1/5

5.4K 284 61

Merhaba.
Öncelikle belirtmek isterim ki biraz sonra okuyacağınız hikaye fazla klişe bir 'lise' kurgusu, eminim bir sonraki adımı tahmin etmekte zorluk çekmeyeceksiniz. Biliyorum, biliyorum defalarca yazıldı, çekildi, oynanıldı ama bir kez de ben yazayım istedim. 
Beş bölümden oluşacak diye düşünüyorum çünkü klişe olduğu kadar yazması zevkli bir konu. 

Hande, biraz kibirli bir kişilik olduğundan, biraz sonra sizin de okuyacağınız gibi birkaç konuda net fikirlere sahip, o öfke savurduğu konular hep Hande'nin sorumluluğunda, yani benimle hiç alakası yok. -paçayı kurtarmaya çalışıyor-
Dediğim gibi bu yazmak istediğim bir kurguydu, eğer klişeden kusmak isterseniz, yorum kısmını kullanabilirsiniz. Çekinmeyin, kusun. 

İrem x


Yağmur damlaları şiddetle yağmurluğunun kapüşonuna çarparken, Hande biraz daha çekiştirdi başının üzerine doğru. Saçlarının ucu ıslanmıştı, eteğinin önünde ıslak lekeler belirmişti, elleri soğuğun etkisiyle kızarmıştı ve ayakkabılarından bahsetmiyordu bile, onlar su içindeydi.

Binadan içeri girdiğinde şapkasını başından savurarak çıkarttı, saçlarının uçlarını sallayarak damlaların etrafa saçılmasına neden oldu, yağmurluğunun önünü açtığında biraz olsun rahatlayabilmişti.

Hande bakışlarını fazla tanıdık koridora çevirdi, her şey yerli yerindeydi. Sahte gülümseme kızlar bir köşede gözleriyle telefon ekranına tacizde bulunuyordu. Basket takımından çocuklar, antrenman için hazırlanırken, popüler olmayı uman ama asla sıradan olanın dışına çıkamayacak olan kızlar ise onları süzüyordu.

Hande, bir kez daha bu okulda kendisi gibi bir kişinin daha olmadığını düşündü. Tamam, o bütünüyle yalnız sayılmazdı ama kimse onun gibi değildi işte. Okul birincisiydi, kulağa fazla 'inek' geliyordu, evet. Tüm etkinlikler, okul dışı aktiviteler ve kulüplerden de geri kaldığı söylenemezdi. Tiyatro kulübünde de yönetmendi, yani bu onu okulun görünmez popüler kızı bile yapabilirdi. Tamam, tamam popüler demek biraz abartı olurdu, sadece herkes kim olduğunu biliyordu, tek bir detay dışında. O detay ise... Adı. Yani o inek kızdı işte, her dersten tam puan alan, her işi başaran, asla hata yapmayan kızdı. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda bir ismin ne önemi olabilirdi ki?

Saat iki yönünde, topuklu botlarını yere vurarak yaklaşan Azra'yı görene kadar, günü güzel başlamıştı. Yağmurda ıslandığı kısım ise gününü en güzel yapan detaydı, çünkü Hande yağmurda ıslanmayı severdi, aşkı da buna benzetirdi. Hiç bilmediği bir duyguya teşbihte bulunmak oldukça zor olsa da en sevdiği doğa olayı yardımına yetişmişti. Aşk onun için yağmurda ıslanmaktı, sevdiği adam ise yağmur sonrası kokmalıydı.
On yedisinde olmasına rağmen net biriydi, asla yaşıtlarının ilgilendikleriyle ilgilenmemişti. Hunger Games denen zırvalığa, sırf 'bilinmeyenler' klasörü dolmasın diye katlanmıştı. Katniss denen, olay hakimiyeti sıfır, öfke kontrolünden bir haber, erkek konusunda ise seçim yapamayacak kadar kararsız bir kızın nasıl olur da bir devrimi yönettiğini bir türlü anlamlandıramıyordu. Hadi ama kızın yapabildiği tek şey iyi nişan anlamaktı, geri kalan her şeyi diğerleri onun için yapmıştı ve o efsane olmuştu. Ne hayat ama!

Dinlediği müzikler de yaşıtlarıyla aynı sayılmazdı, o gürültüden hoşlanmazdı ve anlamsız sözlerden. Justin Bieber'ın meşhur olmaması için YouTube'un hiç faaliyete geçememesini bile yeğlerdi, çünkü şarkı sözlerini beyniyle yazmadığına emindi ve evet bu bir insandan soğuması için yeterliydi. Peki, o beş kişiden oluşan gruba ne demeliydi, hadi ama grup kuracaklarsa bir görev dağılımı falan yapsalardı, beşinin birden mikrofon tutması saçma değil miydi? En azından biri davula, biri gitara falan geçebilirdi. Boy band adı günümüzde lekeleniyordu, Beatles aşkına, bu İngiliz'lerin kendi tarihleriyle zoru neydi?

Blue SkiesRead this story for FREE!