Derin bir iç çekerek gelinliğimin dantelleriyle oynamayı bırakıp gözlerimi duvardaki çiçek resmine çevirdim. Büyük ihtimalle bu da düğün için gelen hediyelerden biriydi.

"Sanırım çok erken evlendik."

Yanaklarımı avuçlarıma yaslayarak onu onaylamak için başımı salladım.

"Amerika'da kaç kişi bakireyken evleniyor ki?" dedim büyük bir nefesi daha içime çekerken.

Aslında şimdiye kadar her şey güzel geçmişti. Düğünde ufak tefek aksilikler dışında bir sorun çıkmamıştı, herkes eğlenmişti. Sonunda tören bittiğinde ucuza tuttuğumuz evimize doğru yola çıkmıştık. Hatta Ted beni kucağına alıp eşikten geçirmişti ama ondan sonra işler birazcık karışmıştı.

Şimdiyse hurda koltuğumuza oturmuş, önemli görevimizi yapmak için kendimizi cesaretlendirmeye çalışıyorduk.

Tanrı'm bu çok zordu!

İkimiz de acemiydik, ikimiz de gergindik ve bu hiç de işimize yaramıyordu. Hem yanımda duran yakışıklı çocuğun olmak istiyor, hem de ne yapacağımı bilmiyordum. Ah, şimdi çıldıracağım!

Aklımda uçuşan düşünceleri bir kenara itip günün yorgunluğuyla baygınlaşan gözlerimi kocama çevirdim.

"Şu çiçekleri çıkarmama yardım eder misin?"

Sabah bütün canlılıklarıyla parlayan, şimdi ise ölümün eşiğinde olan renkli çiçekler boyunlarını bükmüş, saçımdan kurtulmak için yalvarıyorlardı.

Theodore isteğimi büyük bir centilmenlikle yerine getirirken ben de onunla birlikte solmuş çiçekleri özgürlüğüne kavuşturdum. Son çiçeği de diğerlerinin arasına katıp eteğimdeki minik tepeceği avuçlarımın arasına alarak ayaklandım.

"Ben şunları bırakıp geleyim."

Aptalca kekelemediğim için kendimle gurur duyarken adımlarımı koridorun sonundaki yatak odasına yönlendirdim. Ev zaten iki oda bir salondan oluşuyordu-ki daha büyüğünü kiralasaydık yemek yemeye paramız kalmazdı- ve bir oda yatak odası olmuştu. Diğeri ise şimdilik bir masa ve kocaman bir kitaplığı içinde barındırmakla yetiniyordu.

Hayatta kalabilmemiz için gerekli parayı,belli bir süre için, yetimhanenin bağışçılarından biri sağlayacağını söylemişti. Eh, bizim sayemizde büyük bir reklama da sahip olmuştu.

Kapıyı açıp içeri süzüldüğümde elimdeki çiçekleri ilk bulduğum kitabın arasına sıkıştırdım. Şimdilik bu sayfalar onları çürümekten alıkoyardı ve ben de yarın onlar için bir çözüm bulurdum. Hey, düğünümde kullandığım çiçekleri çöpe atacak halim yok, değil mi?!

Dışarıdan odaya yeterince ışık süzülüyordu, hem de ay en parlak günlerinden birini yaşadığı için odanın ışığını açmaya gerek duymamıştım. Gözlerim loş ışıkta odadaki en güzel eşyayı bulduğunda ona biraz daha yaklaştım. Bu gümüş rengi revaklara sahip boy aynası peri masallarından kopmuş gibiydi. Hatta o kadar mucizevi hissettiriyordu ki etrafımda bir tur dönüp gelinliğimi bir prensesin elbisesi gibi hayal etmekten kendimi alamamıştım. 

Bu halime kıkırdamadan duramazken küçük metallerle saçıma tutunan duvağı yavaşça yerinden çıkardım. Sıra gelinliğime geldiğinde aynadan kendime cesaretlendirici bir bakış attım. Eğer ben adım atmazsam Ted de atmazdı ve bu gecenin sonu büyük bir hüsranla biterdi. Ama benim buna hiç niyetim yoktu.

Kabarık elbisenin sağ taraftaki fermuarını bulduğumda aşağı indirip tül yığının içinden yavaşça çıktım. Üzerimde Rita'nın düğün hediyesi olarak aldığı, ünlü bir markanın gelinlere özel tasarladığı iç çamaşırı vardı. Gayet güzel hissettiriyordu fakat bu benim deli gibi kızardığım gerçeğini değiştirmiyordu. Heyecandan titremeye başlayan ellerimi yanaklarıma değdirip biraz olsun sakinleşmeye çalıştım. Fakat elime geçen tek şey daha da hızlanan kalbimdi.

Eva's Home | MarvelBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!