9. BÖLÜM

73 0 0

Güneş ışığının odayı doldurmasıyla gözlerini yavaşça araladı. Ne müthiş bir rüya görmüştü öyle. Yıllardır içinde tuttuğu aşkı rüyasında olsa da Young Saeng’e itiraf etmişti. En güzel kısmı da Young Saeng de onu sevdiğini söylemiş ve muhteşem bir öpücükle taçlandırmıştı itirafını. Sanki gerçek gibiydi beyaz çarşaflar arasında kollarını yukarıya uzatarak gerindi ve o an fark etti burasının yurttaki odası olmadığını. Yataktan ayaklarını sarkıtıp ayağa kalktı. Odadan dışarıya çıkıp merdivenleri hızla indi işte o an elinde tabaklarla kahvaltı hazırlayan Young Saeng’i görmüştü. Hala içinde bulunduğu durumu idrak edememişti. Young Saeng elindeki tabakları masaya bıraktıktan sonra Cho Hee ye yaklaştı ve dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. Kolları hala Cho He enin belindeyken gözlerinin içine baktı ve “Günaydın SEVGİLİM” dedi. Sevgilim kelimesini vurgulayarak söylemişti bu cümlede. Cho Hee hala şaşkın şaşkın bakarken “Rüya değilmiş.” Deyiverdi.  Young Saeng kollarındaki kadının bu şaşkın ve bir o kadarda sevimli hareketlerini anlayamazken “ Ne rüya değilmiş.” Diye sordu. Cho Hee rüya sandığı gerçeği en sonunda idrak ettiğinde yüzünde aptal bir gülümseme belirdi ve Young Saeng’in sorusunu “ SEN” diye yanıtladı. Young Saeng hala tam olarak ne olduğunu anlamasa da “Rüya olmadığımı kanıtlayabilirim” dedi ve Cho He enin dudaklarına daha istekli ve daha tutkulu bir şekilde yapıştı. Cho He enin dudaklarından zor olsada ayrıldı ve tekrar gözlerine bakarak “Eee, gerçekmiymişim” diye sordu. Cho Hee cevap vermek yerine Young Saeng’in boynuna sarılmayı tercih etmişti. İki aşık birbirine böyle sarılmış bir iki dakika beklediler. Young Saeng bu durumdan hiç şikayetçi olmamasına rağmen Cho He enin “Ben çok acıktım” demesi üzerine ayrıldılar ve kahvaltı için masaya geçtiler.

Jung Min bu sabah her zamankinden daha erken uyanmış ve okula gitmek için ayrı bir özen göstererek hazırlanmaya başlamıştı. Özenle seçtiği, vücuduna tam oturan ve daha erkeksi göstermesi için özellikle seçtiği siyah gömleği, bu erkeksi görünüşe sportif bir hava katması için kot pantolon, tenine çok uyduğunu düşündüğü parfümünü sıktı ve en son olarakta her teline ayrı özen göstererek şekil verdiği saçlarını da yaptığında hazırlanma işlemi tamamdı. İçinde anlamsız bir neşe ve gereksiz bir okula gitme isteği vardı. Arabasına binip doğruca okula gittiğinde öncelikle fotoğrafçılık bölümüne gelmişti ancak bu bölüme gelinceye kadar gözleri hep birisini arar gibi etrafına bakıyordu, acaba yeni gelmişmidir diye okulun giriş kapısına bakıyor ancak aradığını bir türlü bulamıyordu. Her ne kadar kendisini kandırmak için Young Saeng’i aradığını dili söylesede kalbi bu söylediklerine pek inanmıyordu. Sınıflarının kapısına geldiğinde hızlı bir dönüş yaptı ve kendisini kandırmayı bırakıp İşletme fakültesinin yolunu tuttu. Ancak Fundanın sınıfına baktığında hala gelmemiş olduğunu gördü. Sınıfta dün Fundaya sülük gibi yapışan çocuğu gördüğünde birden vücudunu bir sinir kaplamıştı. Hala içinde savaştığı duyguları keşfedememiş olmanın verdiği şaşkınlıkla “Ne oluyor bana böyle. Artık kendine gel Min. Bu sen değilsin.” Diyerek en son verdiği Fundayı görme kararından vazgeçip kendi bölümüne gitmek için bahçeye çıktığında hızla bir kıza çarptı. Kızı düşmemesi için belinden kavrayıp kendisine çektiğinde fark edebilmişti kollarındaki kızın Funda olduğunu. Gerçeği anladığında ne yapacağını bilemez bir haldeyken ani bir hareketle çekti kollarını Fundanın belinden ve kendince açıklama yapmak istemişti ancak yapabildiği sadece kekelemek ve yarım cümleler kurabilmekti. Jung Min kalp atışının şiddetinden korkmuştu bir an, o kadar hızlı atıyordu ki nefes almasını engelliyordu neredeyse. Sanki kilometrelerce koşmuş gibi hissediyordu kendisini. En sonunda konuşmayı toparlayamayacağını anladığında “Derse geç kaldım.” Gibi çocukça bir bahane uydurmuş ve Fundanın konuşmasına fırsat vermeden oradan uzaklaşmıştı. Fundanın görüş alanından çıktığında kendisini olduğu yere bıraktı. Ayakları kendisini taşıyamayacak kadar titriyor, kalp ritmi rekor kırmak istercesine hızlı atıyor, nefes alış verişleri ise derin ve sık bir şekilde devam ediyordu. Kendisini biraz toparlayabildiğinde ilk iş olarak revire gitti ve kuzeni olan Doktor Dae Jung dan kendisine yardım etmesini ve çok hastalandığını söyledi. Ancak Doktor Dae Jung, Jung Min in anlattığı belirtiler doğrultusunda bir teşhis koyamamıştı. Jung Mine hangi zamanlarda veya ne yediğinde bu belirtileri gördüğünü sorduğunda aldığı cevapla yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. Jung Min kuzeninin kendisinin hastalığına böyle gülmesine sinirlenmiş ve yüksek sesle konuşmaya başlamıştı. “ Benimle dalgamı geçiyorsun sen. Kuzenimde olsan ben senin hastanım. Bir hastanın derdine böyle nasıl gülebilirsin.” Dedi ancak kuzeninden aldığı cevap bir şok geçirmesine neden olmuştu…

Funda bir anda kendini Jung Min in kollarında bulmanın şaşkınlığını yaşarken Jung Min hızla kendisini geri çekmişti. Funda anlamıştı Jung Min in durumu kurtarmak için açıklama yapmaya çalıştığını ancak o kadar beceriksizdi ki bu konuda. Onu daha fazla utandırmamak için hiç konuşmamış Jung Min in kendince açıklama yapma çabasını izlemeyi tercih etmişti. Jung Mini böyle izlerken birden kalp ritminin hızlandığını fark etmişti. Bir an korktu tekrar kriz geçireceğini sanmıştı ancak Jung Min in “Derse geç kaldım.” Diyerek hızla yanından ayrılması üzerine birden sakinleşmişti yüreği. O an sadece hızla giden Jung Min in arkasından bakmakla yetinmişti. Jung Min tamamen gözden kaybolduğunda sınıfına gitti. Sınıfa girdiğinde Jiong Hoon un kendisine el salladığını ve yanındaki masayı gösterdiğini fark etti. Funda için oturduğu yerin bir önemi olmadığı için arkadaşını kırmadı ve gösterdiği yere oturdu. Masasına eşyalarını bıraktığında Jiong Hoon Fundanın yanına gelerek “ Okulun ilerisinde yeni bir cafe açılmış, oraya gitmeyi çok istiyorum.  Bugün benimle oraya gelir misin?” diye sordu. Funda bu teklifi kabul edemeyeceğini söyleyeceği sırada sınıf kapısında Jiong Hoon un ev arkadaşı belirdi ve koluna yapışarak dışarıya sürükledi. Jiong Hoon bu sürüklenme sırasında sadece “Çıkışta görüşürüz.” Diyebilmişti. Funda bu başarısız reddetme girişiminden sonra yapacak bir şeyin kalmadığını anladı ve bir kahve içmenin sakıncası olmayacağını düşündü.

