1. BÖLÜM

8.1K 439 130


Wattys yarışmasına katıldım. Bölümleri oylayıp, yorumlara boğarsanız sevinirim. 😘


ღ Başlama tarihinizi
buraya bırakabilirsiniz. ღ


Düzenlendi

1564 İngiltere

McCarthy Dükalığı

Eylül ayının ortalarına doğru havaya hakim olan sıcaklık, yerini artık sonbaharın habercisi olan soğuklara bırakmaya başlamıştı. Ağaçların dallarındaki yaprakların yeşil renkleri solmuş, sonbaharın habercisi olan sarı renkler, yaprakların üzerine serpilerek yayılmıştı. Bazı yapraklar tutunduğu dallardan birer birer düşmeye başlamıştı bile.

Dük James McCarthy, elindeki boş kadehe sıkıntı içinde baktı. Kale çok sessizdi. Altın sarısı ve beyazın hakim olduğu büyük salonda en azından bulutların arkasında olan güneşin bir kısmı içeriye girip, aydınlatsın diye beyaz perdeler sonuna kadar açılmıştı. Kenarları altın varaklı, ortası beyaz renk avangart tarzı koltuklar odada yerini almıştı. Bir benzeri misafir odasında olan büyük aile tablosu odanın başında bulunmaktaydı. İhtişamlı, altın varaklı, odayla ahenk içerisinde olan büyük ayna ise tıpkı aile tablosu gibi odanın en güzel yerinden birine asılmıştı. Zemini ise kar beyazı, yumuşak bir halı kaplamıştı.

Şuan kalede Dük James McCarthy ve hizmetçiler dışında hiç kimse yoktu. Annesi ve kız kardeşi de gezmek için Fransa'ya gitmişlerdi.

- Biraz daha doldurayım mı Dük Hazretleri? diye sordu uşak elindeki şarap şişesini kadehe yakınlaştırarak.

- Bu kadar yeterli Ducas, dedi James elindeki kadehi kenara koyarak.

Babası öldükten sonra bütün sorumluluk James'e kalmıştı. Fakat bu ülke yönetimi hiç ona göre değildi. O gezmek, eğlenmek, arkadaşlarıyla birlikte takılmak ve mutlu bir yaşam sürmek istiyordu. Belki biraz abartmış olabilirdi. O kadar da gezmeyi seven birisi değildi ama daha sadece 23 yaşındaydı . Yaşayacağı bir sürü güzel macera vardı. Ama bu işler ona engel oluyordu.

Her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmıştı. Biraz değişiklik ve eğlenmek istiyordu. Birden bire aklına harika bir fikir geldi.

- Sir Alex'i buraya getir, diye emir verdi uşağa.

Uşak hemen Alex'i çağırmak için büyük salondan çıktı. Kısa bir süre sonra odaya Alex ve uşak girdi.

- Teşekkürler Ducas. Şimdi izninle bizi Alex ile yalnız bırak.

Uşak reverans yaptıktan sonra odadan ayrıldı.

Sir Alex, otuzlu yaşlarının sonunda, esmer, zayıf ve uzun boylu, ilk günkü gibi güçlü ve zeki bir insandı.

Daha ilk kaleye geldiği gün Dük William'n gözüne girmiş ve o günden beri hep McCarthy ailesine hizmet etmişti. En güvenilir askerlerden birisiydi. Tüm savaşlarda ön saflarda ölümüne çarpışmış ve her katıldığı savaşı galibiyetle sonlandırmıştı. Dük William McCarthy ölmeden önce son vasiyeti, Alex'in ailesini koruyup kollamasıydı. Alex bu vasiyeti kıramamış, Dük'ün vefatından sonra burada, McCarthy ailesi adına çalışmaya devam etmişti.

- Buyrun beni emretmişsiniz, dedi Alex.

- Evet, yanına bir kaç adam al ve köye git. Çirkin, komik görünen birini buraya getir. Artık eğlenmenin vakti geldi, dedi Dük James gülümseyerek.

- Ne yapacaksınız Dük Hazretleri ? diye sordu Sir Alex şaşkın bir şekilde.

- Gelince görürsün, dedi James.

Alex verilen emri yerine getirmek zorundaydı. Sonuçta karşısında bir Dük vardı ve kendisi bu aile için çalışan bir askerdi. Daha fazla bir şey sormayıp reverans yaptıktan sonra hemen yanına bir kaç adam alıp yola çıktı. Civardaki köyleri gezmeye başladı. Her gördüğü evin kapısını çalıyordu. Fakat bir türlü ondan istenilen bir kişiyi bulamıyordu. Eli boş dönerse Dük'ün ne kadar sinirleneceğini biliyordu. Dük dediği dedik birisiydi ve Alex vazifesini yerine getirmesi gerekiyordu. Bir yandan da aklında Dük'ün ne yapacağını düşünüyordu.

