Herkesin bir "son" a ihtiyacı vardır, "yeniden" başlamak için...

"Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızını Zeynep'i oğlumuz Kerem'e istiyoruz."

Bir cümle, dokuz kelimeden oluşan yeni hayatınızın ilk başlangıcı olan bir cümle, sizi nasıl hisler karmaşasına sokabilirdi ki? Nasıl böylesine derinden hissederdiniz ki mutluluğu, hüznü, endişeyi ve yanında getirdiği birçok duyguyu?!

Yanınızda el çarparak sizleri kutlayan küçük bir kızın annesi olma şerefine layık olmak düşüncesi. Onca sırra kadem basmış kişinin soyadını almak peki, sırdaş olmaktan çok onun tamamlayıcısı olmak mı?

Aslında merak ettiğim tek soru, kafamdaki soruların ne zaman cevap bulacağı olacaktı. Çünkü boşlukta olmaktan sıkılmıştım. Sona ulaşmak ve huzura kavuşmak istiyordum. Belki de 'mutlu son' yazan bir son cümleye.

"Ahmet Bey, gençler bunca zorluğun üstesinden kalkıp bu zamanlara kadar birbirlerinden hiç kopmadan, birbirlerine karşı en içten duygularıyla gelmişler. Birbirini bu kadar çok seven iki insan varken bize karşıt laf söylemek düşmez. Tek istediğim var o da Zeynep'imin hep mutlu olması. Velhasıl 'verdim gitti.'"

İki dakikadır tuttuğum nefesimi derin bir şekilde geri veriyorum. Herkes sevinçten birbirine bir şeyler söylerken ben bana 'seni seviyorum' diyerek bakan Kereme odaklıydım. Ona karşılık olarak gözlerimi kaçırdığımda ufak kahkahasını sadece benin duyduğuma emindim. O da emindi. Bende onu seviyordum.

Yerimden kalkıp önce Mustafa babanın elini öptüğümde gözlerinin dolduğunu fark etmiştim. Elini öpmekle kalmayıp boynuna sıkıca sarıldım. Şefkatli elleri sırtımı sıvazlarken gözlerimi 'babama' çevirmiştim. Gözlerindeki acıyı ve hüznü görmüştüm. Koşup sıkıca sarılmak istiyordum. Bir an ona seni affettim demek istiyordum. Anlık duygularımı bastırmak istememiştim ama bunu yapamayacak kadar kırgındım.

Sırayla Meral hanımı da yanaklarından öpüp sıra babama geldiğinde ona da elimden geldiğince içten davranmak istemiştim ama aramızda hep ince, görünmez bir duvar olacaktı. Hızla arkamı dönüp Sevim hanımlara yönelmiştim..

***

"O tuzlu kahvenin acısını da çıkaracağım sizden, tabi keşke sadece tuzlu olsaydı. İçerken kusmayayım diye kaç kere dua ettim içimden haberiniz var mı?"

"Ya ben sana kıyamam, diyeceğimi falan sanıyorsun yanılıyorsun, valla oh çok iyi oldu sana sefam olsun. Ama şimdi kabul edelim yüzünün şekli çok iyiydi. İçimden baya kahkaha attım." Diyorum Kerem'in o hallerini tekrardan düşünürken

"Ha-ha ve ha çok komik! Hayır, bir de Yağmur, Melis, Aslı da kıkırdıyor. Hadi onları da anladım ama Peri'ye ne demeli? O kahkaha attı resmen karşımda hiç babamdır o yapmayın falan demiştir eminim. Ah siz kadınlar yok musunuz?!"

"Amma da söylendin Kerem! Alt tarafı tuzlu, bol acılı, bol baharatlı bir kahve canım ne olacak. Bir zamanlar senin elinden zehir olsa içerim diyen Kerem Bey nerede acaba? İnsanlar eşlerinin evlenince değiştiklerini söylerler sen isteme gecesi değiştin." Diyorum dalga geçerek. Kerem ise bozulmuş gibi yaparak dudaklarını sarkıtıyor.

"Üzdün."

"Hahaha, Kerem ya bebek misin sen?" dediğim de ise omuzlarını aşağı yukarı hareket ettiren Kereme kafamı sallayarak yanıt veriyorum. "Ah, benim küçük bebeğim, annesinin aşkı, yakışıklı oğluşum benim, kim üzdü seni bakayım söyle anneye de döveyim ben onu. Oy annesi, paşasına hiç kıyamaz." Diyerek Kerem'in yanaklarını sıkarak yerimde doğruluyorum. Ben Kerem'e yaptığım bebek muamelesi için kahkaha atarken o ise sanki karşısında yiyecek varmış gibi bana bakıyordu. Bir an önce bu hallerimi kesmeyi düşünürken güçlü kolların bedenimi kavramasıyla kendimi onun üstünde buluyorum.

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!