İki aşığımız tüm günü gezerek geçirmişler ve okul çıkış saatinde iki gündür ihmal ettikleri arkadaşlarını görmek için okula gelmişlerdi. Daha okulun kapısından giriş yapar yapmaz Jung Min, Young Saengi görmüş ve telaş içinde yanlarına gelerek “Seninle konuşmam gereken şeyler var.” Diyerek Young Saengi sürüklemeye başlamıştı. Aklı o kadar karışık ve o kadar telaşlıydı ki Young Saeng ile Cho He enin el ele olduklarını bile fark etmemişti. Jung Min fark etmemiş olsada bölümün çıkış kapısında Jiong Hoon u bekleyen Funda Cho Hee ve Young Saeng in durumunu fark etmiş ve dün gece Cho He enin neden yurda gelmemiş olduğunu anlamıştı. Arkadaşını tebrik etmek için yanına ilerlerken Jiong Hoon da ona katılmış ve beraber Cho He enin yanına gelmişlerdi. Fundanın yüzünde arkadaşı için mutlu olduğunu gösteren kocaman bir gülümseme vardı. Ellerini Cho He enin omuzlarına koydu ve “ Umarım çok mutlu olursun.” Dedi ve boynuna sarıldı. Cho Hee de Fundanın sarılmasına ve gülümsemesine aynı hareketlerle karşılık verdi. İki arkadaş bu mutluluğu paylaşırken Jung Min ise kuzeni Doktor Dae Jung un söylediği ve kafasını allak bullak eden şeyleri Young Saeng e anlatıyordu. Young Saeng arkadaşından böyle bir şeyi beklemiyor olsada Jung Min in  anlattığı şeylere bakılırsa Doktor Dae Jung un, “AŞIK olmuşsun” teşhisi doğruydu. Tüm belirtiler Jung Min in Fundaya aşık olduğunu gösteriyordu. Jung Min, Young Saeng in de aynı şeyleri söylemesi üzerine afallamış olsada içten içe aşık olduğunu biliyordu. Sadece bu gerçeği kendisine itiraf edememişti, bu gerçeği kuzeni ve Young Saeng den duymak onu sarsmıştı. Konuşmalarını tamamlayıp Cho He enin yanına döndüklerinde Funda ve dünkü yapışkan çocuğu görmüşlerdi. Fundanın yanında o çocuğu görmek Jung Min i fazlasıyla rahatsız etmiş ve sinirlendirmişti. Yanlarına geldiklerinde sakin olmak için kendisini fazlasıyla sıkıyordu. Fundanın bu çocukla yeni açılan cafeye gittiğini öğrenince kontrolsüzce ve sert bir şekilde “Baş başamı gideceksiniz?” diye sordu. Jung Min in bu sert çıkışına şaşırmışlardı ancak kimse bu şaşkınlığı ortaya çıkaracak bir harekette bulunmamıştı. Funda sizde gelin demişti Cho Hee ye bakarak. Tam Cho Hee itiraz edecekti ki Jung Min, Cho Hee den önce davrandı ve “ Evet, gidelim. Zaten sen orayı çok görmek istiyordun.” Dedi Young Saeng e bakarak. Young Saeng, Jung Mine soran gözlerle baktı ve “Görmek mi istiyordum.” Dedi yavaş bir tonda ve Jung Minin yalvaran bakışlarını ve evet demesi için başını salladığını gördüğünde anlamıştı Jung Min in ne yapmaya çalıştığını ve “Evet, bende oraya gitmeyi çok itiyordum. Ne dersin hayatım bizde gidelim mi?” diye sormuştu Cho Hee ye. Jung Min arkadaşının yıllardır aşık olduğu kadını en sonunda elde ettiğini o an fark etmişti. Young Saeng in omzuna bir yumruk atıp “HAYATIM?” dedi vurgular bir ses tonuyla. Young Saeng yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Cho He enin elini tutup havaya kaldırdı ve “ Biz birlikteyiz.” Dedi mutluluktan uçarcasına. Jung Min in tebriklerini kabul ettikten sonra  Cho He enin de cafeye gitme teklifini kabul etmesi üzerine hep birlikte cafenin yolunu tuttular…