Zavallı bir insanı ne yapabilirdi ?

Daha sonra bir evin önüne geldi ve kapıyı çaldı.

******

Emma kapının güçlü bir şekilde çalınmasıyla aniden uyandığından dolayı başını yandaki komidine vurmuştu. Acıdan dolayı elini başına götürdü. Sabah daha saatin sekiziydi. Bu saatte kalkmaya alışkın olmayan Emma'ya göre saat daha erkendi. Ayrıca onun kapısını doğru düzgün kimse çalmazdı.

Ah, evet. Bazen kapıyı çalan birkaç kişi oluyordu. Fakat bunlar Emma'nın gururunu incitmek için kapının önüne aşk mektupları koyup onunla alay eden insanlardı. İlk başlarda bu aşk mektuplarına gerçekten inanmıştı. Ne kadar da saftı oysa ki. Bu haliyle kim ona aşık olabilirdi ki? Mektupların sahte olduğunu öğrendiğinde kalbi paramparça olmuştu.

O hiçbir zaman çevresinde gördüğü genç kızlar gibi güzel olamamıştı. Hatta onda kesinlike birazcık bile güzellik yoktu. Emma'ya göre bu tanrının ona verdiği bir cezaydı. Herkesten çirkin olduğundan dolayı hep alay konusu oluyordu. Artık zorunda kalmadıkça dışarıya dahi çıkmıyordu. Çıktığında ise hep yüzünü bir peçe ile kapatıp öyle çıkıyordu.

Tekrar kapının çalması üzerine düşüncelerinden uzaklaştı. Kapıyı açmak istemiyordu. Açtığında karşısında yine birisinin suratına bir şeyler atılacağından veya onunla dalga geçilecek olmasından dolayı korkuyordu. Kapı çalmaya devam ediyordu. İç sesi açmaması gerektiği konusundan ısrar ediyordu fakat buna engel olamıyordu. Açmak istiyordu.

Birden bire kendini kapının kolunu tutarken buldu. Artık kapının önündeydi ve her şeyi bir kenara bırakı kapıyı açmaya karar verdi. Kapıyı açtığında karşısında üniformalı birkaç adam duruyordu.

- Buyrun, kimsiniz? diye sordu Emma.

- Biz Dük McCarthy'nin askerleyiz hanımefendi, dedi Sir Alex.

Bir yandan da karşısındaki kişiyi inceliyordu. Doğru kişiyi bulmanın verdiği mutluluk ile gülümsedi. Bir süre sonra tekrar konuştu.

- Bayan bizimle kaleye gelmelisiniz, dedi kararlı bir şekilde.

- Neden? diye sordu Emma.

Onun gibi birinin kalede ne işi olabilirdi ki? Hele de bir Dük'ün kalesinde. Aklı gerçekten almıyordu.

- Dük'ün emri var. Lütfen zorluk çıkarmadan bizimle gelin. Yanınıza hiçbir şey almanıza gerek yok.

- Tamam fakat kıyafetimi değiştirmek için lütfen müsade edin, dedi Emma.

Alex başını onaylarcasına salladı. Bunun üzerine Emma kapıyı yanaştırıp hemen gardrobundan kahverengi sadece bir elbise çıkarıp paravanın arkasına geçti. Üzerindeki geceliğini hızlıca çıkarıp elbisesini giydi. Daha sonra çekmecesinden kahverengi peçesini alıp taktı.

Tekrar dışarıya çıktığında askerlerin onu beklediğini gördü. Bir asker eşliğinde evinin önünde bulunan düklük ableminin işli olduğu arabaya bindi. Araba bir süre sonra ilerlemeye başladı. Diğer iki asker ise at ile arabayı takip ediyorlardı.

Genç kız araba evinden çıkıp uzaklaşırken karşısında oturan üniformalı adamı aldırmadan, küçük pencerenin eflatun rengi perdesini araladı ve geriye baktı. Hissedebiliyordu... Hayatının gerçekten değişeceğini hissedebiliyordu.

Yaklaşık bir saat süren yolcuğun ardından sonunda kaleye varabilmişlerdi. Yolculuk rahat ve huzurlu geçmişti Emma'ya göre. Bir askerin yardımı ile at arabasından inen Emma başını kaleye çevirdi. Ne kadar da muazzam görünüyordu. Elini kalbine götürdü. Neden bu kadar heyecanlı olduğunu bilmiyordu. Sanki kalbi göğüs kafesinden çıkacak gibi delice atıyordu.

KALBİMDEKİ LEKE #Wattys2017Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!