Y A N S I M A

851 60 21
                                    

"Bazı yaşamlar; alevlerin içerisine tohum eker."

Bir sonbahar gecesiydi. Yağmur araç camlarına öyle hızlı düşüyordu ki silecekleri bu hıza yetişmekte zorlanıyordu. Asfalt yol ıslanmıştı. Bu yüzden araçlar daha yavaş ve temkinli hareket ediyorlardı. Fakat bir araç hariç...

Arabanın silecekleri bir sağa bir sola doğru hareket ederken arabanın içerisinde sürücü koltuğuna oturmuş bir adam radyoyu çalıştırdı. Arabanın içerisi şiddetli bir müziğe kendini bırakırken yanındaki yolcu koltuğuna göz ucuyla baktı. Onu onaylar şekilde başını salladı. Sürücünün üzerine giydiği gömleğin omuz kısımları ıslanmıştı ve pantolonu da nemliydi.

Yanındaki kadın ise boynunu öne eğmiş bir şekilde oturuyordu. Saçları yüzündeki yağmur damlalarına tutunmuştu. Üzerine giydiği yırtık tişörtün bir kısmından göğüs kısmı belli oluyordu. Üzerine aldığı ceketin kollarını dirseklerine kadar çekmişti. İnce bacaklarında yer alan mini etek deri ve siyahtı.

Önündeki kısa saçları yüzünü kapatmıştı ve elindeki kağıdın içinde bulunan tozları burnuna tutmuştu. Tozu içine çekiyor ve keyifle sürücüye bakıyordu. Kadına doğru meyleden adamın göz bebekleri büyümüştü. Birkaç saat önce kafa bulanda oydu. Radyonun ritmine kendini bırakırken alaylı bir gülümseme yüzünü yerleştirmişti. Sürücü, dikiz aynasından bakıp vitesi kenarına yerleştirdiği bira şişesine uzandı ve parmaklarının arasına metal şişeyi aldı. Dudaklarına şişeyi dayadı ve soğuk sıvının boğazını yakmasına izin verdi.

Dolunay gökyüzünde görünmeyecek şekilde karanlıktı ve yağmur geceyi bastırmıştı. Sürücü koltuğundaki adam, uzak mesafe farlarını yakarken yolun ortasında duran bedeni fark etti fakat hızını kesmek yerine daha da hızlandı. Yolcu koltuğundaki kadın ise çoktan kendinden geçmişti ve başını koltuğun başlığına dayamıştı. Kadın boş gülümsemeleri etrafa serip kahkaha atmaya başlamıştı. Gözlerinin altı kararmıştı ve umutsuz bir ruh şekline bürünmüştü. Sürücü gözlerini yoldan hiç ayırmayı ve yolun ortasındaki adamın kenara kaçmasını bekledi. Fakat adam hareket etmeye tenezzül etmedi. Sürücü küfürler eşliğinde frene bastı. Lastikler yağmurun etkisi ile ürkütücü bir ses çıkardı. Frene birkaç kere daha basınca araba yolun ortasında dikilen adama çarpmaya milim kala durdu. Sürücü dışarıdaki adama daha dikkatli bakabilmek için öne doğru eğildi.

Yolun ortasındaki adamın kıyafetleri ıslanmıştı. Yüzü hâlâ karanlığa esirdi. Başı öne doğru eğikti ve saçlarından yağmur damlaları dökülüyordu. Sürücü ağzından dökülen küfürler ile arabayı hareket ettirmek için vitese uzandı. O sırada bir ışık gökyüzünü aydınlattı ve bu anda yolun ortasındaki adam başını kaldırdı. Sürücü, adamın gözlerini gördüğünde yüzü bembeyaz kesildi ve titreyerek elini direksiyondan çekti.

Yağmurun altındaki adam, silahını kaldırdı ve tetiğe hiç acımadan bastı. Ön cama saplanan kurşun büyük bir çatırtı oluşturdu ve kırılmaya başladı. Sonra da cam tuzla buz oldu. Sürücü başını saklamak için öne doğru eğilmiş ve başını elleri ile korumaya almıştı. Fakat dışarıdaki genç adam bir kurşun daha sıktı. Yolcu koltuğunda oturan kadının kaşlarının ortasından giren kurşunla sürücü ecelin verdiği korkuyla başını kaldırdı ve dışarıya baktı ve:

"Yalvarırım beni öldürme!"dedi kekeleyerek. Genç adam yüzüne şeytani bir gülümseme yerleştirdi, arabanın ön kaportasına çıktı ve kırılmış ön camdan sürücüye bakmak için sol elini arabanın üzerine yerleştirdi. Başını eğerek ve dudaklarındaki alayla:

"Çok yazık."diye konuştu. Sürücünün yüzü kızarmış ve alnında boncuk boncuk terler birikmişti.

Radyoda çalan müzik değişince genç adam gülümsedi ve:"Bu şarkıyı severim. Bana cehennemi hatırlatıyor."diye konuştu. Sürücü can derdine düşmüştü ve sırtı da koltuğa yapışmıştı.

"Lüt-fen."dedi. Gözlerini sımsıkı yummuştu. Genç adam sıkkınca nefesini dışarıya verdi. "Canımı sıkıyorsun."diyerek umarsız bir ses tonu ile konuştu.

"Yalvarırım beni öldürme."diye devam etti yakarışlarına. Genç adam, başını sağ omuzuna doğru yatırdı ve silahını sürücünün ağzına soktu.

"Sana sessiz ol dedim!"diye dişlerini sıkarcasına konuştu ve adamın terler içerisinde başını aşağıya yukarı sallayışına şahit oldu. Namluyu, sürücünün ağzından çıkardı ve adamın alnına silahı dayadı.

"Ona göstereceğim iki şey var."dedi genç adam. Sürücü ise alnının kırışmasına izin vererek:"Kime?"diye sesi titreyerek sordu.

"Patronuma."dedi ve sürücünün bir kelime daha etmesine müsaade etmeden adamın kaşları arasına dayağı silahın tetiğine bastı. Yüzüne sıçrayan kanı görmezden gelirken kaportanın üzerinden indi ve cam parçalarını büyük botları ile ezdi. Arkasını dönüp iki cesedi olan araca baktı ve sürücünün ölü bedenine doğru konuştu.

"Hediyelerim."dedi ve ceketinin cebinden parlak bir cismi çıkarıp kaportaya koydu. Geldiği yönden geri dönerken aracın farları adamın gölgesini önüne düşürüyordu.

Gölgesi de karanlığa karışırken aracın radyosunda çalan müziğe dudaklarını oynatarak eşlik etti ve cebinden sigara paketini çıkardı. Sigarayı dudaklarının arasına aldığında bir şimşek daha çaktı. Genç adam bunun bir uyarı olduğunu biliyordu fakat çakmağını yakıp eli ile ateşi koruyarak sigarasını yaktı ve ciğerlerine zehri topladı. Burnundan ve ağzından dumanı serbest bırakırken yüzüne soğukkanlı bir ifade yerleştirdi.

"Hediyelerimi beğendin mi?"diye sordu.

Karartının ismi Eden'di.

Meleklerin seyrinde alevlerin içerisinde şeytanlar ile dans etmekti, adamın görevi. Gece karanlığında aydınlık tersine döndüğünde zaman, Yansıma onları görür ve ona verilen görevi yerine getirirdi.

Şeytanların kanatlarını yakıp meleklere teslim ederdi.

Ve şimdi tek başınaydı. Yakıp kül edeceği kanat; bir şeytanın da olabilirdi. Bir meleğinde...

YANSIMAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin