Sinirle soluğunu burnundan verdikten sonra Emma "Yapma ama Rose. Bir yönden de haklı sayılırdı. Bilmiyor musun işte sanki. Klasik Scorpius. Sinirlendiğinde ne denli bir hal aldığını bilmiyorsun sanki. Zaten benim kafama takılan konu Robert." dedi. Cidden bir de şu mesele vardı. "Hiç bir fikrim yok, Emma ama iyi niyetli olmadığından eminim. Zaten seherbaz olmak istediğini biliyoruz fakat ben bir meslek için hele ki böyle bir meslek için yılan yerine daha çevik ya da saklanması daha kolay bir hayvanı seçerdim. Altında bir iş yattığı ortada. Merak etme zaten sonunda öğrenilecektir. Azkaban korkusu biliyorsun zaten Robert'ın klostrofobisi  varmış. Ne kadar dayanabilir ki? Bu tür suçlarda 'basit' bir klostrofobiyi görmeyeceklerdir." dedi kendinden emin bir sesle. Büyük salonun önünde gelince durdu ve hiç aç olmadığını fark etti. Emma'ya gelmek istemediğini söyledi ve üzerini değiştirmeye gitti. 

Son olarak bir ceket giydi ve kulaklıklarını da alarak dışarı çıktı. Beşinci kattan aşağı inice Peeves sanki haberdarmış gibi orada bir şeylerle uğraşıyordu. Onu görmemesi için içinden yalvarırken aniden arkasını döndü ve "Kimler varmış burada bakalım?" dedi ve bir elindeki kırmızıya bulanmış boya fırçasını sallaya sallaya ona doğru süzülmeye başladı. Rose bir an kaçış yeri arayıp bulamazken "Lütfen beni rahat bırakır mısın, Peeves? Sadece bahçeye çıkmak istiyorum." dediğinde karşıdan Drew'un geldiğini gördü. Onu şaşırtarak, şu Hogwarts'a geldiği ilk günden beri ilk kez -arkasına bakıp Drew'u gördüğünde- tepki vermeden merdivenlerden yukarı kata doğru gitmişti. Rose şaşırarak ona baktığında Drew gülümseyerek yanına geldiğinde ellerini ceplerine koymuştu. "Bahçeye çıkarken sana eşlik edebilirim umarım, Rosalie." demişti. Neden herkes gibi Rose ve ya Rosie değil de Rosalie dediğini bilmiyordu. Gülümsemesine karşılık verip "Gel hadi." dedi ve onunla dışarı çıktı. Yürürken Drew'un elleri hala ceplerindeydi. Ona "Seni ağlamazken görmek güzel." dedi. Utandığını hissederek cevap vermezken ona bakmadan ince ceketinin kollarını baş parmaklarına kadar çekti. Çocuk gülerek "Yine oldu işte." dedi. "Ne oldu?" diye sorduğunda "Çok çabuk kızarıyorsun." diyerek yanıtladı. Merlin! Yine Scorpius yüzündendi. Yanındaki çocukla rezil olarak tanışmıştı. Salya sümük ağlarken. "Bay Peçete" şakası da ayrıca fazla bir soğuktu. İçinden kendine tokat atmak için söz verdikten sonra zorla gülümsedi ve başını Drew'a doğru çevirdi. "Bilirsin işte klasik Weasley." derken lanet olası bir taş koskoca bahçede başka insan yokmuş gibi gelip onun ayağının dibine dikilmişti. Takılıp bir an dengesini sağlayamazken Drew onu hızlıca tuttu. "Dikkatli olsan iyi edersin çünkü her seferinde başını bir yerden kurtarmayı çalışmayı istemem, Rosalie." dedi. Ses tonu, elinin sıcaklığı... Cidden o an ayaklarının dibine yatıp eriyebilirdi. Dikleştikten sonra ayağa kalktı ve bir teşekkür etti. Elini çektikten sonra daha dikkatli adımlarla devam etti.

"Arkadaşların nerede?" diye sordu tekrar. Rose, yemekte olduklarını söyledi. Çocuk 'hmm'lardıktan sonra bir süre bekledi ve "Dün arkandan seslendim. Duymadın sanırsam. Acelen var gibiydi ben de geri döndüm." dedi. Konuşmak istediğini anlamamak için aptal olmak gerekirdi herhalde. Yalan söylemeyecekti tabii ki gerçekten de duymamıştı. "Ne zaman?" diye sordu. "Dedim ya, dün. hatane kanadına doğru yürüyordun bende seni beklemek istedim fakat Profesör Hudson çağırınca geri dönmek zorunda kaldım." dedi. "Ah, bir sorun yok, Drew. Sadece ağrı kesici almak için gitmiştim ve üzgünüm. Seni sahiden duymamıştım." diye yanıtladı. Sorun olmadığını söyledikten sonra bir banka oturdular. Rose kabalık olmaması için konuşacak bir şeyler düşünmeye başladı. Binası iyi bir fikir olabilirdi. "Hangi binadasın, Drew?" diye sordu. "Sahiden hiç dikkat etmedin mi?" diyerek yanıtladı. Yüzünde bir ifade yoktu. Kırgınlık dese ses tonu tersini söylüyordu. Kızgınlık dese ifadesi tamamen yalanlıyordu. "Yine de söyleyeyim, Slytherin'deyim. Son senem. Merak etme seni biliyorum." dedi. Rose sadece başını yukarıaşağı salladı. "Dersiniz neydi?" deyince "Biçim Değiştime." dedi. Drew alay eder gibi gülerek "Eminim Profesör Hudson, Robert hakkında konuşmuştur. O sürtük kadın hiç bir şey bilmiyor." dedi. Kız ona o gün ikinci kez şaşırarak baktı ve "Onunla ne ilgin var? Aynı zamanda, bir profesör için böyle dememelisin Drew." deyince çocuk ensesini kaşıdı ve "Kuzenim okuldan onun yüzünden atılıyorsa tabii ki derim." dedi. "Kuzen olduğunuzu bilmiyordum, Drew. Fakat yılanın sahiden masum bir hayvan olmadığını hepimiz biliyoruz. Amacı neydi?" diye sordu. Drew sadece omuz silkip geriye yaslandı. "Amacı bir kurda dönüşmekti fakat... Boşver bunları. Şimdi kafa yorulacak şeyler değil." dedi. 

****

Rose gittiğinde Emma mecbur kalarak tek başına içeri girdi ve Gryffindor masasında boş bir yere oturdu. O gün sahiden dersleri uzundu ve yemeğe doğru anca sona ermişti. Bazı günler böyle olurdu. Tabağını doldurmaya başladığında Daniel onun diğer tarafındaki bardağı uzanıp aldıktan sonra gülümseyerek yanına oturdu. Çocuğun kendi arkadaşları da yanındaydı ama onlar birbirleriyle konuşurkan Daniel "Nasılsın bakalım, Greenburg?" diye sordu. Emma iyi olduğunu söyledikten sonra çocuk 'hmm'layarak bardağına içeçeğini doldurdu. "Sen nasılsın?" dedi o da gülümseyerek. "Bende iyiyim sağol. Arkadaşların neredeler?" dediğinde fazla açıklamaya gerek duymadan "Rose aç değilmiş diğerleri de gelmedi henüz." dedi. İçeceğinden bir yudum aldıktan sonra "Teksin yani?" dedi soru sorarmış gibi. Emma çatalını alırken "Öyle görünüyor." diye onu yanıtladı.

