Genç adam telefonunu açan Canan Hanımla derin bir sohbete girmemek için direkt konuya girdi. "Yurda kaydolmak isteyen ilk kızı geri çevirme." dedi. "Burayı biraz toparlamak istiyorum. Serseri doldu."

Yurdun müdiresi gibi gözüken ama aslında kontrolü elinde tutmayan kadın onu onayladı. "Tamam." dedi. "Sen bilirsin." 

Genç adam telefonun ucunda güldü. "Ve yurda gelecek ilk kızı benimle kalmaya zorla. Nasıl ikna edersin bilmiyorum ama bir oda arkadaşı istiyorum. Ve bu bir kız olacak."

Genç adamın emirleri kesin ve netti. Canan Hanımın ise karşı çıkma hakkı yoktu.

#

"Delirdiniz mi siz?" diye sızlandım. "Ne demek uygun oda yok?"

Elimde bavullarım, yurt müdürünün odasında dikiliyordum ve kafayı sıyırmak üzereydim. "Bakın ben odamı daha samsundayken ayırttım. Parayı hesabınıza yatırdım." diye açıklama yaptım. Ve büyük bir bıkkınlıkla bavulları yere bırakıp kadının masasının önündeki koltuğa yığıldım. 

"Biliyorum ama malesef bir sorun oluştu. Bu sene yurdumuzu yeniledik ve düzenleme sıkıntıları mevcut. Üzgünüm ama size verebileceğimiz yalnız bir oda mevcut."

Gözlerim bir an için umutla açıldı. Ne olursa kabul edebilirdim. İstanbul'a bu zorluklarla gelmişken geri dönemezdim. Ayrıca başka yurtta kalamazdım da, babam bir tek bunu kabullenmişti. Ve hayallerimden vazgeçmeyecektim. Onları arayıp bir sorun olduğunu söylemeyecektim. Tek bir sorunla dahi karşılaşırsam geri geleceğimi söylemişlerdi.

"Ne olursa!" dedim. "Kazan dairesi mi? Çamaşırlık mı? Kabul!"

Kadın ilk önce pozitif bir gülümsemeyle bana baktı ama sonra ciddileşti. "Bir erkeğin oda arkadaşı olmak sorun olmayacaksa kalabilirsiniz. Biliyorum, normalin dışında bir fikir unuyorum size. Ama durum bu şekilde."

Kadının önerdiği şeyle gözlerim yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. "Ne dediğinizin farkında mısınız?"

"Üzgünüm, bir süre katlanman gerekiyor. Daha sonra sana yeni bir oda bulmaya çalışacağım."

Derin bir of çektim ve ellerimle yüzümü kapattım. Onca yolun üzerine bu aksilik beni bezdirmişti. Burası nasıl bir yerdi böyle? İçimden bir ses kadına hayır dememi ve tıpış tıpış Samsun'a dönmemi söylüyordu. Ama inatçı tarafım ağır bastı.

Başka bir şansın yok Irmak dedim içimden. Burada kalmak zorundasın.

Samsundan buraya gelmeyi, bir yurt bulmayı, ailemi ikna etmeyi başarmıştım. Bunların hepsi zor gerçekleşmişti ve şimdi geri dönemezdim. Kalacak başka bir yerim olmadığına göre, en uygun yer burasıydı. Bir erkeğin yanında kalacak olsam bile. "Pekala." dedim. "Odamı gösterebilir misiniz?"

----

Bugün, İstanbul'daki ilk günümdü. Ama daha şimdiden herkesin bahsettiği "İstanbul yorgunluğu" olayını yıllarca üzerimde taşımışım gibi hissediyordum. Canan Hanım beni odama yerleştirdikten sonra oda arkadaşımın bir süre olmayacağını söylemişti. Bu beni bir hayli rahatlatmıştı. Bu yüzden kıyafetlerimi bavuldan çıkarmadan, sıcak bir duş almaya karar verdim.

Duştan çıktığımda tek düşündüğüm sıcak bir duşun bütün yorgunluklara bir numaralı ilaç olduğuydu. Tüm gerilmiş kaslarım gevşemişti. Islak bedenime havluyu sardım ve banyodan çıktım. Ve banyodan odaya adım atar atmaz korkuyla yerimde sıçradım.

Yatağımın karşısındaki yatakta genç bir adam uzanıyordu. 

Dar koyu bir kot. Siyah botlar. Siyah bir tişört. Uzun bacaklar, geniş omuzlar, kaslı kollar. Yüzü bana dönük değildi. Ama birkaç saniye sonra onu kuşkuyla süzen varlığımı farkedince yatakta kıpırdandı ve bana doğru döndü.

Kıpırdamadı. Bir şey söylemedi. Gülümsemedi. Sadece beni izliyordu. Gayet normal bir sahneymiş gibi bedenimi süzmeye devam ettiğinde ellerimde havluya daha sıkı asıldım ve geriye çekilip banyoya girdim. Vücudumun çıplak uzuvlarını kapının arkasında tutmaya özen göstererek başımı  uzattım. "Burada ne işin var?"

Yatakta doğruldu. "Burası benim odam." dedi. Hani gelmeyecektin sen! Böyle mi tanışmam gerekiyordu? Ve burada yarı çıplak bir şekilde dikiliyor olman da sanırım burayı artık sadece benim odam yapmıyor." dedi ve ayağa kalktı. 

Odanın içinde birkaç adım atıp banyoya yaklaştı ve kapının kenarlarına ellerini koyup içeriye eğildi. "Sanırım burası artık cennet." dedi ve beni süzdükten sonra göz kırptı.

O göz kırpma hareketi ile içimdeki her bir hücrenin titrediğini hissettim. "Çe-çekilir misin?" diye kekeledim. Şuanda yarı çıplaktım ve bana bu kadar yakın durması beni tedirgin ediyordu. "Lütfen."

Güldü. Gülüşü, kesinlikle gözleri kadar tehlikeli görünüyordu. Bakışları... Delip geçici ve keskindi.  Sanki bakışlarının arkasında bir kaplan yatıyordu ve tek bir pençe hareketiyle bana uzanacaktı. Gözlerini kıstı. "Bu kadar gerilme ama..."

İçeriye doğru biraz daha eğildi ve bakışlarını açıktaki bacaklarıma düşürdü. "Yanımda bu kadar gerilirsen bu küçük odada nasıl eğlenebiliriz ki güzelim?"

Ellerini hiç beklemediğim bir ani hareketle kapıdan çekip kendini doğrulttuktan sonra tek saniye bile beklemeden, başka hiçbir şey söylemeden arkasını dönerek odadan çıktı. O gittiğinde ise tutmakta olduğum nefesimi serbest bıraktım.