İlkler önemli miydi?
İlk aşk,ilk hayal kırıklığı,ilk gözyaşı,ilk düşüş,ilk kalkış...
Kimler ilklerini hatırlar ki zaman su gibi akıp giderken.

''Bizi bu okulda da rezil etme.''

Babalar kız çocuklarının kahramanıysa böyle şeyler söyleyebilirler mi?

Bir baba kızını kırıp parçalayanları pança pinçik etmez mi?
Ya annen baban var ama yok gibiyse onun eksikliğini doldurmaz mı?

Ben bunların hiçbirine sahip değildim.Ne kahraman bir babaya ne de düştüğümde kaldıran bir anneye sahiptim.

Hiçbir şey söylemeden arabanın kapısını açıp dışarı çıkarken bir kez daha anladım ben bu aileye fazlalıktım.

Hemen karşımda duran yeni okulumu izlerken 'Yeni başlangıçlar yeni bir hayat demektir.' dediğini hatırladım anneannemin.

Okulun sürgülü siyah,paslı demir kapısı yarı açık dururken etrafını çevreleyen iki metrelik duvarlara bir göz atıp içeriye adımımı attım.

Duvarların her yerinde sprey boyalarla yazılar ve resimler çizilmişti.

Eski okulumda arkadaşlarımın bahsettiği kadar vardı.Acayip,tuhaf bir okuldu ama ben şanslıyım ki bu okulda iki tane çocukluk arkadaşım vardı ve onlar benim asla bağlantımı kesmediğim iki dostumdu.

''Nil!''

İsmimi büyük bir mutlulukla seslenen,güneşin aydınlattığı o narin ve küçük vücudu ile bana doğru koşan yedi yıllık çocukluk arkadaşım Azra'ya sıkıca kollarımı doladım.

''Ben?''

Arkadan gelen sesle birlikte şeytana taş çıkaran bir gülümseme atıp hemen diğer tarafa dönerek Alev denen benim uçarı,yarısı mavi saçlara sahip olan bir diğer dostumun kollarına atıldım.

***
Koşuşturan,gülen,ders çalışan öğrenciler her telden bir insan vardı kantinde.

Öğlene kadar süren prosedür gereği yapılan işlemler sayesinde yaz tatilinde iyice dinlenen ben mahvolmuştum.

Şuan öğle arasındaydık ve yemeğimizi bitirip kendi halimizde işlerle uğraşıyorduk.

Telefondan kafamı kaldırıp etrafa baktığımda Alev'in iyice elindeki telefonuna ve Azra'nın da kitabına yoğunlaştığını gördüm.
Hatta Azra o kadar çok yoğunlaşmıştı ki yüzünde ister istemez mimikleri oynuyordu ve bu beni uzun bir aradan sonra ilk defa gerçekten gülümsetti.

Gülmek aslında normal bir şey ama benim için gerçekten gülmek çok uzak bir eylemdi.
Çünkü gülmek için sebebim yoktu bir kere.
Sahte kahkahalar,sahte gülümsemeler atabilirdim ama ben asla gerçekten gülemezdim.
Etrafımdaki insanlar kırılmasın diye sahte bir gülümseme.
Kimi kandırıyorum ki.Kendimi mi karşımdakini mi?

Kantinde aniden oluşan sessizlikle birlikte aklımdaki düşünceleri bir kenara bırakıp Azra ve Alev'in baktığı yere yani kantinin büyük,cam giriş kapısına doğru bakışlarımı çevirdim.

Üç tane iri,uzun boylu üzerlerinde bu okulda olduklarını kanıtlayan formalar ve iki yandan pervasızca sarkan kravatları olan erkek öğrenciler bize doğru yürüyordu.

Üçüde birbirinden farklıydı.Birisi ürkünç bir şekilde sırıtırken diğeri ifadesizdi.
En arkada yürüyen çocuğu ise tarif edecek kelimeler yoktu.
Korkutucuydu.Korkutucu ve aynı anda sert biriydi.

Bunu anlamak için yüzüne,gözlerinin içine bile bakmaya gerek yoktu çünkü yanımızdan geçerken yere vurduğu sert adımları onun aslında nasıl biri olduğunu az da olsa belli ediyordu.

Ondan gözlerimi alamıyordum.Ondaki her ne ise bakışlarımı bir mıknatıs gibi kendine çekiyordu.

Sandalyeyi çekip oturduktan sonra elindeki telefonu izlerken bir anda başını kaldırmasıyla göz göze geldik ve ben işte o an dipsiz karanlık bir kuyuya düştüm.

Gözleri ya da bakışları,dipsiz bir kuyudaymış gibi,nefes alamıyormuş,boğuluyormuş gibi hissettiriyordu ve ben bundan kaçmak için sadece gözlerimi çekersem yeterli olacağını düşünmüştüm ama yanılmıştım.
Çünkü beynim aynı bakışları önüme koyup dururken ben nefes alamıyordum.

Ellerimle boğazımı ovuştururken sessizce fısıldadım.

''Kim o?''

Alev ya da Azra sorumu yanıtlayanın hangisi olduğunu bilemeyecek kadar kendimde değildim.

Duyduğum tek şey ismiydi.

''Araz GÜZAR.''

İsmi bile bende bu kadar büyük bir etki yaratıyorsa her duyguları belli eden o gözlerine bakınca ne yapacaktım?

Umduğum tek şey aynı ortamda bir daha bulunmamamızdı.

Elimdeki telefona bir bakış atıp yapmamam gereken bir şey yaptım.

İnternetteki arama kutucuğuna onun ismini yazarken aslında yazmamam gerektiğini biliyordum ama yine de içimdeki bu merak duygusunu engelleyemiyordum.

Arama sonuçlarını beklerken sanki büyük bir suç işlemişim gibi kalbim yerinden çıkacakmışcasına çok hızlı atıyordu.

Tesadüf.

Felâket.

Soğuk.

Soğuk.Son kelimeden başka hiçbir sözcük onu özetleyemezdi.

''Sakın Nil.Dikkatini çekme.''

Alev'in söyledikleri ile ister istemez yerimde rahatsızca kıpırdayıp kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm.

''Yaparsam ne olur Alev?''

Alev onu ciddiye almadığımı daha yeni anlamış olmalı ki sertçe sandalyesini çekip burnumun ucuna kadar gelip söyledikleri ister istemez beni ürkütmüştü.

''Sessiz,soğuk biri gibidir evet ama felaketin de diğer eşidir o.''

Çekilen sandalye sesi ile kendime gelirken kendi sandalyemi Alev'den uzaklaştırıp bahsettiği o çocuğu izlemek için kafamı çevirdim ama o masada kimse yoktu.

Ta ki kulağımın dibinde boynumu okşayan o nefesini ve sesini duyana kadar.

''Anlamı,soğuk.''



Farklı Olaylar Eklenmiş Bir Şekilde Düzenlenmiştir.

İyi Okumalar.

SİYAH GÜNEŞ Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!