5. BÖLÜM: "ACI"

8 1 1

"Canım acıyor, baba. Neredesin? Hayatım büyük bir dönemeçte ve ben seni hâlâ bulamadım. Ben senin bıraktığın yerdeyim. Peki, sen neredesin?"

Acıların, vücutlarımızda her zaman misafir olduğunu düşünmüşümdür. Hiçbir acı, kalıcı değildir. Kalıcı olan tek şey, acıyı ilk hissettiğimizde içimize dolan tarifsiz duygudur. Korkunun, nefretin, intikam duygusunun birlikte harmanlandığı tarifsiz bir duygudur acı.

Fiziksel acıları birçok ilaçla geçiştirebilir, yaralarımızı sarabiliriz. Ama, içimizde bıraktığı manevi duygu ise, ruhumuzda, hayatımız boyunca bize eşlik ediyor olacaktır. O boşluk daima bizimle büyüyecektir.

Şu an düşündüğümde tam olarak buydu: Adamın bana yumruk atması değil de, bir adamdan yumruk yememdi. Tanımadığım birinden yumruk yemiştim!

Ağlamak istiyorum!

Sırtımı acıtan sert yataktan kalktım ve yan tarafımda ki, eskimiş aynaya uzandım. Aynanın üzerinde ki, siyah noktalar burayı da özetliyordu sanki. Eskimiş, harabe, rutubetli ve kötü kokan bir odaya hapis olmuştum.

Acaba burası bir nezarethane miydi?

Hücre hapsine falan mı kapatılmıştım?

İnsan bir haber verir, yahu!

Dudağımın sağ köşesinde büyük bir şişkinlik ve patlama izi vardı. Kırmızılaşmıştı. Dudağımı kıpırdatmak adına birkaç kelime telaffuz ettim: "Hey, merhaba. Dudak güzelmiş." dedim aynadaki yansımama. Sonra söylediklerime güldüm ama dudağımı kıvıramadan inlemeye başlamıştım. Acımıştı.

Kapımın tıklatılmasıyla yerimden sıçradım ve yataktan kalktım. Kapının kulpuna yöneldim ve gözlerimi kapatarak yavaşça açmaya çalıştım. Kapım açılınca içimi bir ferahlık ve huzur kaplamıştı.

Hücre hapsinde değildim!

Dışarı çıktım ve kapımın yanında diğer kapıya vuran bir Güvenlik Görevlisinifark ettim. Bayandı. "Gerçekten sen dışarı mı çıktın?" dedi küçümseyici bir tavırla. "Kapıya vurulan sese, 'Uyuma Vakti' deniyor. Şimdi dön ve uyu!" kapımı kapatacaktım ki "Hey, dur bir dakika!" dedi bana. "Ya da vazgeçtim, içeri gir ve beni bekle." dedi ve uzun koridor boyunca kapılara vurmaya devam etti. Bir şey demeden yatağıma döndüm ve odamı incelemeye koyuldum. Oda küçüktü. Demir parmaklıklarla kapalı bir pencere vardı ve hemen yanında ise sertleşmiş- neredeyse taşdan oluşmuş- bir yatak vardı. Hemen yanında, küçük çekmeceleri olan bir masa vardı. Yatağın tam karşısında bir kapı vardı. Yavaş adımlarla banyoya girmiştim ama gördüğüm karaltı beni afallatıp ödümü koparmaya yetmişti.

Kuyruklu ve bıyıklı büyük bir lağım faresi!

Lanet olsun!

Büyük bir çığlık eşliğinde kapıyı kapattım ve kapıyı kilitlemeye çalıştım ama kapı kapanmıyordu. Kapının yan tarafında ki, demir çengeli görüp, kapıda ki daireye geçirdim. İçeriden farenin çıkardığı sesleri duyuyordum. Evet, burası da odamızın misafir odası ya da banyosuydu. Bu odadan çıkmak istiyordum ve son hızla kapıya yöneldim. Tam çıkacaktım ki, bana içeri girip, beklememi söyleyen bayana çarptım. "Nereye gidiyorsun, ufaklık?" dedi içeri girip arkasından kapıyı kapatınca. "Ben... Dışarı çıkmak istiyorum. Burası çok karanlık ve burada fare var!" dedim. Sesim biraz yüksek çıkmıştı ama umurumda değildi. "Bak, buraya geleli daha yarım gün olmadan herkes seni konuşuyor. Bay Black'in Baş Yardımcı'sına yumruk atmakta neyin nesi?!" Tiksinç bir şeymiş gibi konuşuyordu. "Pardon ama Bay Black kim?" arkamı döndüm ve yatağıma oturdum. Durdu. Gözlerini pörtletip bana baktı. "Sen buraya gelmeden önce bir kadınla konuştun mu? Hani, bizi gideceğimiz bloklara gönderip, bizim yerlerimizi belirleyen, güzel kadına?" geldi ve o da yanıma, yatağımın ucuna oturdu. "Hayır." dedim. "Ne haltlar yiyorsun sen? Buraya izinsiz girmenin idam cezası olduğunu bilmiyor musun?!" "Lanet olsun! Beni babama gönderin!" Bağırınca dudağım sızladı ve elim istemsiz bir şekilde dudağıma gitti. "Sana yardım edebilirim. Kötü durumda olduğunu görebiliyorum." dedi ve elini dizime koymasıyla çığlımı koyverdim. Ben buraya gelmeden önce düşmüştüm! "Ne oldu?!" diye bağırdı. O da korkmuşa benziyordu. "Ben buraya gelmeden önce yere düştüm. Tamamen unutmuşum ve şimdi sızlamaya başladı." dedim boğuk sesimle. "Peki, önce revire gidelim sonra da yerlerini belirleyelim. Kaçak olmadığına eminim. Baş Yardımcı, eğer kaçak olsaydın, sana yumruk atmakla kalmaz postunu yere serebilirdi." Dedi kendinden emin bir şekilde. "Haydi, kalk bakalım. Yürüyebilecek misin?" dedi ayağa kalkıp bana bakarak. "Çok ciddi bir şeyim yok, iyiyim-" Kalkma çabalarım büyük bir acıyla son buldu. Her ne kadar dişlerimi sıksam da, iniltiler boğazımdan kaçıyordu. "Gel buraya." dedi ve sol kolumu tutup omzuna attı. "Bu arada ben Samantha." dedi sevecen bir sesle. "Bende Karlie." dedim dişlerimin arasından. Gerçekten canım acıyordu. Ona dayanarak revire kadar yürüdüm. 30-35 yaşlarında, esmer tenli ve siyah saçlı bir bayandı. Biraz da iriydi. Galiba burada ki ilk arkadaşımı edinmiş oldum. Revirden içeri girince, kapının girişinde duran beyaz sedyeye oturdum. Vücudumda ki yaralara bakarsak: Patlamış bir dudak, kanatılmış iki adet diz ve bir gün öncesine ait cam kesikleriyle dolu bir adet el.

