-Bölüm 36-

11.7K 674 72

İkinciye anlam verebiliyordum sonuçta bana önemli şeyler anlatacaktı ve ona güvenmemi istiyordu ama birincisinden bir anlam çıkaramadım.

Neden yanında durmamı istiyordu ki? Bunu ona da sorduğumda "Neden bu kısma takıldın?" diye sordu ses tonunda korkutucu bir sakinlik vardı. Bana fırsat vermeden devam etti. "Benim yanımda kalmak senin için çok mu zor?" Barlas'ı dikkatle incelesem de bu hareketlerine bir anlam veremedim. Bu bilinmezlik beni korkutuyordu. Yine de ona güveniyordum. "Öyle olsa yanında huzurla uyur muydum?"

"Madem güveniyorsun sorgulama. Sadece bu gecelik bize izin ver."

"Peki."

Elimden tutup yatağa doğru ilerledi ve yatağa otururken beni de kendisiyle birlikte yatağa oturttu. Tam karşısına oturup dizlerimi kendime çektim ve kollarımla sardım.

"Benim bir kız kardeşim vardı..." diye birden konuşmaya başlayınca şok yaşadım. Ben bunu hiç bilmiyordum. Evin hiçbir yerinde resmi yoktu ve adı hiç geçmemişti. Neredeydi acaba şimdi? "...Benden beş yaş küçüktü ama çok iyi anlaşırdık... " deyince anladım. Ölmüştü. Yine de anlam veremedim. Öldü diye neden hiç var olmamış saymışlardı ki? Bu çok kötü bir şey olmalıydı. Tamam, biz öldükten sonra çok da bir şey fark etmezdi ama yine de... Ne bileyim işte. İnsan hatırlanmak isterdi. Özellikle de sevdikleri tarafından... "... Her şeyi birlikte yapardık. Tabii hastalığının el verdiği her şeyi. İleri derecede astım krizleri geçiriyordu..." Gerçekten çok üzülmüştüm kıza. Zavallı kız kısacık ömrünü de hep ölümle burun buruna geçirmiş. "...Son krizini kollarımda yaşadı. İlacını defalarca sıktım ama bitmişti. O bana abi diye yalvarırken hiçbir şey yapamadım. Kollarıma yığıldı bir anda. On beş yaşındaydım o zaman..." Bu gerçekle yüzleştiğimde Barlas'a daha fazla acıdığımı fark ettim. Hem abisinin hem de kız kardeşinin ölümünü izlemişti. Üstelik belli ki onlara çok değer veriyordu. Kim bilir nasıl atlattı. Belki de atlatamamıştı. "... Üzerinden bir sene geçtikten sonra seni getirdiler eve. Onun yerini seninle doldurmak istediler. Onlar direttikçe sana karşı cephe aldım. Eğer seni kabul edersem kardeşime ihanet ederim sandım. Sinirimi hep senden çıkardım. Abim bile sen de Melisayı görüp sevdi seni. Adını Hera koydu çünkü Melisa savaşamadı sen savaş istedi..."

"Neden bana şimdi anlattın bunları."

"Bana inanmayacaktın ki. Seni ailemden korumaya çalıştım Hera. Ama kafanda kötü insan bendim. Her yaptığımı yanlış anladın."

Hiçbir şey söyleme gereği duymadan Barlas'a sokuldum. Ne yapmalıydım ne düşünmeliydim bilmiyordum. Bir yandan hiç tanımadığım üvey kız kardeşim için üzülüyordum. Aslında biraz da kıskanıyorum. Abisi ne de çok sevmiş onu. Aybars ile yaşadığım tüm güzel anıları o da biriktirmiş. Tek bir farkla! Ben onu yaşatırken; o, kendisi olmuş hep. Diğer yandan da Barlas için üzülüyordum; ben hep onu mutlu bir yaşantısı var sanırdım. Meğerse içinde ne fırtınalar kopuyormuş. Hemen karşımdaki odamda her gece cehennemi yaşıyormuş da haberim yokmuş. Beni uyarmak istemiş ama fark etmemişim. Çünkü ben yanlış insanlara çoktan güvenmiştim.

Sabah uyandığımda Barlas yanımda yoktu. Dün gece öğrendiklerimden sonra en çok da ona ihtiyacım vardı hâlbuki. İşe mi gitmişti yoksa. Onca şeyden sonra insan hiç mi yorulmazdı? Olanlardan sonra kendisini nasıl işe verebilecekti ki? Belki de o alışmıştır, ben yeni öğrendiğim için bana böyle geliyordur diye düşündüm fakat sonra vazgeçtim. Dün gece bana tüm bunları anlatırken tekrar yaşamıştı. Acı çektiği her halinden belliydi. Bunu anlamam için ağlamasına gerek yoktu. Her acı gözyaşı döktürmezdi. Hani boğazınıza bir yumruk oturur ya... Ne yutabilirsiniz, ne de çıkarabilirsiniz... Öylece oturur orada, canınız yanar ama ağlayamazsınız da. Hiçbir zaman geçmez acısı. Sadece onunla yaşamayı öğrenirsiniz. Barlas'ın her gece karşı odamda yaşadığı cehennem de böyle bir şeydi işte.

Telefonumu elime alıp Barlas'ı aradım. Mezarlıktan gelmek üzere olduğunu söyledi. Abisi küçük kız kardeşini özlemişti belki de. o gelene kadar ben de banyoya girdim.Banyom bittikten sonra kurulanıp giyindim. Saçlarımı tarayıp kuruttum. Tırnaklarıma rengârenk ojeler sürdüm. Bu saçma fikir nereden çıkmıştı bilmiyordum ama güzel olmuştu. Saçlarımı da her zaman ki gibi örüp seke seke merdivenlerden indim. Biraz bir şeyler atıştırmak için mutfağa girdim. Dolabı açıp içinde ne var ne yok diye göz gezdirirken kapı çaldı. Dolabın kapısını kapattım ve mutfaktan çıkıp kapıya yöneldim. "Kim o?"

"Benim..." diyen ses Barlas'a aitti. Kapıyı açtığımda elinde bir buket papatya olduğunu gördüm. "Bunlar bana mı?"

"Evet, bana boşuna Barbar demiyorsun. Aldığım çiçekte bile hayır yok."

"Papatyalar güzeldir."

"Papatyalar ölünce kokarlar. O bile canlı kalmıyor elimde."

"Eğer böyle güzel kokacaksam ölmeye değer. Eğer beni seveceksen yanmaya değer."

Çiçekleri bana uzatınca elinden alıp ona sarıldım. O da bana sarıldı. Bir kaç saniye böyle durduktan sonra ilk çekilen ben oldum. "Çiçekleri vazoya koyayım ben." deyip odama koştum hemen burada boş bir vazo olmadığını görünce içinde yapay çiçekler olan vazoyu boşalttım ve içine papatyalarla birlikte biraz da su koyup başucuma bıraktım. Tekrar aşağıya indiğimde Barlas'ın yanına oturdum. "Bunlar ne içindi Barbar Bey."

"İçimden geldi."

"Hmm ne güzel şeyler geliyor senin içinden" deyip yanaklarını sıkmaya başladığımda söylense de güldü. Onun da hoşuna gitmişti. Biraz daha abartıp ısırmaya başlayınca üzerinden indirdi beni. "Kahvaltıdan sonra kahve içmedim."

"İçseydin, niye içmedin?"

"Aynı bütünün parçalarıyız diye boşuna demiyorum. En az benim kadar Barbarsın."

"Tamam, tamam! Yapıyorum hemen." deyip kalktım ve mutfağa gidip ikimiz için kahve hazırlamya başladım. Sonunda hazır olduğunda elimdeki tepsiyle birlikte Barbar'ın yanına döndüm. Bu kez inat etmek yerine kahveyi benden almasına izin verdim. oda bu kez odunluk yapmak yerine gülümseyerek aldı kahveyi ve teşekkür etti. Ben de kendikimi alıp yanına oturdum.

"Yarın işe gidecek misin?"

"Hayır."

"Benimle ilgilenmek zorunda değilsin. Ben de yarın okula giderim zaten."

"Yarın pazar günü okula mı gideceksin gerçekten?"

"Ben fark etmemişim."

"Bu kadar acele etme. Sadece dinlen tamam mı?"

"Tamam." Deyince geri çekilip yüzüme baktı. "Ne?"

"Sen böyle her dediğime tamam deyince bir garip oldu sanki."

"Yaranamıyorum sana!"


Barbar Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!