1. Bölüm

38.3K 1.1K 62

Selam arkadaşlar

Yeni bir hikaye ile karşınızdayım. Bu yazdığım ilk polisiye umarım severek okur ve yanımda olursunuz. Teşekkür ederim,

Sevgiler

Özlem A.


Hakan

"Aman Tanrım saat kaç?"


Yataktan öyle bir fırlıyorum ki bacağımı komidine çarpıyorum.Esra da kalkmış gözlerini ovuşturarak bana bakıyor.

"Kalksana" diyorum O'na "Geç kaldık"

"Off Hakan yaa dedim sana saati kuralım diye yedik yine fırçayı"

Banyo kapısını gürültü ile çarparak kapatıyorum "Sen kursaydın o zaman" diye de bağırıyorum içeriye doğru.

Esra'nın bende kaldığı her akşamın sabahında yaşadığımız bir geç kalma bu.Şimdi merkeze gittiğimizde herkes neden geç kaldığımızı anlayacak ve imalı gözlerle her ikimizi de süzecek.Jileti lavabonun kenarına vurarak temizlerken gülümsüyorum.Bu ne benim ne de Esra'nın umurunda bile değil.

Yaklaşık yarım saat kadar sonra oldukça süratli bir şekilde yol alıyoruz caddelerde.Merkeze vardığımızda ise deli bir koşuşturmayla ilerliyoruz koridorlarda.İçeriye girdiğimde herkesi masasında görünce rahatlıyorum.Sadece beş altı dakikalık bir gecikme ile masama oturduğumda Şevket baş komiserim içeriye giriyor.Ayağa kalkmaya davranırken gözlerimin içine bakıyor ve "Geç kaldınız Hakan" diyor.Elimi sıkıntı ile saçlarıma götürürken karşımda Yılmaz'ın kıs kıs güldüğünü görüyorum.

"Herkes toplantı odasına" diye bağırıyor Şevket baş komiser."Yeter bu kadar aylaklık"

Az sonra büyükçe masanın başında toplanmış dün gece yakalanan uyuşturucunun derinliklerine iniyoruz.Konu oldukça hassas.İstanbul da daha doğrusu Türkiye de gittikçe derine çöreklenen bir oluşumun farkındayız aylardır.Ama dün gece yakalanan mallarla birlikte ilk defa elimizde elle tutulur delillerimiz var.Adamların elinin uzanmadığı yer yok gibi.Uyuşturucu , silah kaçakçılığı ve belki de beyaz kadın ticareti...

İrdeledikçe daha da pis işlere gireceğimizden hiç birimizin kuşkusu yok.

Yılmaz elindeki kalemle tahtaya kocaman harflerle "ERSAN SAVAŞ" yazıyor.

"İşte adamımız bu" diyor bize ve bir resim asıyor manyetik tahtaya.Aylardır bu adamın peşinde olduğumuzu hepimiz biliyoruz.Adamın hakkında bilmediğimiz en ufak bir nokta bile yok.Ama adam aylardır tek bir açık bile vermeden son derece düzgün bir adam gibi yaşıyor.bunun tamamen göstermelik olduğunu elbette biliyoruz ama bunun aksini gösterecek delillerimiz yok.Şimdilik yavaş ama sağlam sevkiyatlarla piyasayı yokladıklarının farkındayız ve birkaç ay içinde oldukça büyük bir vurguna hazırlandıklarını da biliyoruz.Bu aylardır aramızda konuşulan neredeyse tek konu.

Yılmaz elinde ki kalemle tahtaya "HAZEL SAVAŞ" yazdığını görünce elimde olmadan geriliyorum.Kafamı kaldırdığımda Esra ile göz göze geliyorum ve daha da geriliyorum.Ters ters bana bakıyor farkındayım.bende bakışlarımı çeviriyorum ama bu seferde Şevket Baş Komisere takılıyorum.Bundan kaçışın yok der gibi bakıyor bana ve bende bunu biliyorum.

Bundan öncekileri def etmeyi başardım ama şimdi köşedeyim bunu hissediyorum.Bu lanet olası bebeyi tavlamaktan başka şansım yok artık bundan iyice eminim...

Hazel

"Hazel hanım kalktınız mı?"


Yorganın altına iyice gömülüyorum ama beş dakika içinde çıkmak zorunda olduğumu biliyorum"

"Hazel hanım" diyor odanın dışından Seher hanım bir kez daha "Abiniz bekliyor sizi"

"Abim bekliyormuş" diyorum bir yandan yorgana tekme atarken "Tamam geliyorum" demeyi ihmal etmiyorum.

