34.Bölüm/ Öküz Ve Cadı

7K 377 25
                                                  


Uzun zamandır bekliyordu sevgilim beni. Ona gidecektim daha fazla bekletmeden. Beni büyüleyen kokuyu içime çekip,özlediğim nefesi ciğerlerime dolduracaktım... Israrla çalan telefonu elime alıp ekrana baktım. En son ki konuşmamızdan bu yana Demir sürekli arıyordu. Onun sayesinde öğrenmiştim gerçekleri ve şimdi sırtımı dönüp görmezden gelemezdim. Yeşil sembolü sağa kaydırarak ''Alo'' dedim.

''Uras bir delilik yaptım deme! ''

''Benden habersiz sevgilimin parçalarını dağıtmışlar Demir!''

''Kardeşim ne desen haklısın ama öfkeyle hareket etme''

''O kız sevgilimi yaşatıyor Demir! Nasıl sakin olmalıyım?''

''Bak hiç bir şey yapmadan önce bir dur,konuşalım Uras, lütfen kardeşim''

Derin bir nefes alıp ''Peki,tamam. Sahile geçiyorum Kemal abinin yerine'' dedim ve arabayı sahil yoluna çevirdim.

Demir ''Tamam kardeşim,görüşürüz'' diyerek telefonu kapattı.

Kalbim o kadar çok acıyordu ki anlam veremiyordum buz tutmuş bir kalbin bu kadar acımasına. Sanki birisi o buz parçasını almış, isteyerek ateşe yaklaştırıyordu. Kalbimin etrafını saran buz kütlesi yok olmaya başlıyordu ve o yok olursa ben hayatta kalabileceğimi sanmıyordum. O duvar beni ayakta tutuyordu. O duvar sayesinde acılardan korunuyordum.

Tüm yaşadıklarımın bir rüya olmasını dilerdim ama hayat bazen zor sınavlar çıkarıyordu karşımıza. Her sınava katlanabilirdim de sevdiğimi kaybetmeye dayanamıyordum. Keşke bir şansım daha olsaydı... Aslında son bir şansım vardı. Defne... O kız Cansu'nun bir parçasına hayat veriyordu. Yine de kafam allak bullaktı. Sırf Cansu'dan bir parça taşıyor diye Defne'nin duyguları ile oynayamazdım. Bu kadar kötü birisi değildim.

Kötü değildim ama ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Yaşadıklarım kolay şeyler değildi evet ama önümde duran gerçekle ne yapacaktım?

Aklımdaki kafa karışıklığı ile sağ salim Kemal abinin sahil kenarındaki küçük çay bahçesine geldim. Arabayı park edip, benden önce gelen Demir'in yanına doğru yürüdüm. Yanına ulaştığımda taburelerden birine oturup denizi izlemeye başladım.

Sonsuz görünüyordu mavilik. Hava biraz rüzgarlıydı ve galiba rüzgar gözlerimi nemlendirmişti. Derin bir nefes alıp, boğazımı temizledim.

''Ne yapacağım ben kardeşim?'' dedim bıkkın bir şekilde.

''Kalbini dinle kardeşim'' dedi Demir benim gibi denizi izlerken.

Kalbim ne diyordu sahi? Hiç kalbimin sesini duymaya çalışmamıştım Cansu öldüğünden beri. Ölüm... Ne basit kelimeydi ama ne kadar yaralayıcı bir gerçekti. Gözlerimde toplanan yaşları dağıtmak için başımı gökyüzüne çevirdim. Gri bulutlar toplanmıştı. Sonra kalbimin sesini duymaya çalıştım. Önce acının çığlıkları yankılandı beynimin içinde ve ardından özlemin fısıltısı. Biraz daha sabırlı olarak devam ettim sesleri dinlemeyi. Özlemin ardından bu sefer beynimin içine Defne'nin sesi yer edindi. Hırçın bir deniz gibi gibiydi. Asilik bir kadına bu kadar yakışabilirdi doğrusu.

Olabilir miydi?

Defne'yi kalbime alabilir miydim?

''Ne düşünüyorsun?? dedi Demir yönünü bana çevirerek.

''Defne'yi''

''Şimdi ne olacak Uras? Her şeyi öğrendin peki o kıza anlatacak mısın?''

İşte bu zor olan soruydu. Evet, Defne'ye her şeyi anlatmak istiyordum ama bunca yıl çektiği acıların üzerine böyle bir şeyi eklemek istemiyordum. Bu sır üç kişi arasında mezara kadar gidecekti. Defne için elimden başka bir şey gelmiyordu. En azından mutluluğu bulmuşken hayatı yaşamalıydı. Ve kalbimin ne istediğini zaman gösterecekti. Yeniden başlamaya bir şans vermek bu kadar zor olamazdı...

SEN ONA AŞIKSIN- Tamamlandı (Düzenlenecek)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin