Annem yüzümü görünce kolumu cimcikledi.

"Bak Ege, seni yaşına aldırmadan döverim. Kuzenlerine iyi davran. Halanı bu kadar severken onlara nasıl böyle davranıyorsun şaşıyorum!"

"Of annem ya, neyse tamam... Kızları çağırmam büyük ihtimalle. Ata ne isterse onu yapar."

Tam ağzını açıp söyleneceği sırada sekiz yaşındaki küçük kardeşim okul kıyafetleri ile bahçe kapısının önünde belirdi. Anneme seslenmesi ile annem koşarak yanına ilerledi. Okuldan geldiği zaman çok aç oluyordu ve bu onu huysuz yapıyordu. Eşek.

Meyvelerimi yemeye devam ederken bahçenin siteyle bağlantısını kuran kapısı açıldı. Yaşadığım an Lana Del Rey'in şarkısıyla iyi anlatılabilirdi... Mavi kot, beyaz tişört... Odaya girdiğinde, bilirsin, gözlerimi yaktı. James Dean gibiydi, gerçekten.

Sarışın çocuk, tarifteki haliyle bahçemize adım attığına donuk bir halde onu izlemeye koyuldum. Miyop gözlerimle bile bu mesafeden nefes kesici cazibesini görebiliyordum. Şu an Kuzey'e olan saplantımın hiçbir değeri yok gibiydi. Bu çocuk çok ama çok farklıydı. Yani çok değildi ama Kuzey bile beni ilk görüşte bu kadar etkilememişti. Sonuçta Lana Del Rey şarkısı ile onu anlatamıyordum, değil mi?

Arkadaş DümeniBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!