Babası ondan ayrılınca yatağın üzerindeki kırmızı kuşağı alıp tekrardan Zeynep’in yanına geldi.

“Adettendir. Babalar bağlar kızlarının gelinliğinin kurdelesini.” Deyip kurdeleyi Zeynep’in belinden geçirip bağladı. “Arabada çıkartırsın. Şimdi ki gençler pek sevmez böyle şeyleri.”

“Tamam babacım. Teşekkürler.”

“Ne demek kızım. Ben çıkayım artık. Kerem birazdan gelir.” Deyip odadan çıktı Cihan.

Telefonundan saate baktı Zeynep. Nerede kalmışlardı ki? Şimdiye çoktan gelmiş olmaları lazımdı. Zeynep’in içini huzursuzluk kaplamıştı. Keremi aradı. Tek çalışta açılmıştı telefon.

“Neredesin sen?” dedi bir hışımla. Artık gerçekten fazlasıyla merak etmeye başlamıştı.

“Burdayım.” Diyerek kapıyı açıp odaya girdi Kerem. Zeynep sevdiği adamı görünce rahat bir nefes verip telefonu kapatıp bir köşeye bıraktı. Bir eli belinde bir eli alnında gözleri kapalı bir şekilde durdu.

Kerem gözlerini Zeynep’in saçlarından başlayarak ayaklarına kadar vücudunun her yerinde gezdirdi. Baktığı her yer hafızasına kazınıyordu genç adamın. Yeşilleri her saniye daha da büyülenerek bakıyordu karşısındaki kusursuz güzelliğe. Saçları, kirpikleri, gözleri, dudakları, elleri… Her şeyiyle kusursuz bir güzelliğe sahipti sevdiği kadın. Üzerindeki bembeyaz gelinlik bu güzelliği tam bir melek gibi yapmıştı. Kalbinin teklediği hissetti genç adam.

Zeynep birkaç saniye kapalı tuttuğu gözlerini açarak kendisine bakan yeşillere dikti kahvelerini. Yeşiller baştan sona kendisini inceledikten sonra kahvelerine çevrilince güzel kadının kalp ritmi değişti. Sanki kuşlar kalbinin etrafında uçuşuyormuşçasına kıpır kıpır oldu içi. Mavi takım elbisesiyle yunan tanrıları gibi yakışıklı ve karizmatik olmuştu.

Kerem yanına gelmeye başlayınca kalbi ağzında atmıştı, hız kesmeden. Yanağına ve beline yerleşen ellerle elektrik akımına kapıldı sanki bedeni. Kerem’in elinin değdiği yerler alev almaya başlamıştı, dokunduğu yerleri okşamasıyla o alev hızla bedenine yayılmıştı.

“Bir adam bir kadına bir dakika içinde bin kez aşık olabilirmiş. Az önce sana bakarken anladım bunu… Çok güzel olmuşsun… Büyülendim, kalbim tekledi.” Deyip kollarındaki meleğin alnını öptü.

“T-teşekkür ederim. Sen de çok… Çok yakışıklı olmuşsun…”

“Öyle mi olmuşum?”

“Hı hı. Hatta sana bu kadar yakın olmak nefesimi kesiyor.”

“Senin de bu güzelliğin beni büyülüyor.”

Zeynep ellerini Kerem’in yanaklarına bırakıp dudağına küçük bir öpücük bıraktı. Kalp atışları yavaş yavaş düzene girmeye başlamıştı. Aklına gelen şey ile Kerem’in sol elini elleri arasına aldı. Yarasını da öpecekti. Ceket ve gömleğin kolunu hafif yukarı kaldırınca gördüğü şey ile şaşkınlık içinde kala kaldı. Kızarmış bileği. Ama Zeynep’i şaşırtan bu değil, yara izinin üzerinde “Gökyüzüm” yazmasıydı.

“Kerem… Sen ne yaptın?” dedi güçlükle çıkan sesiyle. Boğazına koca bir yumru oturmuştu, gözleri dolu dolu olmuştu güzel kadının. Zeynep böyle bir şeyi hiç beklemiyordu. Büyük sürpriz olmuştu.

“Düğün hediyesi gibi bir şey. Biliyorsun zaten yaptıracaktım. Dün gece sizi eve bıraktıktan sonra yaptırdım. Sana sürpriz olsun istedim. Beğendin mi?”

“Beğenmek ne kelime bayıldım. Ama senin canın yanmıştır.”

“Yanmadı. Aksine yaramın üzerinde güller açtı. Kalbim gül bahçesine döndü.”

AŞK YARASI (TAMAMLANDI) Where stories live. Discover now