§22§

14.4K 1.6K 506
                                    

Heilin kaşlarını çatarak şaşkın bir ifadeyle Jungkook'un sol tarafında ama biraz gerisinde duran solgun tenli kıza baktı.

"Sen..."

"Jungkook, uzaklaş buradan."

Jungkook Ell'e bakarken gözleri hayretle açılmıştı. Ayrıca ilk kez ona soyadıyla değilde ismiyle seslenmişti.

"Neler oluyor Ell?"

"Bedenini ele geçirmek istiyor." dedi Ell dehşetli bakışlarıyla Heilin'i süzerken.

Kızın yüzündeki şaşkınlık ifadesi büyüdü.

"Sen de kimsin?"

"Bu seni ilgilendirmez. Jungkook'tan uzak duracaksın."

Heilin güler gibi oldu. "Buna sen mi karar vereceksin? Sen onun neyisin ki?"

Bu soruyla Ell'in çatılan kaşları havaya kalktı.

O Jungkook'un neyiydi ki?

Sadece öylesine bir arkadaşı mı?

"Cevap veremediğine göre, Jungkook'un ilişkilerine karışmaya hakkın olacak kadar değerli biri değilsin. Bu durumda uzaklaşması gereken sensin?" dedi Heilin imayla.

Ell yine kaşlarını çatıp yumruklarını sıktı.

"Onun neyi olduğum veya onun beni ne olarak gördüğü umrumda bile değil. O sadece.." Jungkook'a bir bakış attı. "İblislerden korumak istediğim birisi." dedi tekrar Heilin'e dönerek.

Heilin'in gözleri büyüdü. "Sen... Neden bahsediyorsun?"

"Bilmezlikten mi geliyorsun seni pis şeytan?!" dedi Ell sesini yükselterek.

Jungkook elini onun omzuna koydu. "Sakin ol."

Jungkook'un ona dokunmasıyla Ell irkildi ve gözlerini kırpıştırarak bir eline, bir de ona baktı.

"Jungkook, bu mezardan çıkma kılıklı kızı nereden buldun?" dedi Heilin alay edercesine.

Jungkook sertçe ona baktı. Ell'in sımsıkı olan yumruğunu alıp parmaklarını araladı ve elini tuttu. Ell ona şaşkınca bakarken Jungkook Heilin'e doğru bakarak konuştu.

"O mezardan çıkma kılıklı biri falan değil."

Ell, bir tür hayal gördüğünü düşünüyordu. Önce sıkıca elini tutan büyük ele, sonra kakarlı ve sert bir biçimde karşısındaki kızla konuşan Jungkook'a baktı.

"Seni görmek güzeldi Heilin. Görüşmek üzere." Dedi ve Ell'i çekiştirerek yürümeye başladı.

"Seni tekrar görmek için sabırsızlanıyorum Kook." Diye seslendi Heilin arlasından.

Jungkook tepkisizce yürümeye devam ederken Ell'in içindeki geriye dönüp o kızın saçını başını yolup onu yakma ve küllerini dipsiz bir kuyuya atma isteğini bastıran tek şey Kook'un onun onunkini sıkıca tutan eliydi.

Ell ikisinin birleşmiş olan ellerine baktıkça heyeycandan iç organları dışarıya çıkacakmış gibi hissediyordu.

Issız sokakların sonlarına doğru yaklaşmışlarken Ell bir anda durunca Jungkook dönüp ona baktı.

"Artık kendi başına gitmelisin. İnsanlar beni gördüklerinde..."

Jungkook tek kaşını tek kaşını kaldırarak ona baktı.

"...Garipseyeceklerdir." dedi Ell derin bir nefes verirken.

"Oradan bakınca bu umrumdaymış gibi mi görünüyor?"

Ell şaşkınlıkla Jungkook'a baktı. Yanında tuhaf birini dolaştırmaktan utanmayacak mıydı? Üstelik el eleyken.

Ell'in bakışları düzeldi ve elini istemese de yavaşça çekti.

Jungkook onun ayaklarına baktı. "Tanrım-" çömelip kızın bir ayağını eline aldı.

Ayakları çıplaktı. Elbette, Ell'i hiçbir zaman ayakkabılı görmemişti.

Ve şimdi ona batmış olan cam parçaları ve taşlar yüzünden sanki savaştan çıkmış birinin ayağına benziyordu. Tuhaf olansa hiç kan olmamasıydı.

"Canın acımıyor mu?" Dedi Jungkook hayretle ona bakarak.

Kız bir ona bir de ayaklarına baktı. "Hiçbir şey hissetmiyorum."

"N..Nasıl?" dedi Jungkook doğrularak. Ardından kızın kolunu cimcikledi.

"Ah!" Ell kaşlarını çatarak ona baktı ve elini koluna koydu.

"Bunu hissediyorsun ama ayaklarına batan şeyleri hissetmiyorsun öyle mi?"

Ell gözlerini kırpıştırarak ona baktı.

Jungkook derin bir nefes aldı. "Anlaşılan bu sorunun cevabını sende bilmiyorsun."

"Hissetmek istemediğim şeyleri hissetmem." Dedi Ell dik dik ona bakarken.

Jungkook ellerini onun omuzlarına koydu. "Sen tam olarak nesin Ellis?"

Ell gözlerini büyülterek ona baktı.

"Geçen sefer sorduğumda hemen gözden kaybolmuştun. Ama bu kez buna izin vermeyeceğim."

"Cevabını bilmediğim asıl soru buydu." Dedi Ell. Jungkook'un ellerini yavaşça ittirdi.

"Yoluna git Jeon." Dedi ve Jungkook gözlerini devirip tekrar ona bakıncaya dek gözden kayboldu.

"Aish bu kız cidden..."

Jungkook etrafına bakındıktan sonra yürümeye devam etti.

Hala çözemediği çok fazla şey vardı.

'Bedenini ele geçirmek istiyor.'

Bunun anlamı neydi? Heilin Jungkook'un bedenini napsındı ki?

***

"Hiçbirşeyi atlamadan, her şeyi anlat evlat."

Jungkook parmaklarıyla oynarken pedere baktı.

"Anlatacaklarımdan sonra bana deli muamelesi yapıp tımarhaneye tıkmayacağınızdan nasıl emin olabilirim bilmiyorum."

Peder güldü.

"Evlat, hayatım boyunca o kadar çok hikaye dinleyip o kadar çok şey yaşadım ki, inan bana deli olsaydın bunu anlardım. Ben aynı zamanda bir parapsikoloğum."

Jungkook gözlerini büyülttü. "Gerçekten mi? Yani..olağanüstü şeyler hakkında tecrübeniz var mı?"

"Elbette." Dedi peder gülümseyerek.

Jungkook derin bir nefes aldı. Kore'de amerikalı bir peder bulabileceği aklına gelmezdi. Üstelik parapsikolog olan bir peder.

Ama ne yapabilirdi ki? Tek başına bir çözüm bulamayacağı açıktı, yardım almak zorundaydı.

Böylece Jungkook, her şeyi anlatmaya başladı. Ell'i, kazayı, halısını, Heilin'i, iblis olayını, kitaplarda okuduğu şeyleri..

Hepsini bitirdiğinde peder düşünceli bir şekilde yere bakıyordu.

"Heilin konusunda... Başın hiç beklemeyeceğin bir belada olabilir evlat. Ve şu Ellis... Ellis Frank. Eğer anlattıkların doğruysa, sanırım onun ne olduğunu... Daha doğrusu, ona ne olduğunu biliyorum."

• The Carpet Π Jeon Jungkook •Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin