BÖLÜMÜN KISALIĞI İÇİN ÖZÜR DİLERİM. GELECEK SEFER DAHA UZUN YAZMAYA ÖZEN GÖSTERECEĞİM :) 40 OKUNMA OLDUĞUNDA ATACAĞIM :)

**BABY DON'T CRY İLE OKUYUN**

Hızla pusete doğru yürümeye başladım. Yani koşmaya

Terli ellerimle kavradığım puseti arabaya doğru sürmeye başladım. Eve nasıl gittiğimi bile hatırlamıyordum. Aklımda bir sürü düşünce vardı. Zayn bizi bilerek mi bulmuştu? Amacı neydi? Lanet olsun Mark’a dokunmuştu. Sinirle kat ettiğim yollardan geçtiğimde sonunda eve varabilmiştim. Puseti çıkarıp kurdum. Mark’ı yerleştirdim. Kapının önünde dikilen Zayn’i gördüğümde şok olmuş bir şekilde gözlerimi açtım. Geri gidemezdim. Lanet olasıca kapının önünde duruyordu! Karşısında dikildim ve tanımıyormuşçasına bir edayla bakış attım. Ondan beklemediğim bir sakinlikle “Beni tanımıyor musun?” dedi. “Hayır.” Gözlerimi kıstım “Tanımam gereken biri misin?” güldü. “Beni tanıdığını biliyorum. Sence de bana oyun oynaman saçma değil mi? Gözlerinden yalan söylediğini anlayabiliyorum.” Muhtemelen kıpkırmızı olmuş yüzüm sinirle kasıldı. “Çekil önümden!” diye bağırdım. Kolumu tutup kendine doğru çekti. “Canım acıyor.” “Bebek benden, değil mi?” kanımın donduğunu hissettim. Yalan söylemekten başka çarem yoktu. “Hayır. Başkasından.” Sinirlenmişti. “Benden sonra sürtüklüğe mi başladın?” hala sıkılmakta olan kolum kıpkırmızı olmuştu. Çekmeye çalıştım. Karşılığında aldığım tek şey batırılmakta olan 5 tırnak oldu. “Bu seni ilgilendirmez. İstediğimi yaparım.” “O zaman çocuğa kan testi yaptırmama da bir şey demezsin.” Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. “Yarın doktor ben ve avukatım, burada olacağız.” Kolumu bıraktığı anda beni ve korkularımı baş başa bırakmak üzere ortadan kayboldu. Mark’ı alıp içeri girdim ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. O gerizekalı ne yapıyordu böyle? Öylesine gelip, evime gireceğini, birde üstüne üstlük oğlumdan kan alabileceğini mi sanıyordu? Ona gösterecektim…

Ertesi gün çalan kapı eşliğinde ayağa fırladım. Kapıda Zayn, yanında doktor gibi görünen adam ve takım elbiseli bir genç daha vardı. Beni umursamadan içeri daldılar. “Hey! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz! Hemen defolun evimden.” Biri Mark’ı tuttu. Batırdığı iğneyle ağlayan Mark’a ulaşma çabalarım boşa çıkıyordu. Zayn beni kollarımdan kavramıştı. Beni yere fırlattığında çarptığım başımın sızlamasıyla başım döndü. “Lanet olasıca!” beni hiç umursamadan sordu. “Kanı aldınız mı?” adamın kafasını sallamasıyla siktir olup gittiler. Ben ne mi yapmaya başladım? Mark’ı kucağıma alıp avutmaya. Oysaki ben de ağlıyordum…

Tam bir haftadır rampa kafalıdan eser yoktu. Belki de böylesi daha iyiydi. Hayatım eski düzenine dönmüştü. Zayn’in bebeği isterse alabileceğini biliyordum. Lanet bir holdingin sahibiydi. Bense hala ölen annemden kalan paraları Mark’a yedirmekle meşguldüm. Ama hiçbir şey bir anne için engel değildir. Anneler oğulları için gerekirse canlarını tehlikeye atarlar. Çalan kapı mutluluğumu ve kahvaltımı keserken, adımlarım kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzara hiç hoş değildi. İçeriye daldı. Sırayla tüm odalara girip çıktı. Oldukça sinirli görünüyordu. Ama davranışları da bir o kadar sakindi. Tam mutfağa gireceği sırada kolundan kavrayıp sıktım. “Ne yaptığını sanıyorsun?” beni bir köşeye fırlatıp kapıyı açtı. Belgeleri önüme fırlattı. Her bir cümlesinde Mark’ın Zayn’in kanını taşıdığına dair kanıtı olan belgeleri… tek eliyle Mark’ı kavradı. Ve hayatımdaki en büyük 2. Şoku yaşamama sebep oldu. “Oğlumu götürüyorum.” 1.’si ne miydi? O… gün.

Bebeğimi Benden Alamazsın..!Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!