"Abiliği batsın O'nun"

Üzerime acele ile bir şeyler giyip aşağıya iniyorum.Abim masada oturmuş gazetesini okuyor.Benim geldiğimi görünce anlamlı bir şekilde saatine bakıp "Geç kaldın" diyor.

"Ders çalıştım gece" diye yanıtlıyorum O'nu.

"Fark etmez" oluyor aldığım yanıt."Sekiz dedimi masada olacaksın.Umarım bir daha hatırlatmam gerekmez"

Elimde ki çatalı evirip çevirirken "Gerekmez" diye mırıldanıyorum.

"İyi hazırsan Hamza bıraksın seni okula"

Gerek yok ben kendim giderim demek istiyorum ama yeni bir kavgaya dayanacak gücüm yok.Elbette sonrasında yaşanacaklara da.Kısaca "Tamam" diyerek kalkıyorum.Arabaya bindiğimde her şeyin eskisi gibi olmasını o kadar çok istiyorum ki...Ama olmayacak biliyorum....

Hakan

"Amirim nasıl olacak o iş.Kız kale gibi korunuyor okula bile koruma ile gidiyor ben nasıl yaklaşırım O'na"


"O'nu da sen bulacaksın aslanım.Bu yaştan sonra sana kızların nasıl tavlanacağını anlatacak değilim herhalde"

Oturduğum yerde iyice geriliyorum ve tahtada asılı olan resme bakıyorum bir kez daha.Daha önce gördüğüm resminden daha da silik bir kız var resimde.On yedi yada on sekiz gibi duruyor.bu konu ile ilgili beni en çok rahatsız eden şeylerin başında gelen nedenlerden biri de kızının yaşının bu kadar küçük olması.Sarı saçları mısır püskülü gibi iki yanından sallanıyor. Tek güzel sayılacak yanı iri mavi gözleri olabilir belki ama o kadar duygusuz bakıyorlar ki sıcaklıktan eser yok.Sanki bütün kanı çekilmiş gibi bir hali var ve elimde olmadan bu kızın soğukkanlılıkla bir adamı öldürebileceğini düşünüyorum.

Kız hakkında elimizde O'nu suçlayacak hiçbir şeyimiz yok.Abisinin işlerinden haberdar olabilir de olmayabilir de ama içimden bir ses haberinin olduğunu söylüyor.Ama işin ne kadar içinde onu bilemiyorum.

Bu kızı nasıl tavlayacağımı düşünürken bir yandan da neden ben diye düşünüyorum.Ekibin tek bekarı değilim ki bekar da sayılmam.Evli olmayabiliriz ama yıllardır Esra ile birlikte olduğumuz da bir sır değil.Neden Şevket Komiser'im beni seçti hiçbir fikrim yok.

Yılmaz tepemde "Ne yapacağını iyice anladın mı Hakan?" derken O'nu öldürmek ister gibi bakıyorum.Sıkılı dişlerimim arasından "Anladım" diye tıslarken Esra'nın masadan kalktığını görüyorum.İçine düştüğüm duruma bir kez daha inanamayarak arkama yaslanıyorum.Bende bu işten hoşnut değilim ama Esra'yı rahatlatacak sözler söyleyecek halim yok.

Hazel

Okulun kapısına gelince hemen iniyorum.Etrafımda bana bakan alaycı gözleri görmezden gelerek hızla yürüyorum.Bir senedir bu okuldayım ve neredeyse herkes den tecrit edilmiş gibiyim.Kimse beni tanımıyor bende kimseyi tanımıyorum.Benimle her gün okula gelip giden takım elbise giymiş adamlar nasıl birisi olduğum ile ilgili yeterince aydınlatıcı bilgiler veriyor insanlara ve kimse daha fazlasını bilmeye ihtiyaç duymuyor.İleride ki boş banka giderek oturuyorum.Havanın soğukluğu umurumda bile değil.Hissetmiyorum bile.Kendi yalnızlığımla o kadar bütünleşmiş bir haldeyim ki etrafımdan gelip geçenleri görmüyorum.Böyle yaşamaktan çok sıkıldım.Üç yıldır bana ait olmayan bu hayatın içinde sıkışıp kalmaktan feci şekilde sıkıldım.


Kafamı kaldırıp gök yüzüne bakıyorum ve "Keşke "diyorum belki de milyonuncu kez keşke "Ben de ölseydim sizinle..."

UZAKLARDABu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!