2.9

2.9K 319 44

Hye Sun masanın üzerindeki tabakları alıp mutfağa götürdükten sonra telefonunu eline aldı ve bildirimlerini kontrol etti.
Jimin'le tam dört gündür konuşmuyorlardı. Hye Sun onu özlüyordu fakat şuanki durumunun eskisinden çok daha iyi olduğunu biliyordu.
Elindeki telefonu sertçe alnına vurdu. Idol olan birisine karşı böyle duygular beslememesi gerekiyordu. 'Jimin hiç bir zaman bana karşı bir şeyler hissetmeyecek' diye düşündü.

Telefonuna gelen bildirim sesiyle silkelendi ve hızlıca kilit ekranını açtı.
Jimin'den üç mesaj vardı. Hye Sun doğru okuyup okumadığını kontrol etmek için gözlerini kırpıştırdı ve kendisine hafif bir tokat attı.
Karnının çoktan ateşlendiğini hissedebiliyordu. Mesajı okumak için hızlıca dokundu.

Jimin: Hemen camdan bak

Veya yanıma gel

Üşüdüm

Hye Sun'un kafası karışmıştı. Jimin'in evine kadar geldiğini düşünmüyordu.
Hızlıca kapının önündeki camdan dışarıya baktı ve gözleriyle etrafı taradı. Jimin siyah bir arabanın dışında, kırmızı bir bere takmıştı ve ellerini dudaklarına yakınlaştırıp ısınmaya çalışıyordu.
Hye Sun onun buraya kadar gerçekten geldiğine inanamıyordu.
Önündeki askılıktan önce kendi beyaz paltosunu üzerine geçirdi, sonra da Jimin için pembe bir atkıyı eline alarak hızlıca dışarıya çıktı.

Jimin kızın hangi evde yaşadığını bilmediği için gözlerini tek tek tüm binaların üzerinde dolaştırıyordu. Etrafındaki insanlar ona dikkatlice bakmaya başlayınca siyah gözlüklerini takıp kafasını iyice paltosunun içerisine sokmaya çalıştı. Ünlü olduğu için şuan tanınması herşeyi bozabilirdi.

"Burada ne yapıyorsun?" Hye Sun titreyen ellerini cebine koydu ve heyecanlı olduğu anlaşılmasın diye Jimin'e bakmamaya özen gösterdi.
Jimin kızı boyluca süzdükten sonra gözlüklerini biraz öne indirdi ve üstten kıza bakarak güldü.
Hye Sun üst dudağını ısırdı. Karşısında Park Jimin'i görmek sadece hayallerinde mümkün olduğu için, fırsatını bulmuşken biraz ateşli şeyler düşündü.
"Bana baksana sen, suratın kızarmış." Dedi ve işaret parmağıyla kızın kafasına vurmaya başladı. "Kötü şeyler mi düşündün?" Dedi.
Hye Sun onu duymazdan gelip cebine soktuğu atkıyı çıkarttı ve Jimin'in boynuna sarmaya başladı. Hava tahmin ettiğinden daha soğuk olduğu için üşümesini istemedi.
Aralarında çok mesafe olmadığı için kız gözlerini sadece atkıya sabitlemişti. Tam geri çekileceği sırada Jimin kolunu kızın beline sardı ve uzaklaşmasını engelledi.
"Ne yapıyorsun sen?" Hye Sun sinirle ondan kurtulmaya çalışırken, diğeri halinden memnun bir şekilde gülümsüyordu.
"Şuan sana umut mu veriyorum?" Dedi.
Kız durdu ve gözlerini Jimin'in gözlerine sabitledi. Şuan yatağına uzanıp saatlerce ağlamak istiyordu.
Jimin soğuktan kuruyan dudağını ıslattı ve ciddi bir hale büründü. "Sana umut verdiğimi söylüyorsun değil mi? Bak şuan bulunduğumuz durumda evet sana umut veriyorum. Mesajlaştığımız tüm süre zarfı boyunca tek yapmak istediğim şey seni mutlu etmekti. Şimdi ikisi arasındaki farkı anlıyor musun? Eğer sana umut vermek isteseydim çok daha önceden yanına gelir ve sana böyle yaklaşırdım." Dedi ve suratını kızın suratına daha çok yakınlaştırdı. Şimdi ikisinin de soğuk hava yüzünden ağızlarından çıkan duman birbirine karışıyordu.
Hye Sun Jimin'den yavaşça uzaklaştı ve elini saçına götürüp rüzgardan dolanmış olan telleri teker teker açmaya çalıştı.
"Evin adresini nasıl bulduğumu sormayacak mısın?" Jimin aralarındaki garip sessizliği bozmak için konuyu değiştirdi.
Hye Sun şuan sinirden ağlayıp her yeri dağıtmak istiyordu. Kalbi çok fazla kırılmıştı ve hayatında ilk defa kendisini bu kadar değersiz hissetmişti.
"Ünlüsün sen, bulabilirsin." Dedi ve arkasını dönerek gözlerinde biriken yaşları baş parmağıyla sildikten sonra Jimin'e dönmeden konuştu. "Evine git ve bir daha sakın buraya gelme."

Hayalindeki Park Jimin ve gerçek Park Jimin kesinlikle farklı kişilerdi.

Hye Sun hayran olduğu kişinin sadece bir hayal ürünü olduğunu az önce öğrenmişti.

Çünkü gerçek Park Jimin, insanların ne hissettiğini anlayamıyordu.

Escalator. pjmBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!