Yeni Zelanda hep hayallerimi süsleyen ilginç bir ülkeydi.Bir gün nasip olur mu bilmiyorum ama bizzat gidip görmeyi çok istiyorum. Bu nedenle yazdığım bu ilk hikayemi bu ülke üzerine kurarak sizlerle paylaşmadan önce Yeni Zelanda hakkında google ve basılı ansiklopedilerden, bir çok araştırmalar yaptığımı belirtmek isterim. Çoğu ansiklopedik bilgiler hep birbirinin aynı olduğundan bir çok  farklı gezginlerin ve rehberlerin yayınlamış oldukları gezerek görerek paylaştıkları sayfalarından da yararlanarak  hikayemde ara ara serpiştirdiğim, bulduğum, öğrendiğim ilginç bilgileri sizlere aktarmaya çalıştım. Umarım başarmışımdır. Ben bu ülke ve halkını araştırdıkça ve hiç bilmediğim coğrafik özelliklerini, kültürlerini, adetlerini, hatta yiyecek, içeceklerini  öğrendikçe daha bir ilgim sempatim arttı. Öncelikle yeni Zelanda'nın birçok milleti bağrında barındırdığını belirtmek isterim. O yüzden kahramanlarımız Türk, İspanyol ve Türk dostu Maori'lerden oluşuyor.  İşte buyrun Yeni Zelanda'ya ayak basan Serap Ayça'mız sayesinde hep beraber görelim, bu ülkenin sihirli büyüsüne biz de katılalım.


Ka mate Ka mate! Ka ora Ka ora! Ka mate Ka mate! Ka ora Ka ora! Tenei Te Tangata Puhuruhuru! Nana i tiki mai whakawhiti te ra! Upane Upane! Upane Kaupane! Whiti te ra!

Türkçesi:

Ölüm bu, ölüm bu! Yaşam bu, yaşam bu! İşte bu kıllı adam ile, Güneş yeniden doğdu! Yan yana durun, yan yana! Zirveye çıkacağız, zirveye. Güneşin doğduğu yere!

            Auckland Uluslar Arası Havaalanı'nda, gelen konukları karşılama töreni olarak düzenlenmiş olan Maorilerin o dünyaca meşhur haka dansını hayranlıkla izliyordu Serap Ayça. Biraz komik ve saldırganca bulsa da gözlerini ayıramadı bu ilginç gösteriden.

             Kabile halkının kendilerine has kıyafetleri, özellikle yüzlerindeki ve çıplak vücutlarındaki dövmeleri ilgisini çekmişti. Ön ve arkalarını kapatacak kadar belden kalın ve işlemeli kemerlerden sarkan sık boncuklar ve kumaşlarla işlenmiş saçaklı etekler, yerlilerin her hareketinde kaslı çıplak bacaklarını daha da ortaya çıkarıyordu. Yaptıkları o ilginç el kol hareketlerine ve surat şekillerine elinde olmadan güldü. Türkiye'de olsalardı, bu hareketler yanlış anlaşılırdı mutlaka diye aklından geçirirken gözünün önüne getirdiği yanlış anlama sahnesi ile daha da güldü içinden.

              Bu töreni yerlilerin özel günlerde, karşılamalarda, özellikle maçlarda, festivallerde yaptıklarını okumuştu. Bu ünlü savaş (haka) dansını kendi gözleriyle canlı canlı izlediğine inanamıyordu aslında. Onu almaya gelecek olan çocukluk arkadaşı Şeyma'yı beklerken, bu sıcakkanlı misafirperver insanların arasında yeni bir dünyaya adım atmanın ilk mutluluğunu yaşıyordu.

              Daldığı düşüncelerden sıyrılınca, dansın bittiğini, dağılan grubun ellerindeki çelenkleri gelen konuklara "Mai" (hoş geldiniz) diyerek boyunlarına taktıkları ve burunlarını misafirlerin burunlarına sürttüklerinde anladı.

            Hongi denilen bu selamlaşmaya katılmak istese de grup tamamen erkeklerden oluştuğu için çekindi ve geri döndü. Törenin bittiğini düşünerek uzaklaşıp gidiyordu ki, iri yarı genç bir yerli baştan beri gözüne kestirdiği genç kızın gideceğini fark edince, onu kollarından tutup kendisine çevirmişti. Elindeki çelengi kızın başından geçirdikten sonra yüzünü yaklaştırıp burnunu burnuna, alnını alnına değdirmişti. 

UZUN BEYAZ BULUTLARIN ÜLKESİNDE BİR SERAPBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!