“Bebeğimi götürüyorum.”

O anki sinir-kızgınlık-şaşkınlık duygularımdan olsa gerek çığlık attım ve ellerine yapıştım. “Bırak oğlumu.” Güldü. “Oğlun ha? Oğlun ha?! Bana niye söylemedin? Sana yardım edebilirdim.” Gözlerimden yaşlar boşanırcasına akıyordu. “Bırak. Bak ne istersen yaparım.” Beni umursamadan kapıya doğru yöneldi. Çıldırmıştım. Her an birini öldürebilecek kadar kızmıştım. Hızla önüne çıkıp anahtarları aldığım gibi ana çıkış kapısını kilitleyim tekrar mutfağa koştum. Arka bahçenin kapısını da kilitledikten sonra anahtarları yatak odasında herhangi bir yere attım. Benim peşimden gelen Malik’in üzerine yürümeye başladım. O da kucağında bebekle geri geri gidiyordu. “Beni dinle seni pislik. Hiçbir şey bilmiyorsun.” Tekrar güldü. “Bilmeme gerek var mı? hep aynı şeyler. Bebeğim benim için çok değerli bilmem ne bilmem ne bilmem ne…” cidden çığlık atarcasına ağlıyordum. “O kucağındaki bebeği mutlu etmek için kendimi ölüme attım ben! Milyarlarca kez aldırmak istedim, milyarlarca kez vazgeçtim. Çünkü o bir bebekti. Benim bebeğim. Her ne kadar senin gibi pislik herifin kanını taşısa da o benim bebeğimdi. Karnımda hissedebiliyordum. Hissettiğim şey onun kolu bacağı ya da başka bir şey değildi. Hissettiğim şey bir sıcaklıktı. Sadece bir sıcaklık. Bir sürü doktora gittim. Karnımda hissettiğim o sıcak şeyin ne olduğunu bilmek için. En son gittiğim doktor bana elimi karnıma koymamı söyledi. Evet, o sıcaklığı hissediyordum. Bu, onun sevgisiydi. Masumluğuydu. Hiçbir şeyin onun suçu olmadığının bir kanıtıydı. İşte o an anladım. Onun benden başkasıyla mutlu olamayacağını anladım. Onu aldırabilecek cesarete zaten sahip değildim. Ama başkasına da vermeyecektim. Hayatım boyunca hiçbir şeyi bu kadar istememiştim ben! Bu bebek kadar hiçbir şeyi istememiştim. Onu doğururken ne acılar çektim biliyor musun? Sırf onu kucağımda hissedebilmek için kimsenin dayanamayacağı acıya göğüs gerdim ben! Çünkü anne olmak böyle bir şeydi. Çünkü anne olmak, gerektiğinde kendi canını tehlikeye atarak evladını koruyabilmekti. Kimseden yardım isteyemedim ben. Beni yarı çıplak bir şekilde, buz gibi soğukta otobanın kenarında bıraktığında hiç kimseden yardım isteyemedim. Senin yüzünden oğlum doğmadan önce de, doğduktan sonra da psikologlardan hiç eksik olmadım. Ona bakamayacağımı düşündüm. Bu kadarı fazla dedim. Ama hayır, değildi. Bir annenin çocuğu için yaptığı hiçbir şey fazla değildir. Ona bakmak için part-time işe başladım. Okulu bile bıraktım! Sırf o kucağındaki bebek için. Sevdiğim çocuk benden ayrıldı. Herkesin gözünde bir sürtüktüm. Sır o kucağındaki bebek için çektim ben bunları. Peki sen ne yaptın Malik? Bana tecavüz ederek, kendinle ilgili sadece 5 harflik bir cümle söyleyip ortadan kayboldun. Ben bu anlattıklarımı yaşarken başka sürtüklerinle sürttün. Senden mi yardım isteyecektim? Komiksin.” Bir an için gözlerine baktım. Gözleri… Dolmuş muydu onun? Onun gibi birinin ağlaması? Hayal görme Elisha. “Sonuçta ben de onun babasıyım!” “Babası mısın? En çok hangi yemeği sever? Kaydıraktan kaymaktan mı, yoksa sallanmaktan mı hoşlanır? En son ne zaman hasta oldu? Gece kaçta uyur bunları biliyor musun ki karşıma geçip onun babası olduğunu söylüyorsun?” Mark’ı yavaşça yatağın üstüne bıraktı. “Sanırım onu bu şekilde almak pek hoş olmayacak. İleriki bir zamanda avukatımla geleceğiz.” Dediklerini duymamış gibi yaptım. Mark’a sıkıca sarılıp kokusunu içime çektim. Gözyaşlarım artık mutluluk gözyaşlarıydı. Bir an için baktığımda Malik gitmişti. Pencereye diktim gözümü. Kapıdan öylesine çıkıp gitmişti. Gene umursamaz, gene asi. Onu ilk tanıdığım günkü gibiydi. Kalpsiz, duygusuz…

“Yalvarırım Henry.” “Böyle bir şey için yalvarmana gerek yok. Gel, istediğin kadar kal. Hem o pislik herif seni burada bulamaz. Ah, keşke bir bulsa da ağzını burnunu kırsam.” “Tamam. Yarın orada olurum. Öptüm.” Sonunda rahattım. Malik bizi Henry’nin evinde asla bulamazdı. Bulsa da Henry onu bize yaklaştırmazdı. O, hayatımda güvenebileceğim nadir insanlardan biriydi. Mark’ın manevi babası sayılırdı. Hastalandığında başında hep o ve ben beklemiştik. Şimdi de bir babanın yapası gerekeni yapıyordu. Oğlunu annesinden alıp götürmeye mi çalışıyordu? Tabi ki hayır. Tam kapıdan çıkacaktım ki iki adam kolumdan yakalayıp tuttu. Karşıdaki lüks arabadan Malik çıktığında adamlardan birinin suratına tükürdüm. Hiç umursamadan daha da sıktı. “Demek kaçma planları kuruyorsun. Mahkemeden izin kağıdını almıştım oysa. Yazık oldu.” Elinde beni bebeğimden ayırabilecek tek kağıt parçası vardı. Ona doğru uzanamazdım kollarımdan tutulmuştu. Yavaşça yaklaşıp kollarımdan nazikçe Mark’ı sıyırdı. Adamlar kollarımı bıraktığında yere çöküp ağlamaya başladım. O da yanıma çöktü. “Bebeğini görmek istiyor musun?” nazikçe kafamı salladım. Sonuçta kucağında bebeğim vardı. “O zaman benimle yaşayacaksın. Sen, ben ve bebeğimiz.”

Bebeğimi Benden Alamazsın..!Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!