Bizden hemen sonra siyah kot pantolonlu ve üzerine krem rengi bir yün kazak giyen bir genç adam geldi. Askıda ki, beyaz önlüğünü alıp üstüne geçirdi. Karamel saçları ve yüzünü kaplayan hafif kirli sakalıyla çok hoş gözüktüğünü itiraf etmeliyim. "Dudağınıza ne oldu?" diye sordu. Bal rengi gözleri bana babamın gözlerini hatırlatmıştı.

"Ha?"

"Dudağınız diyorum. Kavgaya falan mı karıştınız burada?" Ona Baş Yardımcı' dan yumruk yediğimi elbette söylemeyecektim.

"Baş Yardımcı' ya yumruk atmış ve sonuç işler acısı... Sahi ona yumruk atarken aklın neredeydi?"

Eline beyaz lastik eldivenleri geçirirken, yamuk bir şekilde gülümsedi. "Beni kandırdı. Babamın burada olduğunu söylemişti." dedim Samantha'ya bakarak. Gözlerini devirdi. Doktor, dudağıma parmaklarını götürürken durdu ve elime baktı. Bende elime bakınca, sedyeye avuçlarımla yaslandığım için örtünün kan olduğunu gördüm. "Ben çok özür dilerim. Fark etmemişim bile. Gerçekten çok-" Bana baktı. Nefesimin kesildiğini hissedebilmiştim. Gözleri, sakinlik ve huzur taşıyor gibiydi. "Önemli değil." Dedi. Sonra elimi yavaş bir şekilde aldı ve avucuna yerleştirdi. "Çok kötü bir şekilde kesilmiş elin. Nasıl oldu?" dedi kaşlarını çatarak. "Uzun hikaye." Dedim bakışlarımı kaçırarak. güldü. "Dinlemek isterim." Dedi. "Nasıl olsa bir ay boyunca buradayım. Mesleğimi özlemişim." Dedi. "Bu işi devamlı yapmıyor musunuz?" dedim şaşkınlıkla. Yamuk bir gülümseme belirdi yüzünde. Samantha "Nerede bizde o şans? Bu Yakışıklı Süper Doktorumuza sadece yılda, bir ay denk gelebilirsin. Geldiğin ilk gün, doktorumuzun işe başladığı ilk gün. Bir ay boyunca bizlerle. Böylelikle onu rahatlıkla süzebilirsin." Deyince Doktor bana baktı ve utancımdan yerin dibine girmek istediğimden kesinlikle emindim. "Samantha, beni keseceğine masadaki sargı bezlerini getir." Dedi usta bir sesle. "İlk önce elinden başlayalım, sonra dizlerin ve sonra da dudağınla ilgilenirim." Dedi bana göz kırparak. Yakışıklı olduğunu kabullenmem lazım. Samantha sargı bezlerini ve yanında birkaç tane merhemi de beraberinde getirdi. "Söylesene, Lesley. Andy ile ne zaman nişanlanacaksınız? Ona göre seni kesmeye devam edeceğim." Dedi gülerek. Adının lesley olduğunu öğrendiğim doktorun, kaslarının gerildiğini görebildim. "Öyle bir şey olmayacak, Samantha." Dedi ve ani bir çığlıkla yerimden zıpladım. "Tanrım, elim!" diye bağırıp elimi kendime çektim. Ne olduğunu bilmediğim merhem canımı öyle yakmıştı ki, nefes almadığımı fark ettim. Canım acıyordu. Fazlasıyla. "Lanet olsun!" dedim ve ayağa kalktım. Kolumu tutan elden kurtulmak istedim ama bu ona daha çok dönmemi sağladı. "Sadece basit bir merhemdi." Dedi. Kaşlarımı çattım. "İstemiyorum." Diye sızlandım. "Yaralarını sarmam gerek." dedi sakin bir sesle. "Korkunç gözüküyorsun." Diye atladı Samantha. Normal bir durumda olsaydık ona kesinlikle dil çıkarırdım. "Tanrım... Normal kızlar doktoru görebilmek için bir yerlerini keserler. Sense kaçmak istiyorsun. Senin sorunun ne?" dedi. Azarlamıyordu. Hatta eğlendiğini bile görebiliyordum. "Normal kızlardan olmadığına eminim." Dedi lesley. Ellerinden kurtulup tekrar sedyeye oturdum. O da yerini aldıktan sonra, gözlerimi kaptım ve bir an önce geçmesini diledim.

YENİLGİBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!