1.BÖLÜM

4.8K 178 59

                                                                         GÖLGE-VADE

   Herkese merhabalar! Yeniden burada olmak o kadar garip bir duygu ki anlatamam. Umarım Gölge'nin yeni yolculuğu hepimiz için güzel olur. Daha fazla uzatıp sizi tutmak istemiyorum. O zaman, iyi okumalar!

(Bölüm şarkısı - Hammock Sinking Inside Yourself)

Yoğun bir karmaşa...

Dalga seslerinin arasına karışan onlarca hatta yüzlerce insan fısıltısı... Acıyı teneffüs eden bedenlerin nefes alışverişlerinin hızı, kalp atışlarının kulak yakıcı yankısı... Tüm sesler birbirine karışıyor ve zihnimde daha da yoğunlaşarak beni mahşerin ortasına sürüklüyordu. Dilime yapışan kelimelerim sessizliğe boyun eğerek bir bir geri çekiliyordu.

Neydi bütün bu karmaşanın sebebi? Neden bu insanlar böyle feryat ediyordu? Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı o da gözlerimi açmak. Fakat yapamıyordum. Daha doğrusu yapmak istemiyordum. Vücuduma çöküp damarlarımda katran edasıyla dolaşan korku buna müsaade etmiyordu.

Bacaklarıma çarpan dalgaların sesi bütün sesleri alt etmek istercesine hırçınlaşıyordu. Soğuk dalgalar vücuduma her bir çarpışta kırbaçlanıyormuşum gibi yerimden sıçrıyordum. Dişlerimi sıkmaktan çenemde oluşan dayanılmaz ağrı ile altımdaki kumları avuçlarken tenime saplanan tırnaklarımın verdiği acı yarışacak cinstendi.
Canım çok yanıyordu. Bu acı hem fizik olarak hem de ruhendi. İçinde bulunduğum belirsizlik ruhumun boynuna bir ip dolamış acımasızca sürüklüyordu.

''Aç gözlerini! Aç ve yüzleş!'' Tüm bu karmaşanın ortasında kulaklarıma ilişen bu fısıltı ile nefesimi tuttum. Yapamazdım. Gözlerimi açtığım anda karşılaşacaklarımın boyutunda yok olup gitme düşüncesi beni korkaklığımın arkasına küçük bir kız çocuğu gibi saklanmaya itiyordu.

'' Aç hadi gözlerini, korkma!'' İnsanların daha da yoğunlaşan sesleri dediklerini anlamama engel oluyordu. Bu beni daha da dibe çekerken birisi hala gözlerimi açmam gerektiğini fısıldıyordu. Gözlerim sonsuza kadar böyle kapalı da kalamazdı ki...

''Neyi bekliyorsun? Hadi, seni bekleyen birisi var! Aç artık gözlerini''

''Yapamam!'' diye bağırdım. Sesim boşlukta yankılanırken koca bir aslanın ağzında çırpınan küçük bir ceylanın son feryatlarını andırıyordu.
Kaçış yolu olmadığını hissedebiliyordum. Vücudumun her bir zerresine mühürlenen bu duyguyu yok etmenin tek yolu birbirine kenetlenmiş gözkapaklarımı aralamamdı belki de. Gerçek her ne ise onunla yüzleşmek ve onu alt etmek küçük bir hamleme bağlı olabilirdi.

Ellerimi kalbimin üzerine koydum. Kalp atışlarım bedenimin sarsılmasına neden olacak kadar hırçındı. Nefes alışverişlerim sıklaşıyordu ve ciğerime her hava dolduğunda kulaklarımdaki ses daha da belirginleşiyordu.

Çığlıklar, ardı arkası kesilmeyen çığlıklar...

''Sana gözlerini aç diyorum!'' Bütün seslerin arasından yükselmeyi başaran bu komut ile vücudum kaskatı kesilirken ellerim iki yanıma düştü ve ıslak kumlara parmaklarımı saplayarak doğruldum. Tuttuğum nefesimi bırakırken gözlerim gerçeğe aralandı. Daha ne olduğunu bile anlamadan koca bir dalga beni denizin derinliklerine sindirmek istercesine içine aldı. Aynı hızla geri çekildiğinde korkuyla ayağa fırladım. Bir yandan gözlerimi ovalarken bir yandan da deli gibi öksürüyordum. Derin bir nefes alıp yanan gözlerimi olabildiğince araladım. İlk fark ettiğim şey tüm o insan seslerinin yok olmuş olmasıydı. Şu an kulağımı meşgul eden, kalp atışlarım, göğüs kafesimi yırtan bir hırçınlıkla alıp verdiğim nefesim ve rüzgârın sesinden ibaretti.

Bir sağıma bir soluma baktığımda şaşkınlıktan başım döndü. Bir yanım uçsuz bucaksız deniz iken diğer yanım alabildiğine çöldü. Nereye düşmüştüm böyle? Az önce her yerde yankılanan o seslere ne olmuştu? Hayır, asıl soru buraya nasıl gelmiştim ben?

Bütün karmaşanın sebebi olan seslerin yok olması, karanlık bir kuyunun dibine düşen zihnime ip uzatıp onu oradan çıkarmam için yeterli bir sebepti. Bir an önce sakinleşip mantıklı bir şekilde düşünmem gerekiyordu.

Çöle doğru birkaç adım attım. Sıcak kumlar ayağımın altında ezilirken hala bir yanımın deniz diğer yanımın çöl olmasına hayret ederek bakıyordum. Tenimdeki tuzlu su yüzünden güneşin acımasızlığı altında eriyordum adeta ama ayaklarımın altında kaynayan kum daha çok canımı yakıyordu.

''Ne işim var benim burada?'' Çaresizce fısıldarken geriye doğru bir iki adım atıp ıslak kumların üzerinde durdum. En son nerede olduğumu hatırlamaya çalışıyordum. Fakat zihnimde açılmış kocaman bir kara delik vardı ve tüm her şey o delikten oluk oluk akıyor gibiydi.

''Kimse yok mu?'' Biraz sesimi yükseltmeyi denedim. Etrafta kimse yoktu ve beni kimsenin duymayacağını biliyordum ama kendi sesim bile olsa bir ses duymaya ihtiyacım vardı şu an.
Daha fazla beklemeye dayanamayıp kıyı boyunca yürümeye başladım. Etrafımda yaşamın olduğuna dair tek bir hareketlilik yoktu. Bu az önceki seslerden bile ürkütücü ve korkularımı kamçılayıcı bir durumdu. Yürüyordum ama isteyerek değil zorunlu bir eylem olarak yapıyordum bunu.

Adımlarım kendiliğinden hızlandığı sırada karnıma dayanılmaz bir ağrı saplandı ve anında iki büklüm olup yere diz çöktüm. Bir elim istemsizce karnıma giderken diğer elimle yerden destek alıp doğrulmaya çalışıyordum ama karnımdaki ağrı buna müsaade etmiyordu. Ağrı dayanılamayacak boyutlara çıkarken elimin altında hissettiğim sıcaklık ile bakışlarım karnımı buldu. Islak olan beyaz elbisemde kan hızla yayılıyordu. Korku tüm vücudumu karıncalandırırken hemen dizlerimin üzerinde doğrulup elbiseyi yukarı doğru sıyırdım. Karşılaştığım manzara geçirdiğim bunca dakikanın son darbesini indirdi sırtıma.
Göbek deliğimden anlamsız bir şekilde kan sızıyordu. Parmağımı korka korka deliğin üzerine koyduğum sırada canım yanınca elimi hemen çektim. İyi de nasıl yaralanmıştım? Çok kan kaybediyordum ve bu doğal olarak paniklememe neden oluyordu.

Kımıldamama engel olan ağrı hafiflemeye başladığında ayağa kalktım. Çöle doğru yürümeye başladığımda kanlar bacaklarımdan süzülmeye başlamıştı bile. Altın renkli kum kanı büyük bir soğukkanlılıkla emiyordu ve soluk bir renge dönüşüyordu.

''Lütfen birisi yardım etsin. Çok kan kaybediyorum!'' diye var gücümle bağırdım. ''Lütfen...'' Ama hayır, burada benden başla kimsenin olmadığı kesindi. Galiba yolun sonuydu.

''Derin!'' Adımı telaffuz eden bu ses beynimde patlayan bir silah etkisi yaratırken adımlarım kenetlendi. Acı bir çığlık genzimi yaktı fakat zor da olsa tüm gücümle yuttum. Zihnimdeki boşluk doluyordu sanki. Hala kulaklarımla yankılanan bu ses o deliği onarıyordu.

Ürkek adımlarla arkamı döndüğümde gözlerim bana acıyla bakan bir çift göze anında kenetledi kendini. Bu ifadeyi daha önce defalarca gördüğümü anımsadığım anda göğüs kafesimin kasıldığını hissettim. Daha önce beni kasıp kavuran, acının kucağında yuttuğum çığlıklarımla uyutan, elimi kolumu bağlayan bu bakışlar birer hançer olup saplanıyordu şu an göğsüme.

Ona doğru bir adım attım. O da aynı anda bana doğru bir adım attı ve ben gözlerimi gözlerinden ayırmaya kıyamazken onun gözleri karnıma kaydı, hafifçe kısıldı.

''Yaralanmışsın!'' Şu an neyin sebep olduğunu bilmediğim yaram umurumda bile değildi. Gözümü dahi kırpmadan ona doğru yürüyordum sadece. İçimde derinlerde bir yeri sızlatan özlem duygusu başka bir şeye odaklanmamı engelliyordu. Onu yıllardır görmemişim gibi bir hisle, onu hissetmenin açlığıyla yürüyordum öylece.
Aramızda sadece iki adımlık mesafe kaldığında gözleri hala karnımdaydı. Bir çöl rüyası olamazdı değil mi bu?

Aynı anda adım attığımızda ayak parmakları parmak uçlarıma değdi ve bu sanki onu dalgınlığından uyandırmış gibi gözlerini gözlerime çevirdi. Hayır, o bir çöl rüyası olamazdı. Bakışları bana beni hissettirecek kadar gerçekti.
Yüzümde buruk bir gülümseme oluşurken bir elim ürkekçe yanağına uzandı. Gözleri anında kapanırken o acı ifadenin kaybolmasını dileyerek tekrar bana bakmasını diledim. Ben yüzünün her zerresini gözlerimle ilmek ilmek dokurken gözlerini açtı. Bu sefer hiçbir duygunun esiri değildi. Ona ait olmayan bir ruhsuzlukla izliyordu çaresizliğimi.
Yavaşça yüzünü okşadım. Parmak uçlarımdan dökülüyordu ona olan özlemim. En son ne zaman görmüştüm onu hatırlamıyordum.

'' Canın çok yanıyor mu?'' dediği anda düşüncelerimin hücumundan sıyrılıp başımı sağa sola salladım. Tam sarılacağım sırada birden önümden çekildi. Elim öylece havada kalırken ne olduğunu bile anlamadan arkama geçti ve ellerini karnımın üzerinde birbirine kenetleyip sarıldı. Bu ani çıkışına şaşırsam da hemen ellerimi ellerinin üzerine koyup başımı sol omzuna yasladım. Hafızamın derinlerine kazınmış olan kokusu koskoca denizin tuzlu kokusunu bastırıp ruhuma doluştu. Gözlerimi kapadım. Henüz birkaç dakika önce nerede olduğumu bilmezken şu an dünyanın en güvenli yerindeydim. Onun kollarında...

GÖLGE - VADERead this story for FREE!