Chapter 4

7K 253 273
                                    

Sinirle kahve dükkanında çıktım ve karşı kaldırıma geçtim. Niye sevdiği kahve Espresso ya da Latte değil ki! Şu anormal fransız kahvesinden ne zevk alıyordu?!

Binaya girdim ve güvenlikten geçerek asansörün yanına geldim. Çabuk gelmişti. Bindim ve 31'inci katın düğmesine bastım.

Koridora çıktım ve sola döndüm. Binanın son katında iki özel oda vardı. Sağ koridorun sonu bay Payne aitti. Sol cepe ise bay Styles'e. Oda tasarımları aynı olsada renk seçimleri açısından bay Payne siyahı daha çok kullanıyordu.

Kendi odama girdim ve ordanda bay Styles'in kapısını çaldım. Beklemeden içeri adımladım ve bi kaç dakika önce durduğu pozisyonda buldum onu. Tek fark şuan kendi odasındaydı.

"Bay Styles..?" Gözlerini açtı ve başını kaldırdı. "Tam 26 dakika 19 saniye sürdü."

Göz devirdim.

"Efendim gerçekten sizde bişey var." Kahvesini önüne bıraktım ve odadan ayrılmak için arkamı döndüm.

"Lou..." Pekala ilk değil ama şaşırtıcı. Adımı kısaltması yani.

"Efendim.." Yüzüne baktım.

"Başım ağrıyor." Başımı salladım ve ilaç almak için odama yöneldim. Aniden bileğime dolanan güçlü ama yumuşak elle hafif geri çekildim.

Gözlerimi büyülttüm. "Masaj yap." Kafamı yana eğdim. "... Başıma.." diye bitirdi cümlesini.

Pekala..

Arkasına geçtim ve ellerimi pantolonuma silerek yanaklarına koydum. Yavaşça elmacık kimilerine sonrada alnını getirdim. Baş ve işaret parmağımı kullanarak anlında küçük daireler çizmeye başladım. Azcada baskı yapıyordum.

Hafif dogrulunca durdum. Kahvesini aldı ve yeniden yaslandı. "Devam et.." Diye mırıldandı. Aynı şekilde alnını ovmaya devam ettim.

Nerdeyse 10 dakika geçmişti. Kahvesini bitirince yerine koymuş ve devam etmemi istemişti.

Zevkle yaptım. Tenine ve özellikle yüzüne dokunmak, güzeldi. Hatta muhteşemdi.

Kol saatime baktığımda istemeyerek çekildim arkasından. "Efendim devam etmek isterdim ama bay Payne'nin yeni asistan adayıyla görüşmeye gitmeliyim."

Gülümsedi ve dikleşti. "Başbaşa öğle yemeği. Evet, tabi. Gidebilirsin."

Kararsızca dudağımı ısırdım. "Başınız hala ağrıyor mu?"

Anlamazca kaşlarını çattı. "Başım agrımıyordu ki!" Gözlerimi kıstım.

Gözlerini büyülterek arkasına yaslandı. "Yani biraz sızlama vardı. Fazla sesten sanırım. Ve ya düşünmekten.."

"Pekala.. öğleden sonra önemli bir toplantınız yok. Yinede bay Payne ile durum bilgilendirmesi açısından mini bir konuşma yapabiliriz. Ve ya öğle yemeğinde konuşabirsiniz. Şimdi gitmeliyim, ağrı artarsa lütfen ilaç alın ve eve erken gidin."

Telefonunu cebinden çıkardı ve yüzüme baktı. "Tamam.." Dedi sıkılmışça. Tam bir orta yaşlı ergen halleri havasındaydı. Of...

Başımı salladım ve odadan çıktığım anda mesaj geldi. Cebimden çıkardım ve ekrana baktım. Babacık...

Mesajı üzerine tıkladım.

Babacık: Beni nerden tanıyorsun?

Masamın üzerinden ceketimi aldım ve kapıya yöneldim.

Hızlıca bir cevap verdim.

Velet: Söylersem beni tanırsın. Yani, olmaz söyleyemem.

Hello Daddy!Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin