22 - "İstilacı"

62.9K 2.2K 752
                                    

Çok çok çok çok çok fazla uzun bir aradan sonra, hiç haber vermeden, tamamıyla süpriz bir şekilde burdayım!

Nerdeydin kızım diyeceksiniz, haklısınız da....

Aslında hiç bir yerdeydim. 2 ay kadar bilgisayarım bozuktu, 1 ay kadar memlekete gitmiştim ve sonrasında zaten okullar açıldı. Onun ertesinde ağır bir ruhsal bunalıma girdim. İnsan intihara meyilli bir haldeyken kesinlikle dram yazamıyormuş, bunu anladım.

Daha sonra ise yazma isteğimi kaybettim, yani sanırım. uzunca bir süre sırf yazmadığım için suçlu hissetmemek adına laptopu bile açmadım. Ama sonra bir gün, yalnız ve üzgün, duygusal açıdan çok karmaşık hissettiğim bir anda açtım ve 2 gün içinde bölümü yazdım.

Sizi ne kadar özlediğimi ancak o zaman anlayabildim sanırım....

Bu cümlelerden sonra bana kızabilir, gönül koyabilir, bana lanet okuyup okumadan çekip gidebilirsiniz. Yine de kimseye kırılmam gerçekten. Haklısınız çünkü, bu kadar beklemeyi hak etmiyorsunuz. Ama sadece şunu söyleyebilirim, ben garip bi yazarım, içimden gelmediği zaman kurduğum her cümle bana sahte geliyor. 

Ve sizi sahte şeylere boğamayacak kadar çok seviyorum.

Daha fazla uzatmayacağım, hala burada olanlara kalpten teşekkürler ve keyifli okumalar. Wattpad yeni bir özellik geliştirmiş ondan da biraz faydalanmış olabilirim :D Bölümü şarkı ile okumayı unutmayınnnn sizi seviyorum :*

Sesler. Görüntüler. Boğuklaşan, silinen, birbiri üzerinden kayıp giden. Bir nehir gibi, boğan ve hayat veren. Bir sağa ve bir sola düşen, bir yanıp bir sönen, yerinde duramayan, sabit kalamayan.

Hayatımda hiç uyuşturucu deneyimim olmamıştı, alkol ile aram iyiydi, evet ama hayır, uyuşturucu benim göze alabileceğim bir şey değildi. Ama içseydim aynen böyle hissettireceğini içimde bir yerlerde biliyordum. Belirsiz, boğuk, bulanık.

Ayaz'ın harfleri gibi hissettirecekti. Onun tapılası dudaklarından çıkacaktı, ama beynimde el ele tutuşup anlamlarına kavuşamayacaklardı. Bir avuç harf olacaklardı sadece. Ellerime dolmuş, üflediğimde etrafımı saran bir avuç kaostan başka bir şey olmayacaklardı. Çünkü buydu, Ayaz'ın hayatıma bıraktığı şeyi özetleyebilen, onu tanımlamanın yakınından geçen tek kelime buydu. Kaos.

Hayatımın yarısını başı sonu belli olmayan bir kaosun içinde geçirdikten sonra, artık böyle şeylerin beni istemsizce sürükleyemeyeceğini düşünürdüm. Kaos, benliğinde acıyı doğururdu ve benim benliğimde, daha fazla acıyı ağırlayacak yer yoktu. Sığmazdı kaos bana, uymazdı. Hangi şekle girerse girsin uyduramazdım o boşluğa kaosu, eski bir koltuk gibi fırlardı yayları ve pamukları her yanımdan.

Kaos'un bu kadar parçaladığı bir kalbin, yine kaosun ta kendine aşık olmasının bu kadar büyük bir ironi olması bu nedenleydi galiba. Sağa sola sallanarak ve peşinden kırıklarını dökerek yürüyen kalbim, adım atacak gücü kalmadığında sığınmak için yine kaosu seçmişti işte. Bazı şeyler benim elimde değildi, kalbimin ise hiç söz hakkı yoktu. O sadece rüzgara kapılıyordu.

Ama şimdi, bedenime misafir ettiğim küçük bir kelebeğim vardı ve kalbim, kaosa ve kelebeğe olan sevgisinden rüzgarın onu uçuramayacağı kadar ağırlaşmıştı. Uzun süredir mücadele vermekten ötürü yorgun düşmüş zayıf parmaklarımı, sanki kelebeğin nasıl istekle kanat çırptığını hissetmek istercesine karnıma sararken, aynı parmaklarım gibi yorgun ve uykulu bakışlarımı, bana kitap okuyan adama çevirdim.

Günlerdir taranmamış gibi görünen darmadağın, kahverengi saçları, uykusuzluktan etrafı kızardığı halde hala canlılığını yitirmemiş fırtına mavisi gözleri, arada ısırıp durduğu dolgun, bebek pembesi dudakları, sürekli hapşıracakmış gibi kırıştırıp durduğu, bana hep kırıkmış gibi gelen kemerli burnu, bembeyaz sakalsız yüzü ve tekli koltuğun kolundan sarkıttığı ayaklarını çocuklar gibi sallayan bedeni ile çoğu zaman, 19 yaşlarında bir genç gibi görünüyordu benim kaosum. 24 yaşında, hayatının yeni bir dönemine ayak basmaya hazırlanan doktor adayı bir genç adam gibi değildi hiç. Daha çok her gün okuldan kaçıp orada burada eğlencenin dibine vuran liseli bir ergen gibiydi. Küçücük görünüyordu öyle kıvrılmış otururken. Küçük, savunmasız ve masum....

RuhsuzHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin