08

2.8K 308 41

'Yanındaki adamı beğenmedim. Yanına yakışmamış, oysa ki kardeşin daha iyiydi'
Buruşturmuş olduğu suratına bakıp güldüm. Küçücük çocuk gibi, fakültedeki eğitmenimle şarkı söylememi kıskanmıştı.
Yanağını sıktım.
'Bir de utanmadan elini tutuyor.'
Bu sefer kahkaha atarak karşılık verdim.
Ona sabahtan beri izlettiğim videolarımda benimle birlikte olan herkese bir kusur bulmuştu.
Kıskanç, güzel melek.
Uzun süre suratına baktım.
Yine baktım.
İyice zihnime kazıdım.
Sen nasıl birisin böyle?
'Kusursuz' kelimesini belki binlerce kez onu tanımlamakta kullanmıştım.
Sonuç şu ki; o gerçekten kusursuz bir melekti.
Suratının, gözlerinin, saçlarının derinliklerinde geziyordum adeta.
Benimle aynı renk saçları, benimle aynı kokmuyordu.
Benim saçım şampuan kokuyordu.
Onun saçı cennetten armağan bir koku yayıyordu.
Benim kokum geçiciydi.
Onun kokusu kalıcıydı.
Ben Jeon Jungkyong'tum.
O Jeon Jungkook'tu.
Sıcak bir şeyin dudaklarıma değmesiyle irkildim.
Gözlerim büyümüştü.
Ama onun gözleri kapalıydı.
Ben korkaktım.
O cesurdu.
Yavaşça dudaklarını geri çekti.
Yüzü benden yaklaşık on santim uzaklıktaydı.
Yine o çok sevdiğim yandan gülüşünü attı.
Midem yine hareketlenmişti.
Sadece on santim uzağımdasın Jungkook.
On kısacık santim.
Sonra yavaşça aramızı açtı.
Başını eğdi ve küçük bir kahkaha attı.
'Ani oldu, özür dilerim. Bana öyle baktığını görünce aklımı kaçıracak gibi oldum'
Hayatım boyunca kimse beni dudaklarımdan öpmedi.
Şaşırmama, sevinmeme, tepki göstermeme izin ver, demek isterdim.
Ama doğruya sessiz bir varlıktım.
Şaşırmaktan daha çok midemdeki kelebekler bu sefer çılgınca dans ediyordu.
Bu sevinmek olmalıydı, değil mi?
Öyle olmasa bile ben sevmiştim.
Dudaklarının sıcaklığını, cesurluğunu ve bu anı.
Sevmiştim.
Ayağa kalkıp laptopu masaya bıraktım.
Yatağın üzerine uzanıp sağıma döndüm.
Yanımı patpatladım.
O da ayaklarını yukarı alıp, ellerini yastığın altında birleştirdi.
Bu sefer birbirimizden otuz-kırk santim uzaklıktaydık.
O bana, ben ona bakıyordum.
Bu sefer ben onun boynuna gömüldüm.
Ani hareketimle o benden daha çok şaşırdı.
Kokusunu derince içime çektim.
Ellerim yanağımın altında birbirine kenetliydi.
Bu sefer aramızda mesafe yoktu.
O da yerinde kıpırdandı biraz.
Daha rahat nefes alabileceğim bir pozisyon aldı.
Boynunda nedes alamamaktan ölebilirdim.
Jungkook'un kokusuyla ölmek, nasıl bir hediye olurdu ama.
Cennet kokusuyla yaşamak.
Rahatlatıcı.
Elleri saçlarımın arasında gezerken uykuya teslim oluyordum.
'Saçların, çok güzel kokuyor' dedi saçlarıma öpücüğünü bıraktıktan sonra.
Kendi kokundan haberin var mı?
'Ömür boyu böyle duralım isterdim'
'Ömrümüzün en sonuna kadar'
'Aslında böyle durmak sıkıcı olabilir. Çocuklarımızla oynayalım, onları aramıza alıp uyuyalım. Evet, evet. Böyle olsun isterdim'
'Çocuklarımız olsun istemez miydin?' 'Biri erkek ve biri kız'
'Jungkwang ve Jiaehyun'
'Jiaehyung, annemin adı. Hayatımızdaki en değerli insanların adlarını çocuklarımız taşırdı'
'İkiside senin gibi gülerdi'
'Lütfen senin gibi gülsünler Jungkyong'
'Lütfen benim için hep gül'
'Sakın beni bırakma'
'Meleğin uçup gitsin istemezsin değil mi?'
'Meleğinde cennetinden ayrılıp, karanlık yerlere karışmak istemez'
'Biz birbirimiz için varız biliyorsun değil mi?'
'Sanırım ağlıyorum sevgilim'
'Ve sende uyuyorsun'
'İyi uykular cennetim. İyi uykular Jungkyong'

-jeon jungkook √Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!