2_Değişim Evreleri_[é_é]

10.1K 471 55

DÜZENLENMİŞ BÖLÜMDÜR

---

Aynada kendimi inceledim. Tam tamına 5 ay. Babamdan, abimden, Luna'dan ayrı geçen 5 ayımı düşündüm. Direk bir gülümseme belirdi yüzümde. Ankara'ya ilk geldiğimde Yağmur'un gönderdiği arkadaşını hırsız sanıp çantamla kafasına vuruşum kıkırdamamı sağladı kendi kendime. Yağmur'dan da fena azar yemiştim. Tabi çocukla sonradan iki iyi kanka oluşumuz anormale kaçmıştı ama neyse.

Geldiğim günde aynaya çizdiğim çizgiye baktım. 5 santim uzamış ve 16 kilo vermiştim. 1.70 boyum ve 55 olan kilom ile gayet güzel birine dönüştürülmüştüm. Saçlarımı Yağmur'un önerisi ile boyatmıştım. Ama hala sarıydılar. Sadece uçlarına biraz pembe renk katmıştık. Güzelde duruyordu. Fazla uzun olmamakla beraber bir 10 santim kadardı.

Sivilcelerimin tam gitmediğini söylemem gerekiyordu. Ara ara tabiki ekleniyordu ve ben patlatmamak için insanüstü bir çaba sarf ediyordum ama başarıyordum da. Alnımda kabaran yerleri kremler sayesinde yok etmeyi başarmıştık.

Diş tellerimi çıkarttırmıştık ama damaklık kullanıyordum. Şikayetçi değildim. Yine hep fırçaladığım inci dişlerim ön plandaydı, sadece üst damağımda iki ön dişimde duran teller vardı. Rahatsız değildim açıkcası. Kendimle barışık olmayı öğrenmiştim bu süreçte. Abim kaç kere gelmek istemiş, hatta gelmişti ama kendimi göstermemiştim. Çok özlemiştim evet ama sürpriz yapacaktım.

Aynanın karşısında durmayı kesip Yağmur'un beni odaya gönderme sebebini hatırlayıp dolabımı açtım. İçinde kendi zevkime göre Yağmur ile aldığımız kıyafetlerin bulunduğu dolaba baktım. En sonunda zaten neredeyse boş sayılan dolaptan çiçekli krem bir şort aldım. Hızla onu üzerime geçirip kahverengi kemerini taktım. Salaş, tek omzu düşmüş bordo kısa kollumu da giyip şortumun içine koydum. Üzerime krem rengi ince bir hırka giyerek dolabımı kapadım.

Küçük bir çantayı dolabımın üzerinden alıp içine telefonumu, kameramı, cüzdanımı ve iki tane sakızımı koydum. Çekmeceyi unuttuğum bir şey var mı diyerek açtıktan sonra bir de parlatıcı ekledim. Siyah ve benim hiç dıştan dile getiremediğim ama hep bok rengi olarak kullandığım renklerin bulunduğu yazlık sandalet topuklumu da giyip odadan çıktım. Yağmurun odasına girdiğimde onun kıyafetler arasında kaldığını gördüm.

Kendi kendine konuşuyordu ve beni fark etmemişti. Telefonu çıkarıp videoya çekmeye başladım. Malum, şantaj olarak kullanılabilirdi bu görüntü. "Şimdi, seni seçsem sen üzüleceksin. Ama eğer su yeşilini seçersemde beyazım üzülecek." İkisine kısa süre hızlı hızlı baktı. "Beyaz daha güzel." Su yeşilini kenara attı ama bu seferde yerde takılı kaldı gözü. "Ayyy! Bu sarı da çok hoşmuş!"

Kahkahamı tutamayınca bana döndü. Telefonu hemen kapattım. "Ne yapıyorsun aşkilotam?" Ona taktığım lakap buydu. Çikolatayı çok sevdiği için derdim. "Kıyafetlerinle mi tartışıyordun az önce sen?" Ağlar gibi bir ses çıkardı.

"Allah için yardım et sarı ineğim," Kaşlarımı kaldırdım. Kocaman gülümsedi. "Yani sarı çiçeğim diyecektim, bana yardım eder misin?" Güldüm ve kafamı iki yana salladım. Umutsuz vakaydı.

Dağınık kıyafetlerde gözlerimi gezdirdim. Yere eğilip az önceki sarı büstiyeri aldım. Ona fırlattım. Vakit kaybetmeden üstünü çıkardı. Birbirimizden utanmazdık zaten. Sonra köşeye sürüklenmiş çiçekli eteği alıp ona verdim. Hızlıca giyip ayna karşısına geçti. Lacivert arka planlı ve renkli çiçeklere sahip olan eteği çok yakışmıştı ona. Alkışladım. "Ayakkabı?" dedi heyecanla.

Biraz mırıldandım. Kenardaki ayakkabı rafında hiç bu kombine göre ayakkabı olmadığını anlayınca hemen odama koştum. Valizime en son attığım kırmızı stilettoları alarak hemen odaya girdim. Önü açık kurdaleli stilettoları yere koyar koymaz hemen denedi Yağmur. Tam ağzımı açmış Yağmur'un ev arkadaşı olan Ülkem'in kızacağını söylerken onun sesi duyuldu.

"Hadisenize lan! Uçak kaçacak!" Onun hangi ara hazırlandığını merak etmiştim açıkcası. Ülkem asi bir kızdı kesinlikle. Birimiz onu oyalamazsak üşengeç olmasına rağmen buraya gelir bizi döverdi. Yağmur saçını yapmak için hızlıca masaya otururken ben aşağı indim.

Sadeliğini konuşturup üzerinde DELİ yazan beyaz bir tişört ile su yeşili kot pantolon giymişti. Umursamayarak bir de ev topuzu yapmıştı değişik. Ayağına benim beyaz konverslerimi geçirmiş bana ters ters bakıyordu. "Yakıyorsun be!" dedim beğeniyle. Güldü.

"Erkeklerden hoşlandığımı kaç kere söyleyeceğim sana İrem?" Gülerek göz devirdim. "Tamam, güzel olduğunu söylemeyeceğim güzelim." O da güldü. Daha yarım saatin olduğunu, Ülkem'in bizi indirmek için kullandığı bir şey olduğunu anlayınca mutfağa ilerledim. Bir şeyler yemek iyi olabilirdi.

---

Evet, sonunda bir kez daha Yağmur bizi geciktirmişti uçağa. Kaçırmıştık ve mecburen Ülkem'in arabası ile gidecektik. Kaç dakika süreceğini bilmiyordum ama ben kesinlikle arka koltukta uyuyacaktım.

Yolculuklarda uyumak hobim haline gelmişti. Kızlarla biraz sohbet eder, hava kararınca da yatardım sırt üstü. Kızlara açtırdığım arabanın üstünden yıldızları izler ve herbirinin bana göz kırpışına anlam yülerdim. Hatta Ülkem'e "Biri sana göz kırptı." dediğimde hemen delirmiş, yıldız olduğunu söyleyince de beni dövmüştü.

Valizlerimizi bagaja koyduktan sonra tekrar eve girip kenardaki çantamı aldım. Bir battaniye de alınca Ülkem'in hakaretine maruz kalmıştım ama battaniyesiz uyuyamıyordum. Sırf geç gitmek için saat akşam 8 de yola çıkıyorduk, biz mi anormaldik yoksa sabah çıkanlar mı bilemem ama gece yolculukları güzel olurdu bana göre.

Yola çıktığımızda Yağmur dışında dünden beri uyuyamayan ben ve Ülkem'in gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı bile.

Bekle beni İstanbul, İrem geliyor...

DeğişimBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!