Yemek sırasında ikisi biraz dersler, biraz müzik hakkında konuştular. Cidden iyi muhabbeti vardı ve şu güne kadar oturup konuşmadıkları için pişman olmuştu. Onlar konuşurlarken Tony ve Albus çoktan gelmişlerdi fakat daha uzak bir köşeye oturmuşlardı. Bir ara dönüp baktığında Tony ile göz göze gelmişti. Ona olan "sözünü" unutmamasını her yalnız kaldıklarında hatırlatmıştı ama Emma bir başkasıyla gitmeye çoktan kararlıydı. Sırf onun istediği olmaması için yapacaktı bunu. Tabii kimseye teklif edecek hali de yoktu çünkü bu tür şeyler erkeklerden beklenirdi. Daniel'a dönüp gülümseyerek "Belki bu akşam ortak salonda ödevleri birlikte halledebiliriz." dedi. Çocuk onun gülümsemesine karşılık verirken "Bu akşam için kimseye söz vermeyeceğim o halde." dedi ve onu güldürdü. Emma ona akşam bekleyeceğini söyleyerek kalktı. Daniel ona nereye gittiğini sordu. "Gidip üzerimi değiştireceğim." diye onu yanıtladı ve çantasını koluna taktı. "Sana eşlik edeyim." dediğinde ne kadar çok "Gerek yok" dese de çocuk çoktan ayağa kalktı. Arkadaşlarına dönüp onlara veda etti.

Beşinci kat merdivenlerinden çıktıktan sonra ortak salona girmeden önce Emma arkasında bir şey gördüğünü sanarak geriye baktığında Daniel ona "Bir sorun mu var?" diye sorduktan hemen sonra bir şeyin -sıvının- dökülme sesini duyduğunda geri döndü. Kırmızıydı. Kırmızı boya. Daniel başından aşağı kıpkırmızı olmuş, gözlerindeki boyayı silmeye çalışırken Peeves kahkahalarla onunla dalga geçiyordu. Çocuk gerçekten sinirlenmiş gibi duruyordu. Kıpkırmızı olmuş saçları alnına yapışmıştı. Üzerinden yerlere boya damlıyordu ve gömleği berbat haldeydi. Emma kahkahasını zorla bastırarak yanına gitti. Tablolar resmen sinirle bağırıyordu. İlk başta dikkat etmemişti fakat çoğunun üzeri fırçayla boyanmıştı. Emma uzatmadan "Gel hadi." deyip onun yarısı boya olmuş çantasını dikkatle aldı. İçeri girdikten sonra çok kalabalık olmamasına sevindi. Sadece küçük sınıflardan bir kaç kişi vardı o kadar. Daniel'ın yüz ifadesini gördüğü zaman suçluluğu hisseti. Onun yüzünden gelmişti sonuçta ve saçma sapan bir eşek şakasına kurban gitmişti. Çocuğu kolundan çekerek erkekler yatakhanesine yöneldi. Emma'ya "Sen nereye geliyorsun?" diye sorduğunda "Susta yürü." dedi. 

Odalarına geldiğinde kendi çantasını bırakıp onun çantasını boşaltmaya başladı. Kitaplarından birinin ucu boya olmuştu. Hepsini bir kenara bıraktıktan sonra eşyalarını alıp onun isminin yazılı olduğu çekmecelere koydu ve ona döndü. Gömleğini çıkarmış ve oradaki çöpün içerisine atmıştı ve şimdi yüzünü bir havluya siliyordu. Aynanın karşısına geçip alnını silerken boya olmuş saçlarını geriye ittirmişti. Emma gülmemeye çalışarak "Bence bu renk saçlar sana gayet iyi yakıştı." dedi. Daniel gözlerini kısarak ona baktı. Emma küçük bir kahkaha attıktan sonra yanına geldi. "Tamam özür dilerim. Benim yüzümden oldu biliyorum fakat... Lanet olsun çok komik gözüküyorsun!" dedikten sonra kahkahasına engel olamadı. Çocuk aynaya dönüp baktığında o da kendi haline güldü. Sustuklarında Daniel "Bu arada senin yüzünden değil şu an ki halim, Greenburg. Gelmeyi ben istedim. O yüzden kapa çeneni ve çık şimdi. Tabii benimle birlikte duşa girmek istemiyorsan." dedi kaşlarını kaldırıp dalga geçer gibi. Emma onun omzuna vurduktan sonra "Akşam görüşürüz Bay Kırmızılı." dedi. Daniel ona bu ismi sevmediğini söylerken Emma çoktan çıkmıştı.

Son VarisBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!