35. Bölüm

1.8K 98 32

"Baba giytme." Dedi turuncumsu kıvırcık saçları beline kadar uzanan, dört buçuk beş yaşlarındaki fazlasıyla tatlı bir kız çocuğu. Giydiği pembe elbisesiyle çimlerin üzerinde durmuş, diz üstü çökmüş kendisine bakan babasına bakıyordu.

"Gitmek zorundayım kızım." Diyerek kızının Zeynep'in saçları gibi kokan saçları arasına bir öpücük bıraktı. Yüzünü kızının saçları arasına gömüp sarıldı ona sımsıkı. Sanki uzun zamandır bu kokuyu duymamıştı. Bu kokuya karşı içinde kocaman bir özlem varmış gibi hissediyordu. Ayağa kalkıp kızına arkasını dönerek yürümeye başladı. Ardından kızının çığlık çığlığa "Bana noluy giytmee. Benim şenden başka kimşem yok baba gitmeee baba." Deyişini duyunca duraksadı. "Benim senden başka kimsem yok." Demişti kızı. Ne yani Zeynep yok muydu? Arkasını döndü hızla ama kızını göremedi...

*****

Canından çok sevdiğin birini kaybetme hissinin kalbine verdiği sızı kadar hiçbir şey canını yakmaz. Tarifi olmayan bu acıyla birçok ona bir şey olmasın diye dua ederken o kadar çaresiz hisseder ki insan, sanki hiçbir umudu kalmamıştır artık.

Hastane koridorlarında saatlerce Kerem'in ameliyattan çıkmasını beklerken, sürekli dua etti Zeynep. "Allah'ım onu benden önce alma. Benim ömrümü ona ver. Ona bir şey olmasın." dedi hep durmak bilmeyen gözyaşlarıyla.

Emir Kerem'i vurduktan sonra Hayal'i alıp kaçmaya çalışmıştı. Adar ve Çağatay buna izin vermemişlerdi fakat Emir tek kaçmıştı adamlarıyla. Şimdi bütün İstanbul Emniyet Müdürlüğü onun peşindeydi.

Apar topar hastaneye gelmişlerdi. Herkes hem çok şaşkındı, hem de çok üzgün. Öylesine güzel bir gün nasıl olur da böylesine acı biterdi. Ama bitmişti işte. Çok gülen çok ağlarmış. Nasıl da doğru bir söz. Kerem'i ameliyata aldıklarında koridorun ortasında dizlerinin üzerine çöküp bağıra çağıra ağlamıştı Zeynep. Sakinleştirildikten sonra annesinin kendisine verdiği kıyafetleri alıp, bir odada giydi. Gelinliğini çıkardığı odada Hayal'in gelinliğini yerde görünce kendi gelinliğini de o gelinliğin yanına atıp yine koridora gelmişti.

Kurşun kalbine yakın bölgeye saplanmıştı. Bu yüzden doktorlar kurşunu çıkarmakta güçlük çekiyordu. Şimdiye kadar sadece bu söylendi bekleyenlere. Bu haberle derinden sarsıldı herkes.

Sevim bayılınca hemşireler onu bir odaya götürdü. Dinlenmesi için yatağa yatırdılar. Demet başında bekliyordu. Diğer herkeste ameliyathanenin kapısı önündeydi.

Kerem ameliyata alınalı iki saat olmuştu. Çaresiz bekleyiş sürüyordu.

Sanki o kurşun Zeynep'in kalbine gelmiş gibiydi. Ölüyor gibi kanıyordu kalbi, yanıyordu canı. Çaresizlik sarmıştı dört bir yanını. Onu kaybederse ne yapardı? Nasıl yaşardı? Kuşun uçmadığı bir gökyüzü neye yarardı? Güneşi sonsuza dek batmış, zifiri karanlık bir gökyüzü olurdu Kerem'i kaybederse. Ruhu ve kalbindeki yaraları artık kimse saramazdı ve gün geçtikçe kanayan yaralar içinde öldürdü.

Dirseklerini dizlerine yaslamış, başını elleri arasına almıştı. Gözünden ateş gibi bir yaş siyah pantalonunun üzerine düştü. Derin bir nefes aldı. Kalbi titredi nefesinde. İç çeke çeke ağlıyordu.

Ameliyahaneden çıkan ellili yaşlarındaki doktoru görünce herkes ayaklanarak yanına gitti.

"Kerem nasıl? Lütfen 'iyi' deyin." Dedi Zeynep yalvarırcasına titreyen sesiyle.

"Kurşun kalbin sağ bölgesini besleyen ana damarın bir milim uzağında durmuştu. Eğer bir milim daha gitseydi hasta büyük ihtimalle hayatını kaybedecekti. Gerçek hayatta önemsiz olan o bir milim sayesinde Kerem Bey'i kurtardık. Şimdi odaya alacağız. Fakat yanına giremezsiniz. Ancak yarın hasta uyanınca onu görebilirsiniz."

AŞK YARASI (TAMAMLANDI) Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!